İÇİNDEKİLER

Soykırımlar Tarihi

Sefa M. Yürükel
Sefa Martin Yürükel

Soykırımlar Tarihi

Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, 9 Aralık 1948’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edildi. Soykırım suçunu uluslararası hukukta tanımlayan sözleşme, tartışmaları da beraberinde getirdi.

 

Görünürde, hangi eylemlerin soykırım suçu olduğunu tanımlayan, bu suçu önlemeyi, cezalandırmayı amaç edinen sözleşme, uluslararası işbirliğine vurgu yapar. Ancak bu tanımlamaların yanlı, eksik oluşundan kaynaklı yaşanılan kargaşa, ilk günden beri sürmektedir.

 

“Soykırımlar Tarihi 1 – Batının İnsanlık Suçları” adlı araştırma betiğinin yazarı sosyal-antropolog Sefa M. Yürükel, dört bölüme ayırdığı çalışmasında, sözleşmeye temel kuramları, uygulamadaki yanlışlıkları aktarıyor. Batılı uluslarca işlenen soykırım suçlarını, bu soykırım suçlarının niteliklerini sıralayan yazar, soykırım sözünden anlaşılması gerekenin ne olduğunu yaşanmış örneklerle açıklıyor.

 

Batının İnsanlık Suçları

 

Sefa M. Yürükel, iki yüz yirmi sayfalık betiğine, çalışma yöntemini, izlediği yolu açıklayarak başlıyor:

 

“Elinizdeki soykırımla ilgili bu kitap dört bölümden oluşmaktadır.

 

Birinci bölümde batılı teorisyenlerin soykırım konusunda teorilerine ele alarak, bu teoriler ve hukuki düzenlemeler arasındaki farklılıkları açıkladım.

 

İkinci bölümde on dört ayrı alan konusunu işleyerek, batılı uluslar  tarafından son altı yüzyılda gerçekleştirilen soykırımların ve soykırımcı tehcir olaylarının birer tarihsel açıklamasını, örneklerle, batılı kaynakların kendi velilerini kullanarak ve batılıların kullandıkları yöntemlerle, bilimsel bir disiplin içerisinde ortaya koydum.

 

Üçüncü bölümde soykırımla ilgili araştırma yapan bilim adamlarının perspektif ve amaçlarına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaştım ve soykırımı, soykırımcı teşhiri, ikinci bölümde yer alan on dört örneğine dayanarak kategorisel olarak ele aldım ve analiz ettim.

 

Dördüncü bölüme, konunun akademisyenler, öğrenciler, araştırmacılar, araştırma merkezleri, medya ve genelde kamuoyu tarafından daha iyi algılanması ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde de iyi bir şekilde değerlendirilmesi, okuyucuların gerekli bilgi bildirmelerini sağlamak amacıyla, konuyla ilgili uluslararası sözleşmelerin yedi belgesini ekledim.”

 

Soykırımla ilgili çalışmaların geçmişine ışık tutan bilgiler, egemenlerin, kendi işledikleri suçları, suç saydırmama çabasının varlığını açıklıyor. Sözleşmenin görünen yüzünün ardındaki karanlık tutumu öne çıkarıyor:

 

“1948 yılında birleşik milletler tarafından kabul edilen ve öykülerin iç hukukuna sokulması istenen soykırımın tarifi ve cezalandırılması Sözleşmesi (Jenosid / Genocide) hukuki olarak şu şekilde tanımlanmıştır;

Sözleşme iki: bu sözleşmede, soykırımın anlamı, aşağıda sayılan olayların ulusal, etnik, Öksel veya dinsel bir grubu, bu niteliği yüzünden kısmen veya tamamen yok etmek kastıyla işlenmesidir:

Grup üyelerinin öldürülmesi
Grup üyelerinin fiziki ve zihni sağlığını bozucu eylemler;
Grubun, kısmen veya tamamen fizik varliginin yok olmasına neden olacak yaşam koşullarına tabi tutulması;
Gruba ait çocukların zorla bir başka gruba transfer edilmeleri.

 

İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri, kendi aralarında anlaşarak, kendilerini yargılayabilecek olan bir sözleşmeden şiddetle kaçınmışlardır. Soykırımla ilgilenen araştırmacılar bunun sebebinin, müttefik devletlerin özellikle sömürgelerde işledikleri kültürel soykırımlar (culturcide) ve Sovyetler ve yandaşı olan ülkelerin 1948 yılı öncesi oluşan ve 1948 yılı sonrası oluşabilecek sınıf diktatörlüğü’nün yarattığı siyasi soykırım suçlamalarından dolayı, suçlamalarının önüne geçilmesi olarak görmektedir. Bu nedenle yukarıdaki bahse geçen soykırım kavramları Rafael Lemkin’nin hazırladığı 1946 yılındaki birleşik cinayetlerin soykırım sözleşmesi taslağından bu iki konuda, ikinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerinin aralarında uzlaşmaya varmaları ile birlikte sözleşmeden çıkarılmıştır.”

