Malta Konferansları
Türk Devletinin başkenti İstanbul’u, 13 Kasım 1918 günü işgal eden İngilizler, çıkarlarına ters düşen devlet adamları, paşalar, mebuslar, gazeteciler, yazarlardan oluşan yüz kırk beş Türk aydınını, 28 Ocak 1919 günü önce Limni adasındaki Mondros kentine, ardından Malta’ya sürgün etti.
Yurdu, yurttaşı için çaba gösteren, direnen, sözü dinlenir kitleyi etkisiz duruma getirmek için Ziya Gökalp ile öbür aydınlar, 16 Aralık 1918 Mondros Mütarekesi sonrası, İtilaf Devletlerinin baskısıyla kurulan Divan-Harp-i Örfî’de yargılandı. Kürt Nemrut Mustafa Paşa başkanlığındaki “düzmece” mahkemece, öbür ittihatçılarla birlikte önce ölümle cezalandırıldı, sonra sürgüne gönderildi.
“Malta Konferansları”, Ziya GökaIp’in Malta’da sürgünde iken yakın çevresine verdiği söylevlerden, toplulukta bulunan, adı bilinmeyen bir tecimenin, defterine yazdığı, döneminin havası içerisinde yapılan değerlendirmeleri içeriyor.
Ulu düşünürün aydınlatıcı bilgilerinin, günümüze ulaşmasını sağlayan “defter”in, gizemli bir öyküsü var. Betiğin sunuş yazısında M. Fahrettin Kırzıoğlu, defterle ilgili ulaşılabilen tüm bilgileri “sunuş” yazısında ayrıntıla bir biçimde aktarıyor: “Bu Konferans Notları’nın yazıldığı ‘Defter’ in aslı bir ‘Ortak Ticarethane Hesabı’na aitken, İstanbul’ dan Malta’ya götürülmüş olduğundan, öteki yüzü de, ‘Konferans Notları’ için kullanılmış ve sonradan üzerine, dört ayrı kimsenin yazıları yazılmıştır.”
Kırzıoğlu, dört bölümden oluşan söylevler için, “Başlangıçtan Meşrutiyet’in Sonuna Değin Türklerde Devlet Düzeni” diye adlandırılabileceği görüşünü paylaşıyor. Betikte içerik bölümlenmesi, konu bağlamı ile alt başlıklar biçiminde şöyle sıralanıyor:
I. KONFERANS
Malta, 23 Teşrini evvel [Ekim] 1919
Eski Türk Dinî Teşkîlâtı – Türklerin İslâm Oluşu – Abb’asî Ordusunda Türkler
“Eski Türk Dininde Dörtlü Tasnif”, “Eski Türklerde Sekizli ve Yirmi dörtlü Teşkîlât”, “Yakut Türkleri Dininde Şaman ve Hâmî Ruhlar”, “Eski Türkler ile Arapların Başka Kavimlere Verdiği Sıfatlar”, “Türklerin Tat, Tatar, Tavgaç Adları”, “Eski Türklerin Atlı Göçebe Hayatı-Buda Dinini Neden Benimsemedikleri”, “Türklerin İslâm Dinini Gönüllü Benimsemelerinin Sebebi”, “Arapların Eski Dini ve Benî-İsrail’in Yahovası”, “Beynelmilel Büyük Dinler, Ümmet Dini”, “İslamiyet’in Ümmet Dini Oluşuna Uyulmaması (634 – 750)”, “Emevîlerin Yıkılış Sebebi, Halif e Mu’tasım’ın Türk Ordusu”, “Müslüman-Türk Hakaniye Karahanlı ve Selçuklu Devletlerinin Farkları”
II. KONFERANS
Malta, 27/28 Teşrini evvel [Ekim] 1919
Kavim ve Ümmet Devirleri – İslamlığın Türklere Tesiri – Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlığa Tesiri – Osmanlı İmparatorluğu Düzeni – İslâmiyet’in Milletler Cemiyeti’ne Müsaitliği
