Ahmet Rasim’in Osmanlı Tarihi
Yaşadığı dönemin önemli gazetelerinde, dergilerinde yazının belli başlı türlerinin hemen hepsinde verimleri olan Ahmet Rasim’in yazıları sonraları betikler halinde yayımlandı.
Öykü, deneme, makale, eleştiri, anı, köşe yazılarının derlemlerinden oluşan “Falaka”, “Şehir Mektupları”, “Ramazan Sohbetleri”, “Eşkâl-i Zamân” gibi betikleriyle bilinen Ahmet Rasim’in, bu yapıtları denli önemli öbür çalışmalarından biri de tarih alanında.
Türklerin “nasıl yaşamış” olduklarının izlerini, Süleyman Şah’dan Sultan Abdülaziz döneminin sonuna çeyin süren Ahmet Rasim, “En önemli hedefim, taze ve genç beyinlere vakaların bilahere ibret dersi şeklinde tecelli eden durumunu göstermekti.” diye özetlediği amacını, dört toparlık yapıtla gerçekleştirdi.
“Resimli Haritalı Osmanlı Tarihi”, öğrencilere okutulmak üzere, onların ilgisini diri tutacak yöntemlerle çağına göre yenilikçi bir biçemle yazılmış, ilk toparı 1910 yılında, İkbal Kitapevince yayımlanmıştır. Yapıtın tümünün, dört toparının yayımlanması sırayla bölük bölük olmuş, dördüncü betiğin 1914 yılında yayımlanmasıyla yapıt tamamlanmıştır. Sonraki yıllarda çeşitli yayınevlerince yeniden yayınlanan yapıt, kimileyin sekiz topar olarak basılmıştır.
Ahmet Rasim, bir aydın sorumluluğuyla konuştuklarının gereğini yapmak üzere bu yapıtı hazırladığını açıkladığı, “Birkaç Söz” başlığını verdiği önsözde, çalışma yöntemleri, anlatım biçemleri üzerine de bilgi veriyor:
Birkaç Söz
“Darüşşafaka’da üçüncü sınıftan, dördüncü sınıfa geçtikten sonra bir gün koridora asılmış ders programına bakarken “Fezleke-i ‘Tarih-i Osman” isimli bir yazı gördüm. O ana kadar tarihi söz olarak işitmiş fakat ne olduğunu bilmiyordum. Derslere başlandı. Bütün derslerin hocası geldi. Ancak tarih hocası yok. Bulunamıyor. Bir kaç ay sonra Rıza Bey isimli bir zat, tarih hocası sıfatıyla sınıfa girip derse başladık. Nasıl; okuma kitabı imiş gibi dere tepe aşarak okuyoruz. Ancak bir fazlası var o da, ezberlemek.
Ne kadar güç. Ne kadar yorgunluk verici bir ders değil mi? Anlamak ihtimali mümkün değil. Cenab-ı Hakk yine Refik Paşa merhumdan razı olsun ki, bir özet meydana getirmek gayretinde bulunmuş. Çok dikkat çekicidir biz o sene Fezlekeyi de bitiremedik. Hatta yarı bile edemedik.
Ertesi sene ise hiç tarih dersi göremedik. Altıncı sınıfta Tarih-i Umumî’ye başladık. Hoca müsvedde getirir, biz temize çekeriz. Zamanı kopyacılıkla geçirdik. Yine de o sene o özet halindeki Tarih-i Umumî’nin ilk çağ kısmını bitiremedik. Velhasıl sekiz sene zarfında tarihin umumi ve hususi kısımlarından ellişer, altmışar sayfa, o da, giriş bölümünü okumakla kaldık.
