İÇİNDEKİLER
Title Image

“Türkçem, benim ses bayrağım…”

Fazıl Hüznü Dağlarca
fazıl hüsnü dağlarca

“Türkçem, benim ses bayrağım…”

“Türkçem, benim ses bayrağım…” dizesiyle akla geliveren bir ozan Fazıl Hüsnü Dağlarca. Cumhuriyet döneminin özgün, üretken ozanı, bin dokuz yüz on dört yılının sekizinci ayının, yirmi altıncı günü İstanbul’da doğdu.

 

Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Nurullah Ataç gibi yazarların yazıda gösterdiği dil bilincini, koşukta sürdüren Dağlarca, dilin köklerinden, dallarından beslenen, arı, duru Türkçenin yaygınlaşmasını sağlayan bir çaba içerisinde oldu. Dilin, ulusun kimliğinin en önemli öğesi, en güçlü göstergesi olduğunu bilerek, Türkçenin ezgisini, tartımını duyarak yazdı.

 

Öznesi “Kara Bakır” görünen, eğretilemelerle dolu bir dizi koşuk yazdı: “Kara Bakırın Dövülüşü”, Kara Bakırın Evi”, “Kara Bakırın içindekiler”, Kara Bakırın Rahatlığı”, Kara Bakırın Acısı”,  “Kara Bakırın Soğuması”, “Kara Bakırın Hacız Vaktı”.

 

Yaşamın yalın gerçekliğini, toprağı, emeği, alın terini; yaşam döngüsü içerisindeki tüm nenleri, varsıllığı, yoksulluğu, çileyi, direnci “kara bakır” ile özdeşleştirdi. “Kara bakır”, dayanıklılığı, direnciyle Türk halkının yerine geçti. Değişmecelerin yol gösterdiği koşuklarda, dilin arılığıyla türkü gibi akıp giden sözler, ozanın, halkın değerlerine duyduğu saygıyı da betimledi.

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, “Aldı Kara Bakır Bakalım Ne Dedi ” diyerek başlattığı “Kara Bakır” koşuk dizisi, Yapı Kredi Yayınlarınca yayımlanan, üç topar tasarımlı “Fazıl Hüsnü Dağlarca – Bütün Şiirleri” adlı betiklerin birinci toparında yer alıyor.

 

İki bin sekiz yılının onuncu ayında, doksan dört yaşında İstanbul’da acun ömrünü tüketen Fazıl Hüsnü Dağlarca, geride, sözünden ezgisine, ana sütü gibi ak “Türkçe” yapıtlar bıraktı. Yini, Karacaahmet gömütlüğündeki yurt toprağının temiz koynuna yerleştirildi. Allah rahmet eylesin, tini esen olsun.

 

BÜTÜN ŞİİRLERİ'nden...

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca

KARA BAKIRIN DÖVÜLÜŞÜ

 

Vur demirci vur, çekildi besmele,

Yabancıyım, şehriniz bana uzak.

Ayrıyım kaplardan, kacaklardan,

Her tarafım dağ kokar.

Ne bileyim bir şey taşımasını,

Buğday olsun, ışık olsun, su olsun,

Vur ki eğri yerlerim düzele.

Kapılmış düşüncem vuruşlarındaki sele,

Mağaralar benim hala, ormanlar benim.

Nasıl düştüm sessizliklerden bu gürültüye, belli değil.

Nasıl kayboldu toprak, bilinmez.

Kıvılcımlar sıçrar yüzüme gözüme hep,

Ateşten geçerek varılırmış, anladım,

Güzele.

Vur ki bana da akıl gele,

Oğul dövüle dövüle pişer.

Parıl parıl nefesi körüğün,

Hayat verir yaşamalarıma sessiz,

Vur ki uyanayım yalnızlığın uykusundan gayrı,

Bir göreyim neymişler, nasılmışlar,

insanlar alıp götürsün beni hele.

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca Bütün Şiirleri

KARA BAKIRIN EVİ

Ali Dede evimizin ağası,

Dağlarla ağarmış,

Boyu upuzun,

Elleri yarık yarık,

Altmış yaşında güllü çevre bağlar,

Beş vakit namazında,

Gülsüm Nine, evimizin duası,

Sarı öküz, evimizin babası,

Tarlayı sürer.

Bir ağalığı var cümleden gayrı,

Kış günü dışarda kalır çoğu zaman,

Sığmaz bizden sonra dama,

Görmez, konuşmaz,

Kör eşek, evimizin cefası.

Emine kız, evimizin urbası,

Basma giyer hepten.

Harman sonu almıştık bıldır,

Maviden maviden, dallı dallı,

Ama oğul başka şey,

Başka şeyler düşündürür,

İsmailcik evimizin arkası.

 

fazıl hüsnü DağlarcaKARA BAKIRIN İÇİNDEKİLER

 

Günüm geçer bulgur ilen, un ilen,

Kaynar, kaynar, akşamüstü susarım.

Tezek kokar üstüm sapıma kadar,

Gecem gelir is içinden, duyulmaz.