“Kavim Devri ve Ümmet Devri”, “Türklerin İslamiyet’i Kabulüyle Temsil ve Temessülleri”, “Halifelik Nüf’usunun Azlığına Bulunan Çareler”, “Eski İran Devlet Teşkîlâtının Abbâsîlere Tesiri”, “Türkler Sünnî Oluyor. Arazi Geliri Orduya Ayrılıyor”, “İslâm Devrinde Türkçeye Birçok Yabancı Kelimeler Girmesi – İran ve Anadolu Selçukluları Arasındaki Farklar”, “Eski Türk Saltanat Hanedanı-Veraset Töresi ve Osmanlılar”, Osmanlıların İmparatorluk Kurmasının Anavatana Faydaları”, “Ümmet’e İmparatorluk Yaraşır – Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlık Teşkîlâtına Tesiri”, “Avrupa’da Reform ile Başlayan Yenilikler imparatorlukları Sona Erdiriyor”, “Ümmetin İnhilâli ile Milliyet ve Beynelmilel Devresine Geçiş”, “Demokrat Olan İslamiyet, Milletler Cemiyeti’ne Müsaittir”,
III. KONFERANS
Malta, 30/31 Teşrini evvel [Ekim] 1919
İslam Aleminde Kölemen Türk Hakimiyeti – Gaznevî ve Hakanîye Devletleri – Osmanlılar’ da Devlet Idaresi ve Düzeni – Mevkib-i Hümayun -Köylüler – Ocak, Enderun, Medreseler – Eski Düzenin Bozulması – Celaliler, A’yanlık
“Türk Kölemenlerin İslâm Âlemine Hâkim Oluşu, Sebük-Tigin”, “Müslüman Türk Devleti Hakaniye/Karahanlı ile Gaznevîlerin Farkları – Selçukîler”,”Osmanlılarda Yeniçeri ve Kapukulu”, “Osmanlılarda Eyâlet Askeri, Üç Hazine ve Dirlik Arazisi”, “Osmanlı Pâdişahının Salâhiyeti, Sadrazamın Hükümet İşlerinde İstiklâli”, “Osmanlılarda Mevkib-i Hümâyûn Devlet Demektir”, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Köylülerin Hukuku”, “Osmanlılarda Yeniçeri Ocağı, Enderûn ve Medreselerin Gaye Birliği”, Devşirmelerin ‘Türk’ olmaları – ‘Müteferrika ‘lar”, “Dirlik Düzeninin Bozulması, Vergi Mültezimleri”, “Âyânlar, Mütesellimler, Celâlî İsyanları, Üç Türlü Sancak İdaresi”
IV. KONFERANS
2/3 Teşrîn-i sanî [Kasım] 1919
Nizâm-ı Cedîd – Dirlik Yerine Maaş – Verâset Usûlünde Değişme – Tanzîmât’ın Gayesi – Islahât Fermânı – Meşrûtiyete Doğru – Adem-i Merkeziyet – Sanat ve Yaşamada İkilik – Meşrûtiyet ve Milliyetçilik – Din Telâkkisinde Değişme – Milletler Cemiyeti – Türkçülük ve Millî Harsımızı Koruma
“Nizâm-ı Cedîd ve Eski Dirlik Sahiplerine Maaş Bağlanması”, “Osmanlı Arazi Kanûnu ve Veraset Usulünde Değişme”, “Osmanlılardaki Eski Adlî, Mülkî ve Askerî Salâhiyetler Tanzîmât’la Ayrılıyor”, “Tanzîmât’tan Sonraki Islahât’ ta Avrupa Devletlerinin Hoşuna Gitme Gözetildi”, “Islahât Fermanı ile Gayr-i Müslimlere Tanınan Üstün İmtiyazlar”, “Âlî Paşa’nın Gayr-i müslim Cemaatler İçin Adem-i Merkeziyetçiliği”, “Tanzîmat’tan Sonra Birçok Hususlarda Görülen İkilikler”, “Türkiye’ de Meşrûtiyet’in İlanı ve Gayr-i Müslimler”,”Meşrûtiyet İdaresiyle Türklerde de Milliyet Fikri Uyanıyor”, “İslâmlıktaki Üç Hükümet Şekli: İlâhî, Saltanat ve Hâkimiyet-i Milliye”, “Dinin Tarz-ı Telâkkisinde Değişmeler ve Neticeleri”, “Türklerin Kavmî Yapısı ve Devletin Devşirmelere, Yabancıya Fazla Riâyeti”, “Şimdiki (1919’da) Cemiyet-i Milel, Hakikîsi Değildir”, “Türkçülük Anlayışı Nedir? Millî Harsımızı Nasıl Geliştirmeliyiz?”, “Hakikî Âlimler ve Softalar – Meşrûtiyetimizi Yıkmak İsteyenler”
MALTA KONFERANSLARI'ndan...
