Uluç Reis’in Türk Gölü Akdeniz
Akdenizin yazarı diyebileceğimiz Halikarnas Balıkçısı, yapıtlarını öykü anlatıcılığı ya da roman yazarlığı gibi kalıplara sığmayan bir biçemle yazar.
Akdenizin yazarı diyebileceğimiz Halikarnas Balıkçısı, yapıtlarını öykü anlatıcılığı ya da roman yazarlığı gibi kalıplara sığmayan bir biçemle yazar.
Uluğ Bey, tüm bilgileri güvendiği öğrencisi Ali Kuşçu’ya bıraktı. “Uluğ Bey’in Hazinesi“, Ali Kuşçu tarafından İstanbul’a getirildi; günümüzde gökbilimi ile ilgili alanda geçerli kaynak olma özelliğini sürdüren “Yıldızlar Betiği” ilk kez burada basıldı.
bir kayadan köpük köpük dökülen bu havuzlara her rastlayışımızda önümdeki kız başını çevirmeden: “Buna Deli Büvet derler!” Yahut: “Buna Kunduzlu Büvet derler!” diye izahat veriyordu. Boğazın biraz genişlediği bir yere yaklaştığımız zaman, kulaklarımı müthiş bir gürültü doldurmaya başladı. Hacer: “Sutüven’e geldik!” dedi.
Türk ve dünya okurları arasında, ""Kırgız" sözünün karşılığı gibi algılanan Cengiz Aytmatov‘un, yaşadığı gerçekliği kurguladığı yapıtlardan biri.
Bilgisizlerin korkularından yararlanmak isteyen, eksiklikleri üzerinden düzen kurup çıkar sağlayanların Osmanlı İstanbulundaki görünümleri, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Hakka Sığındık romanında, çarpıcı bir kurguyla anlatılıyor.
Meğer herif her yıl oraya gider ve boğulacak olan kuşlara gönlünü, kurtarıcı tünek edermiş. Pertavsızın ışığı bir noktada toplaması gibi, Ahmet de görmüş olduğu güzellikleri iç edip, kuşların imdadına koşuyordu…
Kişiliğin örselenmesi yahut sarsılarak oluşması sürecini, özgür bir ruhla gözlemleyen ve yorumlayan öyküleri, öldüğü yıl yayımlanan, Göç Zamanı adlı betikte yer aldı.
Balkan Bozgununun ve Birinci Dünya Savaşı yenilgisinin, ruhları acıyla beslediği korkunç ve çaresiz zamanlarda Faruk Nafiz Çamlıbel, ezinç gönlünü şiirle avutmayı, yurdun karanlık ufkuyla bunalan yanık yüreklere sözle umut olmayı seçer.
Bir memur bulur da kapıyı açtırırım diye, istasyona indim. Biraz yürüyünce lüks tren hiçbir düdük çalmadan hareket etti. Koşmak, trene yetişmek istedim. Ama koşamıyordum. Ayaklarım sanki tutmuyordu. Olduğum yerde çivilenmiş gibiydim. Baktım, lüks tren, içinde ışıklar ve sessizlikler taşıyarak, yağmurla birlikte uzaklaşıp gitti.