Mektepten çıkışımızdan sonra, yine aynı maniler ile karşılaştık. Vakanüvis tarihlerini toplamak zordu. Toplansa bile okuyup içinden çıkmak gayr-i kabil.Yazılışları sebebiyle önceden büyük bir vukufla tarihi okumağa hazırlanmak icap ediyordu. “Kâinat”ın Osmanlı tarihi özel bir fikir verdi. Üstelik bir taraftan da tetkike koyuldum. Çektiğim zahmetleri bildiğim ve unutmadığım için: Evvela “Küçük Tarihi Osmanî” adıyla hâlâ mekteplerimizde okunan hülasaları yazdım ki, bunların, yarısından çoğunu devr-i sabıkın “Encümen-i Teftiş-i ve Muayyinesi” içinden çıkardım. Bir kısmını da ben korkumdan eksilttim.
İkinci olarak, mekteplerimizde “Tarih-i İslam” dersini açıklamak fikrini ileriye sürerek, bazı taraflardan tasvip edilmek dolayısıyla “Küçük Tarih-i İslam” adlı bir kitap daha yayımladım. Bu son bir teşebbüstü. Çünkü ondan sonra müstebit hükümetin nazarı dikkati ve merakım, tarih üzerine oldukça dehşetle dikilip kaldı.
Şu kadar var ki yirmi beş yılda, böyle yakın bir zaman zarfında, Osmanlı ve Tarih-i İslâmi olmak üzere çeşitli neşriyat meydana geldi. Derslerde kullanılmak üzere çeşitli sayıda tarihler yapıldı. Üstelik Hükümet, tarihi bizden uzaklaştırdı biz de, ona yaklaşmak arzusu çoğaldı. Gizli gizli tetkiklerde bulunmaya Tarih-i Osmanîye ait Türkçe ve Fransızca eserleri okumağa devam eyledim. İkdam, Sabah, Tercüman-ı Hakikat, nüshalarıyla bazı mecârnı mevkutede sansür’ün izin verdiği, yarı tarih yarı sosyal makaleler o zamanın tarihi hakkındaki en büyük müsaadatını natıktır (anlatır).
Bizde meselâ: En mutena olan ve bir parça yazılmasında itina bulunan, tarih edebiyatımızda bir bölümün mukaddemesini meydana getirmiş olan Naima Tarihini okumak, adeta bir hünerdir. Arapça ve Farsça bilmek ve hatta kendi lisanında adamakıllı bilmek alel umum tarihlerimizin anlaşılması için kafi değildir.
Hususi tarihler ile, resmi tarihçi diyeceğimiz vakanüvislerin yazdıklarını bütünüyle okuyup ilmi tarihlere ve mevzuata vakıf olmak, Osmanlı Coğrafyasının yeni ve eski durumunu iyice bilmek, teşrifat yani protokolü anlatan risalelerini ve yine “Tezakir-i Şuara”yı resmi mektupları araştırmak, gelenek ve göreneklere akıl erdirerek gayret gösterilirse bir dereceye kadar arzu edilen gayeye varılabilir.
Halbuki her Osmanlı kendi tarihini bilmekle mükelleftir. Bu bilme işi tabii ki; bir takım derecelere bölünmüştür. Ama ne olursa olsun birinci derecesi herkes için elzemdir. İşte ben, bu birinci derecede bilgileri anlatan malumatla tarihimizi topladım. Lise seviyesindeki okurlara uygun olması niyetiyle tertip ve tanzim ederek meydana koydum.
Bu eserimizde en çok dikkate aldığım husus “nasıl yaşamış” olduğumuzdur. Bu sebepten harp vakaları ve siyasi hadiseleri örnek seçerek, hayatın sosyal şartlarına bağlı olanlarını “fayda” ismi altında kaleme aldım.