Ziya gökalp’in 30/31 ekim 1919 günlerinde verdiği üçüncü söylevin, dokuz, on, on bir, on iki sayılı başlıklarında aktardığı bilgiler:
Osmanlı Padişahının Eşsiz Üstünlüğü
Ma’nevî cihete bakarsak, “Asil” olarak, (yalnız) bir Padişah Hanedanı (mukaddesleşen, “Âl-i Osman”) vardır. Bakisi, Padişah’ın kölesidir. En büyük köle (de) Sadrazam (olup), “Huzûr”a girince dokuz defa yeri öpüyor[du]. (Dîvân’daki Vüzerânın) hepsi, köle.
Binâenaleyh, Padişah, (suçu sâbit görülenlerden) istediğini idam edebilir. Bunu, o zamanki insanlar da, (Padişah’a mahsus bir) hak olarak kabul ediyor ve o sayede, (Osmanlı Devleti’nde), dünyada görülmedik bir disiplin vâki oluyor[du].
Mesela, birinin başını uçurmaya, ferman sâdır oluyor[du]. (Fakat, O, hiçbir zaman “infâz” dan) kaçmıyor ve icrâya kendisi gidiyor[du]. Bazen fermanı eline veriyorlar; o da, icrâ memûruna kendi idam fermanını götürüp, veriyor[du]. İşte böyle, esâret içinde bir satvet! Dünyaya hâkim, fakat kendileri esir! Bugünkü ahlâkla düşünürsek, (bunları) tabiî, beğenemeyeceğiz. Fakat o zaman, bu zihniyetle, o (emsalsiz) cihângirlik yapılabilirdi.
Metbû (Padişah), ekseriya İstanbul’ da oturuyor[du]. O hâlde, emr-ü nehy, Mevkib-i Hümâyûn’ a intikal ediyor[du]. Sadrazam, bir emirle memleketi hareket ettiriyor[du]. En büyük kuvvet, Sadrazam oluyor. Hiçbir devlette, bu intizam olamaz. (Bu hâl) siyaseten, askerlikçe ne kadar faydalı ise şahsiyet itibarıyla, tabii muvâfık değil. Bugünkü vicdana uymaz.
Devşirmelerin “Türk” olmaları – “Müteferrika”lar
O vakit Türkler (devlet idaresinde) büyük mevkilere çıkamıyor[du]. Dîvân erkânı başta olmak üzere, büyük makamlara, (ekseriya) devşirmeler geliyor[du]. Fakat, (bu yüksek mevkilere) gelenler de, “Türk” oluyor[du]. Hâlbuki (bunlar) aslen Sırp, Macar, Bulgar, (Arnavut, İtalyan)dır. Fakat, (Devlet hizmetinde) Türkten fazla Türk oluyor(lar). Enderûn’da (bu ruhu ve) terbiyeyi alıyor(lar). Vezâife son derece itâat ve inkıyâdi öğreniyor(lar). “Eski – Osmanlılık” denilen “Zeâmet Devri”nde (Devletin yükselmesi) buna istinâd ediyor.
(Bu devirde) yalnız Padişah ailesi hürdür. Diğerleri, “asil” değildir. Fakat, “Eski – Osmanlılık”ta, iki devir vardır: Biri Zeâmet Devri, diğeri Derebeylik (Âyânlık Devri).