Üşüşürler ev halkı dört yanıma,

Toprakla boşalmış, yerle dolmuş hepisi,

Onlar bilmez, benim onları bilen.

Uyanırım köpeklerin sesiylen,

Su katar bağrıma nine kaynatır.

Katık eder bulgurun kokusunu,

Sabah ezanı cümlesi şevk ile.

Uzun karanlıklardan bir şey mi korsun, de gayrı,

Ne sinmiştir kınalı ellerine ninecik,

Çıkmaz meydanlara hilen?

Ölçmez oldu kara derdimi kilen,

Yağı görmez oldum, eti unuttum.

Ot pişende acır dağların üstü,

Kök pişende yerin altı sızılar.

Sürer gider tarlaların, tarlaların ağrısı,

Kara bakır biter mi hiç,

Kısmetin, çilen?

 

fazıl hüsnü DağlarcaKARA BAKIRIN RAHATLIĞI

 

Tahta kaşık üzerime yakışır,

Kara kara, alımsı.

Rahatlığım samanlığı soldurur karanlıkta,

Başıma çöken ferahlar yeniden.

Çıkmışlar sapandan, girmişler köşelerine,

Karışırlar saadetine cümlenin,

Sarı öküz eşek ile tokuşur.

Hepsi güler takışır,

Ocağın alavından.

Gider yorgunluğu dağın, taşın, usulca,

Bir şey girer yüreklere sahapsız.

Yakıttır, beklemezler artı nazımı,

Diz kırarlar çul üstüne,

Dost elleri bazlamayla dövüşür.

Dedem, Emine kıza yalancıktan çıkışır,

İsmailim yutkunur, dayanamaz.

Parmakları titrer biraz Gülsüm Nine’nin,

Bilmiş bilmiş.

Bulgur da soğan da var bu gece,

Yüze vurur dumanım,

Çoluk çocuk birbirine bakışır.

 

fazıl hüsnü Dağlarca

KARA BAKIRIN ACISI

 

Görüverdim gittiğini öküzün,

Eşeğin peşi sıra.

Kopmuştu samanlığın bir ucu sankim,

Devrilmişti yer, yer üstüne.

Dedem tutmuştu pazarın yolunu önlerinde,

Vergi ayıydı, toprak korkudan kurumuştu,

Yaprakları savruluyordu güzün.

Keyfi kaçmıştı düzün,

Bir ses duyulmazdı; anıran, böğüren, dağa karşı

Artık solukları kokmazdı yüze taraf.

Ninemin gözleri sulu sulu olmuştu,

Öbür yanı süpürmüştü hemen Eminem.

İsmail ağlamıştı dün gece düşünde,

Yüreğine malum olmuştu tüysüzün.

Gördük ardını önümüzün,

Yollardan öte yollar varmış.

Borcu birikirmiş kişinin bazı bazı,

Alırmış, götürürmüş canını satılığa.

Sardı beni bir düşünce ateşten ateş.

Sonu pazara mı çıkar

Gecenin, gündüzün?

 

fazıl hüsnü DağlarcaKARA BAKIRIN SOĞUMASI

 

Bilmem ateş nere göçmüş,

Üşürüm, üşürüm gayrı.

Ocak soğur, düşüncelerim soğur,

Karanlıkta kalır vaktim geçecek.

Toprak altındaki düşüm,

Yutar beni,

Ağzın açmış.

insanlığım hemen uçmuş,

Dönmüşüm dağlara geri,

Ay doğmuş köyün üstüne,

Bütün demirler, bakırlar yitmişiz.

Her yer ışımış yenice,

Varmış felek,

Herkes birer yıldız seçmiş.

Suyum içmiş,

Cümle madenler uyanmış uykudan,

Soğumuşum çaresiz,

Ayrılmışım ev halkından üç gündür.

Suçlu suçlu düşünürüm, anlarım:

Acıları benden öte,

Kederleri beni geçmiş.

 

fazıl hüsnü DağlarcaKARA BAKIRIN HAClZ VAKTl

 

Bak hele omuzlarındaki silaha,

Bak hele çocuk.

Kapanmamış vergi borcu, nidelim,

Hacze gelmiş üç kişi.

Talaş etme ninem, indir ocaktan,

Unum yok, bulgurum yok,

Kimse girmez günaha.

Varın bakın samanlık aha,

Benden gayrı işinize yarar yok.

Gideceksem yapyalnız gideceğim,

Kocaman pazarlara, kocaman kocaman.

Dedem, ninem, çoluk çocuk karanlıklarla dolu,

Karanlıklarla dolu dam;

Gün doğmamış, epeyce var sabaha.

Suç etmedim bunca yıldır vallaha,

Haram lokma yemedim.

Ne anlarım ben kitaptan, vergiden,

Görmem, bilmem ev halkından gayrısın.

Toprak altından kara bir türkü gibi inmişim,

Isınam biraz daha.

 

s. 617 – 623

Ede Yayımcılık

ahmetkomecoglu@yahoo.com.tr
Buraya ilk Yorumu siz yazacaksınız

Yorumunuzu Ekleyiniz