 

Sefa M. Yürükel’in, “Soykırımlar Tarihi 1 -Batının İnsanlık Suçları” adlı araştırma betiğinin ilgi çeken yanlarından biri de günümüze dek işlenen soykırım suçlarını, bilimin ışığında, doğru bilgilerle, tarafsız bir yaklaşımla okura sunması.

 

 

SOYKIRIMLAR TARİHİ'nden...

 

Norveç ve İsveç’te Samilerin Tehciri ve Asimilasyonu

 

Asya kökenli bir halk olan Samiler, Ural-Altay dillerine mensup olup yüzyıllardır bulundukları coğrafyada göçebe hayatı yaşamaktadır. Bundan 4000 (kimilerine göre 10.000) yıl önce Asya’dan gelip İskandinavya’ya ve Rusya’nın Kola yarımadasına yerleştiler. 17. yüzyıldan itibaren, İsveç-Norveç Samiler, Hristiyan yapılarak (Lestedian’cı Hristiyan) asimile edilmeye çalışıldılar. Samileri, kendi iç sömürgesi yapan İskandinavlar, bir çok bakımdan Samilere karşı sistemli olarak yaptıkları, kültürel ve sosyal asimile politikalarında başarılı oldular. Samiler, İskandinavlar tarafından sistemli olarak uygulanan asimilasyonlar nedeniyle etnik olarak tamamen yok olmamak için, 1956 yılından itibaren Finlandiya, İsveç ve Norveç’te, kendi aralarında bir Sami konseyi oluşturdular. Bu yolla, kendi aralarında kültürel, sosyal ve siyasi ilişkiler geliştirdiler. Günümüzde Norveç’ten, Rusya’nın Kola yarımadasına kadar olan geniş coğrafyada, yaygın olarak yaşayan Samilerin, günümüzdeki mevcut demografisine baktığımızda, yaklaşık, Norveç’te 25.000, İsveç’te 17.000, Finlandiya’da 4.000, Rusya’da ise 2.000 Sami olduğu belirtilmektedir. Bunun dışında ise İskandinavların yaptıkları baskı ve asimilasyon politikası nedenleriyle, geçmişte Sami olduğunu söylemekten korkup da, Sami olduğunu yeni yeni kabul eden insanlar da, tekrar bu demografik yapılanmanın Samiler lehine oranlanmasını artırdılar.

 

Sami bölgelerini tamamen Norveçlileştirmek

 

Samilerle ilgili etnik, kültürel ve ekonomik soykırım amaçlı asimilasyon olaylarına tarihsel gerçekler ışığına bakıldığında ve analiz edildiğinde, 1600’lü yıllarda, Danimarka-Norveç Krallığının, Sami bölgelerini tamamen Norveçlileştirmek için, ustaca ve sert bir asimile politikası üretmeye başladığını görüyoruz. Krallık, nihai hedefi Samileri yok etmeye yönelik olan soykırımcı asimilasyon politikası gereği, bir yandan Samileri kilise kanalıyla Hristiyanlaştırırken diğer yandan da açtıkları okullarda, Sami çocuklarına sadece Norveççe ve Danimarkaca lisanları üzerinden dersler verdi. Samilerin dilinin, başta okul ve Samilerin günlük yaşamlarından çıkarılmasını sağlamaya çalıştı. Aynı zamanda Krallık, Sami olan herkesin, sadece Norveççe ve Danimarkaca düşünmesini (hafıza terörü), Norveç-Danimarka gelenekleri ile yetişmesini hedefleyerek, Samiler üzerinde bir etnik soykırım (ethnocide), sosyal soykırım (socialcide) ve kültürel soykırım (culturcide) gerçekleştirdi.

 

Norveç Krallığı, 1700’lü yıllarda, Sami bölgelerinde nüfuz edinmek ve Samileri asimile etmek için, Samilerin o dönemde, yaygın olarak yerleşik olduğu Trondelak, Northland, Troms ve Finmark bölgelerine ardı ardına kiliseler yaptırdı. Krallık, buralara, geniş topraklar vererek özendirdiği Norveç asıllıları yerleştirerek, bir tür işgal ve coğrafi asimilasyon politikası başlattı. Krallığın bu stratejideki temel amacı, denize yakın yaşayan kıyı Samilerini Hristiyanlaştırmak, Samileri gelenek ve göreneklerinden arındırmaktı. Misjonen (Devlet Kilisesinin kolu) vasıtasıyla, Samiler üzerinde, krallığın tam bir kontrolünü kurmaktı. Kilise, bir yandan Samileri hristiyanlaştırırken, dini inanç, gelenek ve göreneklerini korumaya çalışan her Sami’yi de ağır biçimde cezalandırıyordu. Talimatlara uymayan bir kısım Sami’yi ise, ölüme mahkum ediyor ve yakarak (engizisyonlar da olduğu gibi) idam ediyordu. Nihai hedefi Samileri yok etmek olan Krallığın, asimilasyon politikasının bir ceza versiyonu olarak, Norveç’in Finmark bölgesinde, aynen İspanya’da olduğu gibi engizisyon kanunları uygulanmaya başlandı. Bu engizisyon uygulamalarında 1500 yılından 1600’lü yıllara kadar, çeşitli suçlamalarla karşılaşan 40.000 kişi ölüme mahkum edildi ve insanlara ağır bir biçimde ruhi ve fiziki eziyetler yapıldı.