Zeâmet Devri (bozulmadan 1596 yılına kadar düzgün) devam ettikçe, Devlet teâli etmiştir. MemâIik-i meftûhada Dirlik sahipleri derhâl teşkîlâtı yapıyorlar. Dirlik usûlü, İmâr-ı arazîye de yardım ediyor. Çünkü Dirlik sahibi (Çoğu, “aşar” denilen toprak mahsûlünün onda birinden ibaret) hasılatının fazlalaşması için, (araziyi sulama, iyi cins tohumlar bulup ektirme, uzak yerlerden bile iyi fidan ve aşılar getirtmek, tarlaların toslarını ayıklatmak, sapan yerine kotan; pulluk kullandırtmak gibi davranışlarıyla) ibrâz-ı faaliyet eder. Çok rüsûm alabilmek için, işte (böylece işini benimseyen) Dirlik Sahipleri, tabiî (toprak mahsûlünün onda dokuzu kendilerine kalan) köylüleri (de) zenginleştiriyor.
(Dirlik Sahiplerinin beslemeğe mecbûr oldukları “Cebelü” adlı atlı) askerler, şahsa tâbi değil; devletin askeridir. Sancak beyleri (bile), bu askere tegallüb edemez. Zaimleri, Sipâhîler tanımaz.
(Bu güzel ve emsalsiz düzen, sonraları) birtakım sebeplerden dolayı, bozuluyor. Ve (Devlet’te inhitat da başlıyor. Evvelâ İstanbul’daki erkan oğullarına, “Müteferrika” adıyla “Ulûfe” veriliyor. Bunlar, Padişaha hizmet görüp, fazlaca mevâcib (alıyorlar). Bunlar, (merasim ve alaylarda, seferde maiyetinde hizmet gördükleri) Padişahın, yaverleri gibi (idiler). Ellerinde, iktidarları yok. Müteferrikalar, ender olarak büyük iktidara mazhar olabilir. (Hâlbuki) Endenûn’un (yetiştirdiklerinin) istikbâli parlak(tı). (Bunlar) Silahdârlık’tan, (zamanla yükselerek), Sadrazam olabiliyor.
Erkan(-ı) Devlet: Vezirler, Nişancı, Beylerbeyiler), “Evlatlârımız ne içün Enderûn’a alınmıyor?” diye, (Kanûnî) Sultan Süleyman’a şikâyet ediyorlar. (0 da,) bunların evlâdı da alınmak için, emir veriyor. Bunların Enderûn’a girmesiyle, “Zâdegânlık” başlıyor. Ondan önce; “Güzidegân” ile devlet idare olunurken, ondan sonra, “Zâdegânda idare usûlü” başlıyor. (Zâdegân) Enderûn’a girince, diğer Ağaların yanında Enderun’un eski hali bozuluyor. Sonra, “Evlâdiyet” fikri doğuyor.
Dirlik Düzeninin Bozulması, Vergi Mültezimleri
Bilahâre, Murâd-i Sâlis zamanında, (Haziran 1582’de Velîahd Şehzâde III. Mehmed’in pek ihtişamlı sünnet düğününde büyük hünerler göstermiş olanlardan, mükâfat için), çalgıcılar da, (Yeniçeri-Ağası Ferhad’ın itirâz ve istifasına rağmen) Yeniçeri-Ocağı’na alınıyor.
Sonraki Defterdarlar, “Dış-Hazineye az para geldiğinden ve Yeniçeri adedi fazlalaştığından, dirliklerin içinden vâridâtı fazla olanları, âhare tefvîz etmemeli, hazineye mâl etmeli” (dediler ve bunu tatbîk ettiler). Bunun üzerine, bir zaîm ölünce, zeâmetini hazineye alıyorlar. Tabiî, zâimin (“Cebelü” adlı ve dirlik geliriyle geçinen) süvarileri de ortadan kalkıyor.