Gelenek ve mazideki ahlakımızı gösteren parçaları bizdeki tarihlerin numunelerini, kısmen de edebiyat-ı tarihiyeyi harb vasıtası ve siyasımızı kara ve deniz kuvvetlerimizin tertip ve düzenini zaman zaman geçirmiş olduğu değişikliklerin tafsilatını eğlencelerimizi düşünlerimizi oyunlarımızı karşılama usullerimizi merasimlerimizi kısaca ıslah olmuş ve bir olgunluğa varan tarihimizi teşkilat ve idaremizi padişah ve önemli kimselerin özel hayatlarına ait düşünceleri tarihten bizim için alınması elzem olan dersleri devlet adamları ile ahalinin münasebetlerinde tabi oldukları değişiklikleri antlaşmaların neticeleri, Osmanlı Tarihinin islam tarihi ve bilhassa umumi tarih ile münasebatını medeniyet terbiyesinin tarih ile olan rabıtasını devletin Avrupa devletleriyle zaman zaman peyda ettikleri münasebetlerin avamı (ahali) ne dereceye kadar çalışmaz bir kavim haline getirmiş olduğumuzu, Osmanlıların Anadolu, Rumeli, Afrika taraflarında münasebet ve temas kurduğu bütün hükümet ve kavimlerin özet halindeki tarihlerini, tarihçilerimizin büyük itimad sahibi olanlarının tenkitleri ve izahlarını fesad ve ihtilallerin şekil ve bunların geleneksel ahlaka ait iç ve dış ayıplanacak sebep hükmünde olarak elan devam etmekte bulunan şikayetlerini cehalet ve taassubun, hükümetsizliğin ve kanunların nizamların geçerliliğinde seçilen usulün uygun olmayan çeşitlerinin zaman zaman ortaya çıkardığı sıkıntı ve üzüntüler, milletin nasıl bir esaretİn altında bulunduğunu gösteren halde ne gibi vasıta ile kandırılıp akıl almaz tarzda hükümet tesirinde bırakılıp hakimiyeti olduğunu velhasıl dahili ve harici siyaset usulümüzde görülmüş iyiliklerle fenalıkları, lise seviyesine kadar yükselmiş bir talibe anlatmak düşüncesini taşıyarak hemen hemen hepsini topladım.
Bu mahsulun ne kadar uzun bir zaman süren çalışma neticesinden olduğunu insaf sahibi olanlar takdir eder. Yetersiz, pejmürde, dağınık, eksik ve sayısı iki yüzü aşan yazma ve matbu tarihi eserler Osmanlı ve ecnebiler dahil tetkik edilmiştir. Öyle zan ediyorumki, böyle hülasa meydana getirmek dolay değildir.
Benim itikadımca, mekteplerimizde ya bu tarzda hazırlanmış tarihler okutulmalı ya da tarih derslerinden sarfı nazar edilmelidir.
Kitabımız hacim itibariyle büyük, muhteviyatı ise bir yılda verilebilmek için fazla görünecek şekildeyse de, maksadımız anlaşılınca bu mahzur ortadan kalkar.
Dersler metin üzerinden yürütülecektir. Talebe faydaları okuyup mütalaa ve tetkik ederek, zaman zaman genel vakalarla birleştirecektir. Tarihin, coğrafya ile olan bütün münasebetleri unutulmamıştır.
Kitabın içinde yer alan haritalardan başka, elle yapılan büyük harita lüzumu da vardır ki bunlar geçmiş eserlerdeki genişliği ve dikkatimizi gösterecektir.
Kıyafet bahisleri, şekil ve şemailin anlatımı, tarihi binalar, merasimlere, ordu ahvaline ait elde edilen resimler, meşhur muharebelerden tablolarıyla silahlar ve gemiler paraların numune ve tarifleri, siyasi vesikalar, evraklar ve bunların tarihi lüzumu görülenlerin kitabımızda resimleri basılıdır.
İlk defa olarak Osmanlı ülkesinde böyle bir tarih yayımlamaya muvaffak olduğumdan dolayı cüretimin çokluğu af buyrulsun. Fakat zamanın başka bir terbiyeye muhtaç olduğunu bağıra çağıra ilan edenlerden biri de ben olduğumdan dolayı üzerime düşen bir vazifeyi hızla yapmak tabiiydi.