 

1852 yılında, Krallığın bu asimilasyon (yok etmeye-soykırıma yönelik) uygulamalarına dayanamayan Samilerden bir grup, dini gerekçelerle, Norveç’in Finlandiya sınırına yakın Koutokeino bölgesinde ayaklandı. Ayaklanma kanlı bir şekilde bastırıldı. Ayaklanmanın iki lideri, 1854 yılında ölüme mahkum edildi ve kafaları kesilerek idam edildi. Ayaklanan liderlerin kesik başları ise ibret olsun diye, Oslo’da Kral’a gönderildi. Gövdeleri ise, Krallığa isyan gerekçesiyle lanetlenip kilise mezarlığının dışına gömüldü.

 

Norveç Samilerinin liderlerinden, Kafjordlu Mary Mikalsen Trolvikk, Norveç’in Samiler üzerinde asırlarca süren bu asimilasyon (kültür ve dil soykırımı (ethnocide-culturcide)) siyasetinin sonuçlarını, 1993’te yerli halklarla ilgili uluslararası bir konferansta yaptığı konuşmada şöyle anlatıyordu:

 

“Ben, 1940-1950’li yıllarda daha çocukken, bana, günlük hayatta Samice konuşursam geleceğimi mahvedeceğim anlatılıyordu. Bir yerlere gelmek istiyorsam, sadece Norveççe konuşmam gerektiği belirtiliyordu. Arkadaşlarımla oynarken, eğer yanımızda Sami olmayan biri varsa, kesinlikle Samice konuşamıyorduk. Norveççe bilmeyen ailelerimize bile, bu konuda, kesinlikle boyun eğdirmişlerdi. Aileler çocuklarının geleceğini düşündüklerinden ve çekindiklerinden, çocuklarının sadece Norveççe konuşmalarını istiyorlardı. Benim okul yıllarımda, düşüncelerim de dahil olmak üzere her türlü yaşam tarzım, sadece Norveççe gelişti. Bu durum Sami dilinin bir çok yerde tamamen yok olmasını, Samiler arasında Norveç’te kariyer sağlayabilmek için, Sami olmaktan ve yaşam tarzından kaçınılması düşüncesini oluşturdu. Bu da Samiler tarafından kullanılmaktan kaçınılan Sami kültürünün, gelenek ve göreneklerinin gittikçe yok olmasının yolunu açtı.”

 

Norveç’in soykırıma yönelik bütün bu asimilasyon politikalarının sonucu olarak, bölgede, Samilerin göçerlik alanları giderek kısıtlandı. Samilerin yaşadıkları bölgelere, devlet politikası gereği, devlet tarafından planlı bir şekilde özendirilerek ve mal mülk hediye edilerek (sözde satın aldırılarak) artan bir şekilde Norveçliler yerleştirildi. Bu durum görünüşte yasal, fakat içerikte klasik bir temizlik uygulaması olarak, bin yılların Sami yaşam alanlarından, Samilerin sürülmesi ve Norveçlilerin bu alanlara yerleşmesi (işgal) neticesini doğurdu. Krallık böylece, yüzyıllarca yaptıkları baskılarla ve her yüzeyde yaptıkları tehdit politikalarıyla, Samilerin, kültür, gelenek, ikamet, ekonomi ve başka her türlü yaşam tarzlarını sindirmeyi başardı. Geçmişten kaynaklanan bu neticeden dolayı bugün de görüldüğü gibi, Norveç Sami halkının büyük çoğunluğu Norveçlileştirildi. Samilerin geriye kalan çok az bir kısmı ise, devletçe kontrol edilen, folklorik ve “tehdit teşkil etmeyecek” bir topluluk haline getirildi.