Böyle(ce), (eski Dirliklerin rüsûmu hazineye ait bulunan) birçok köyler vücûda geliyor. (Vergilerini toplamak üzere) bunları, “iltizâm”a veriyorlar. Bunu kim (taahhüd ederek) alabilir? Eşrâf. O da Sancak (beyi) ve Vali’nin (Beylerbeyi’nin) iştirakiyle. Nihâyet iş, Sancak (beyi) ve Vâlîlerin iltizâmına dayanıyor.
Bundan, hazine de büyük istifade edemiyor. Yalnız, Devlet, asker kaybediyor. Mültezim, köylüden çok rüsûm almaya çalışıyor (ve bu yüzden) köylüyü eziyor. Hâlbuki, (Dirlik usûlünde) Sipâhî için, köylünün zengin olması, menfaati iktizâsındandır. Mültezim ise, (köylüye, fazla vergi alma uğruna) zulmediyor, (Bu yüzden) gitgide, ziraat düşüyor (istihsâl azalıyor, Türk köylüsü yoksullaşıyor).
Sonra, (Devlet) iltizâmı, “Mukataa” şeklinde (ve) kayd-i hayât şartiyle yapmaya karar veriyor; ve öyle yapılıyor. Bu da, bir nev’i (araziyi-köyleri) satmak gibi bir şey oluyor. “Malikâne – Mukataası” nâmını alıyor. Malikanenin bütün rüsûmunu, bir Bey alıyor. Fakat, (beslemek mecbûriyeti olmadığından, hiçbir kimseyi) asker almıyor. Hâlbuki, dirlikle, (köylülerden alınarak mükemmel süvari) asker yetiştiriliyordu. (Mültezimler) ölünce, evlâdı gelip alıyor, bu suretle, askersiz malikâne oluyor.
Böylece, birtakım “Mütegallibe” de (ortaya) çıkıyor. Gitgide Vilâyetlerde Sipâhi azalıyor. Valiler, mecbûr oluyorlar (yeni bir asker sınıfı kuruyorlar). Orada, “Levend” (Süvarisi), “Segbân”, (aşırı derecede yiğitliklerinden “Deli” de denilen) “Delil” nâmıyla birtakım askerler teşkîl ediyorlar. (Bunları iâşe, techiz ve teslîh için lazım olan) paraya mukabil, “Avârız” nâmıyla (eski) bir vergü(yi) (yeniden) icat ediyorlar. Bunu toplamak için, eşrâftan birini intihâb ediyorlar. Bunlara, “Âyân” nâmını veriyorlar (ki), Hükümetle Ahâlî arasında vasıtadır.
Âyânlar, Mütesellimler, Celâlî İsyanları, Üç Türlü Sancak idaresi
Bu Âyân, (Sancağın Âmiri) Bey’i memnun etmek için, Ahâli’ den fazla para alıyor. (Sancakbeyi’nin) teveccühünü kazanınca, “Voyvoda” yani Kâim-makam oluyor. Bakıyor, bir Bey, bir hizmetle bir tarafa gid(iyo)r; yerine bir “Mütesellim” gönderiyor.
Mütesellim maaşla geliyor; Sancak vâridatını, Bey’e gönderiyor. Bu Mütesellimlikte Beyler, Sancağa gitmiyor, Mütesellim gönderiyor. Mütesellim, Âyânı elde ediyor, o ölünce (Âyânlık) oğluna geçiyor.
Öyle bir hâle geliyor ki, Sancakbeyi oraya gidince. Âyânın emriyle hareketten başka çâre bulamıyor. Levend (ve) Segbân askerleri, Bölük(başılarının idaresinde). Birkaç bölük olursa, Bölükbaşıları’nın fevkinde “Ser-çeşme” bulunuyor.
Şimdi (de), bir Sancakbeyi ölünce, bölükler açıkta kalıyorlar. O zaman bunlar, çete hâlinde köylere misafir oluyorlar. Yeni bir Bey gelince, ona Segbân oluyorlar. (Bunlar) hazır ve sahipsiz askerlerdir.