Mevzuun büyüklüğü beni adamakıllı, yormasına rağmen tamamlamaktan yılmadım. Böylece Tarih-i Osmaniye dair olan gayretimi bir noktaya toplaması için bir fihrist meydana geldi. Bu bakımdan kitabımı, okuma meraklılarının istifade edebileceğine çok kuvvetli zannım vardır.
Şunu da arz edeyim ki; içindekiler, meşrutiyet fikri nokta-i nazarından muhakeme edilerek yazılmıştır. Geçmişte korku ve riya yüzünden iyi kabul edilmiş bir fikri aynı endam ve kıyafetle sürükleyip yazmadığımdan, okumak ve tertip, geçmiş sözün gelişine aykırılıklar da vardır. En önemli hedefim, taze ve genç beyinlere vakaların bilahare ibret dersi şeklinde tecelli eden durumunu göstermekti. Başarılı oldumsa ilelebet iftihar edeceğim.”
Ahmet Rasim
b. 26-32 (1.Topar)
RESİMLİ HARİTALI OSMANLI TARİHİ'nden...
Kaldırılacakları Döneme kadar Yeniçeriler
Yeniçeri ve cebeci güruhundan denizci, Varna’ya kadar dalkılıç yazılanlar postal akçası adı ile nice başka bahanelerle ahaliden bir çok kimseyi soyduktan başka, boğazdan çıkıncaya kadar pek çok sahilhaneleri yağma etmişlerdi. Devlet harb ateşi içinde yanıp tutuşurken İstanbul’da somun yiyen zorbalar, güya Rusya ile harp ediyorlarmış. Aslında kendileriyle mücadele ve marazadan hali değildiler. Hatta, 1225 (1810) senesinde 25. ortadan bir yeniçeri samurda verme tabiriyle 71. ortaya nakil edilip, 25. orta efradından birini öldürmesiyle bu iki orta arasına ayrılık ve düşmanlık düşerek birbirleriylede tamı tamına iki gün savaşıp, İstanbul sokaklarında barikatları kurup, bir çok kimseyi telef etmiştiler.
Bundan başka ilave olarak da haydutlukları olmak üzere sokaklarda rastladıkları namus ve ırz ehli hanımlara el ve sözlerle taarruz etmeleri, çok çeşitli çirkinlikler taşıyan hallere cüret eder olmuşlardı. Balık pazarı semtinde bir kaç hamal, ırz ve namus sahibi bir hatunu yakalayıp, zor ve cebir kullanarak odalarına götürmek istediklerinde bahse konu hanım feryad-ı figana başlayıp, bunu duyan ahali ise hamallara hücum edip, mütecavizlerin elinden kadıncağızı kurtarmışlarsa da, tahammulünün hududuna erişmiş bulunan ahali “Yeniçeri taifesi, haydutlarını zapt etsin ve illa böyle kimseleri biz elimizle tutup öldüreceğiz!” diye söylenmekte öte taraftan dükkan ve depolarına silah koymağa başladılar. Ahalinin göstermiş olduğu bu azimkar davranış, zorbaya bir ikaz vazifesi gördü.
İçlerinden bazılarını bizzat yakalama yoluna gidip, ahaliyi da tatmin edici tarzda cezalandırma yoluna gittiler. Bu cezalandırma içinde katl kararları ve uygulaması yer almıştı. Ne çareki, ahlakları sükût etmiş bulunduğundan, cebir, baskı, gasp, hırsızlık gibi hususlardan buldukları lezzeti başka halllerde bulamadıklarından, hallerine devam etmekte karar kıldılar.