 

Sami bölgelerinin İsveçliler tarafından sömürgeleştirilmesi

 

1600 yıllarından itibaren, İskandinavya’daki Samilerin asimilasyonu ve tehciri politikası, Norveç’te olduğu gibi İsveç’te de uygulamaya konuldu. 1606 yılından itibaren İsveçliler, asimilasyon politikaları gereği, Sami çocuklarını kaçırarak İsveç’in Uppsala şehrindeki dini okullarda Hristiyan dinini kabul ettirip, Şaman dinini reddettirerek, papaz yapmak için Hristiyan din eğitiminden geçirildi. Böylece İsveç Krallığı, din kurumları aracılığıyla yetiştirdikleri Sami etnik kökenine sahip papazlarla Samiler arasında Kral’ın asimilasyon politikalarını sağlamayı tasarlıyorlardı. Kaçırılan Sami çocuklarının çoğu ise, zorla yapılan bir soykırıma yönelik asimilasyona direndi. Önemli bir kısmı Uppsala’daki Hristiyan din eğitiminin verildiği okullardan kaçıp tekrar kendi topraklarına katıldı. Bu durumun sonucu olarak, İsveç devleti, asimilasyon politikasında zorlanmaya başlandı. Bundan dolayı, İsveçliler, yeni tür asimilasyon metodları geliştirmeye ve denemeye başladılar.

 

1900’lü yılların başlarında, Sami bölgelerinin İsveçliler tarafından sömürgeleştirilmesi ile birlikte, buralarda yaşayan Samilerin yüzyıllardır yaşam tarzları ve geçim kaynakları olan yaylalar, geyik sürülerini otlatma alanları, ormanlık alanlar ve ekilebilir alanların büyük bir kısmı, İsveç Krallığı tarafından, Samilerin ellerinden alındı ve hareket olarakları kısıtlandı. Bu durum Samiler açısından ekonomik soykırımdı (economicide). Sami yerleşim ve yaşam alanlarına İsveçli aileler yerleştirildi. Aynen Norveç’te olduğu gibi Krallık, ekilir biçilir alanlara el koyarak, yeni gelen İsveçlilerin kullanımına verdi. En verimli ve en iyi alanların ellerinden alınması karşısında Samiler, Krallığın gösterdiği kısıtlı, verimsiz alanlara yerleşmeye zorlandı. Bu durum Samilere karşı planlı bir etnik, ekonomik, sosyal ve kültürel temizliğine (ethnocide, economicide, socialcide ve culturcide) ve devletin soykırımcı asimilasyon politikasına uygun olan, soykırımcı bir tehcirin oluşturulmasına yaradı. 1600 yılından başlayarak, İsveç Devletinin sistemli bir biçimde yürüttüğü bu soykırımcı asimilasyon politikası, 2000’li yıllara kadar sürdü.

 

1990 yılında Sveg bölgesindeki İsveç mahkemesinde devlet, yeşillik alanlardaki doğayı koruma adı altında, Samilerin en önemli yaşam kaynağı olan hayvancılık (geyik yetiştirme ve otlakları) ve kışlık yerleşim bölgeleri olan ormanlık bölgelerde, geyik sürülerini toplama ve otlatmak konusunda, bölgede yaşayan dört Sami topluluğu hakkında, orman bölgelerinde sorun oluşturdukları gerekçesiyle dava açıldı. Şubat 1996’da mahkeme, Samilerin ormanlık alanı kışlık olarak kullanamayacağı konusunda karar verdi. Karardan hoşnut olmayan Glen Samilerinin lideri Olav Johanson, mahkeme tarafından verilen kararı, İsveç’in diğer soykırımcılardan bir farkı olmadığını belirterek şu şekilde yorumluyordu:

 

“Biz, bu bölgenin yerlileri için, bu karar beklenmeyen bir karardır. İsveç adaleti hiçbir şekilde yerlilerin insan hakkını korumamaktadır. Bizim varlığımıza karşı alınan bukarar, İsveç’in diğer sömürgeci iktidarlardan hiçbir farkı olmadığını göstermektedir. Bize, bu durumda ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmaktadır. Sanki yüzyıllardır buralarda var olan yaşam tarzımız ve kültürümüz bilinmiyormuş gibi bize karşı tavır alınmaktadır.”

 

Sözde mahkeme kararıyla ve yasal olarak ormanlık alanlardan şehirlere ve diğer İsveç yerleşim alanlarına sürülen Sami toplulukları, bin yıllardır üzerlerinden kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasi örgütlenmelerini yarattıkları yaşam alanlarından atılmışlar ve mevcut yaşam tarzlarını koruyamamışlardır. Bu anlamda Orman Samileri, İsveç’in esas planı ve hedefi olan asimilasyon yoluyla onları yok etme planlarının kurban olmaktan büyük ölçüde kurtulamadılar.

 

Soykırımlar Tarihi 1 – Batının İnsanlık Suçları, Sefa Martin Yürükel, Near East publishing, Nicosia, 2005
S.37-40

EDE YAYIMCILIK

bilgi@edekitap.com
Buraya ilk Yorumu siz yazacaksınız

Yorumunuzu Ekleyiniz