Sonra, (1599 yazında, “Kılıçlu” adlı Türkmen oymağından ve eski Segbân Bölüğü Yazıcılarından) “Kara Yazıcı” (lakaplı) (Abdülhalim Bey) çıkıyor; bunların hepsini topluyor, (“Ce!âlî” olup, Urfa-Eli’nde) isyan ediyor. (Devletin başına) büyük bir gaile çıkarıyor. Yani, (Dirlik denilen çok sağlam ve eşsiz) teşkîlâtın bozulmasıyla, iş bu hale geliyor. (Artık, tımarlı) sipâhî askeri kalmıyor. Beyler(in) nüfûz ve iktidarı bitiyor. Sipâhî yerine, (memleketin) zabt-u rabtına, Levendler kâim oluyor. Böylece, (zamanla) Derebeylik hâsıl oluyor. Bazı Serçeşme, isyan ediyor. İşte, Mısır’ da bir Kölemen idaresi, ötede bir Tepedelenli (Ali Paşa) çıkıyor. (Devlete isyan ediyor).
(“Yurtluk” ve “Ocaklık” biçimindeki husûsî idareli Sancaklar) en evvel, (Yavuz) Sultan Selim’ den başlıyor. (Bu cihângir Padişah, 1514 Çaldıran Zaferi’nden sonra, Safevîler’den) Kürdistan’ı fethedince, (eski Akkoyunlu Vezirlerinden Bitlisli Mevlânâ İdris’e) isim yeri açık (ve tuğralı) “Açık Berâtlar” veriyor. (O da, Safevî Şiî İran’dan yüz çevirip, Sünnî Osmanlı idaresine gönüllü olarak giren Diyarbakır doğusunda küçük kalelerdeki) Kürt Beyleri’ne, (ataları yerlerini, Padişah adına) “Yurtluk” ve “Ocaklık” veriyor.
(Bunlar) eski Sancak Beyliği’nden farklıdır. Çünkü, “Evlâdiye”dir, (babadan sonra) büyük evâda intikal eder. Bundan başka, (Bu Beylerin elinde) “Hükümet” şeklinde Sancaklar (da) var. Bu türlü, mukayyeddir. Teşkîlat, mazbûttur. Halbuki, “Hükümet” şeklinde (olan Sancaklar), mazbût değildir.
Demek, (ortaya) üç türlü Sancak çıkıyor: Yurtluk, Hükümet, Osmanlı Sancakları. Sonra, Mısır’ da, Kölemen teşkîlâtı ilga ediliyor. Bunlar da, iki fırka oluyor: Biri hâkim(lik), kaim-i makamlık, müdîrlikler (hizmetinde bulunuyor). Bu nev’i, Vâli tasdik ediyor. Öteki fırka, çekiliyor. Fırsatı bulunca (da), hücum edip, onlar mevki-i iktidara geliyor. Böylece, dâima iki fırka arasında, iş dönüp gidiyor. (1805’te, Kavalalı Mehmed) Ali Paşa, bu suretle (Mısır’ da) bir nev’i imtiyaz istihsâl ediyor.
Sonra, (Kanûnî Sultan) Süleyman’ın Enderûn’a, erkân evlâdını (Müteferrika olarak) alması, (çok hatalı oluyor). En büyük fenalık (ise), Dirliklerin Hazine’ye alınmasıdır. Çünkü, Sipâhîlerin mahvına (sebep olup), âyânların zuhurunu icap ettiriyor.
Nihayet bunlar, padişahı (da) tanımıyorlar. Siyâsî (ve) askerî mazarratları, birçok mağlûbiyetleri tevlîd ediyor. Diğer cihetten, ahâli esir iken, gitgide esâretten kurtulup, kendini asil ve necib addediyor. Yani, eski zihniyet, değişiyor. Yani, devlet inhitâta uğruyor; fertleri yükseliyor.
Eğer bu devir olmaya idi. Meşrıûtiyet’e (doğru) gidilemezdi. Demek ki, aile hissi ile devlet hissi beraber gitmiyor. Devlet kuvvetli olunca, aile zayıf, aile kuvvetli olunca, devlet zayıf düşüyor.
b. 673 – 677
Buraya ilk Yorumu siz yazacaksınız