Yukarıda bahsettiğimiz elim vakalardan sonra bir benzerini Üsküdar’da sergilediler. Şöyle ki: Birkaç yeniçeri aralarında birleşip, Üsküdar’da büyük hamamın işleticisine giderek kendilerine bin kuruş vermesini teklif ederler. Tabii bu isteğin, sadece sözle yapılmadığı izahtan varestedir. Böyle bir teklif ona bağlı cebir gösterisinin altında hamamcı “Müslüman yok mu?” diye feryadı basar. Zaten gergin ortamın, kulakları kirişte tuttuğu bu dönemde, yapılan bu canhıraş feryadı işiten ahali, ellerindeki sopalarla bu yeniçerilere saldırıp, vura vura kendi elleriyle katlederler.
Bu hal İstanbul yeniçerilerinin güçlerine gitmiş olması münasebetiyle, Üsküdar halkına bir baskın vermek azmi taşımışlarsa da, ahalinin artık birbirine tutkunluk gösterip ittifak haline gelmiş bulunduklarını gördüklerinden cesaretleri teşebbüse yetmedi.
Bunun üzerine eşkiyabaşı Halil Ağanın maiyetinde yıkılıp orduya gittiler. Ordu’da bile nice hunhar olaylar meydana gelmekteydi. Balçık muhafazasına tayin olunmuş bulunan Halil Paşaya Ruslar saldırıya geçmiş olduğunda, yeniçerilerin tamamının ar ve namusu bırakarak firara kalkışmaları, Halil Paşayı yalnız ve az kişiyle bırakma durumunu getirdiğinden, tabiatıyla Paşa da orduya çekil emrini vermek zorunda kaldı.
Ordunun savaşmadan yaptığı ri’cat Rusların o kadar çok işine yaradı ki, ellerini kollarını, sallayarak Varna önüne gelip, muhasaraya başladılar. Yine, orduyu hümayunda dalkılıç yeniçerilerle, Taife-i Bektaşiyan arasında fitne çıkarak ağalarını azlettirdiler. 1225 (1810) senesinde orduya gönderilmiş bulunan maaş hazinesini zorla yoldan çevirip, beğenmiş oldukları yedi yüz elli keseyi alarak küsurunun reddini yaptılar.
Ve yine, orduya imdad olarak İstabul’dan temin edilen on bir orta yeniçeri için odabaşılar on üç bin mevcud üzerine tayinat almışlarken Küçükçekmece köprüsünden geçerlerken gizlice sayılıp da kontrol edildiğinden topu topu bin altı yüz kişiden ibaret oldukları ortaya çıktığı gibi, gerek yollarda ve gerek şehirlerden ve bahusus İstanbul’dan çıkarken akla gelmedik kabahatlara cür’et ettiler.
1229 (1813) senesinde yeniçeri ağası, bu serserilerin ileri gelen üç ustasını zindana attığında, öteki ustalar, aralarında anlaşarak hemen yeniçeri ağasına saldırıya geçip, zindana atılma akibetine uğramış arkadaşlarını halas ederlerken saldırdıkları ağayı da öldürmeyi ihmal etmediler.
Netice olarak hülasa edersek, 1241 (1826) senesine kadar, zorbalar, gerek yazılması gerekse tarifi akla zor sığacak cevir ve zulümleri yapmaya devam ederek halkı bizar ettiler. Harb döneminde olsun, sulh zamanında olsun işleri güçleri hastalanmakta olan devletimizin bu nazik durumunda vücuduna sokmuş oldukları melanet neşterleri, düşmanımızın bile yapamayacağı ihanetle ölçülemezdi. Devletimiz ise görüldüğü gibi bu davranış ve ahlaka düşmüş askerle savaşma mecburiyetindeydi…
Eğer devletin bir zamandan beri bu askerle kazanmış olduğu zafer varsa mutlaka, gönüllü ve ümmet askeri de denilen nefir-i âm’ın himmetleri ve gayretleri ile meydana gelmiştir. Aksine yeniçerinin yüzünden hasarlara maruz kalmıştı.
Buraya ilk Yorumu siz yazacaksınız