Türk Zaferleri
Reşat Ekrem Koçu’nun, ulus kimliğinin derinleşmesine olanak tanıyan kimi önemli olayları, çağına göre belleklerde iz bırakan kıvançlı dönemleri, sonraki kuşaklara aktarma çabasında olduğu yapıtlarından biri “Türk Zaferleri”.
“Kösem Sultan”, “Fatih Sultan Mehmet”, “Dağ Padişahları”, “Yeniçeriler” gibi geçmişi betimleyen Reşat Ekrem koçu yapıtlarında görülen özgün anlatım dili, Türkçenin akıcı duruluğu, abartılı yergi, övgü tuzağına düşmeyen yalınlığıyla “Türk Zaferleri” Türk yazınının, çağı geçmeyen yapıtları arasında yer alıyor.
Reşat Ekrem Koçu, Türklerin Rumeli’ye geçişi, Kosova Meydan Savaşı, Varna Meydan Savaşı, Orta Çağ’ın son büyük Haçlı seferine karşı kazanılan Niğbolu Savaşı gibi, Osmanlı döneminin yengiyle sonuçlanan önemli kara ve deniz savaşlarıynan, Çanakkale Savunması, Türk Kurtuluş Savaşı ile Kore Türk Tugayı’nın başarılarını anlattığı betiğin girişinde, böyle bir yapıtı oluşturma amacının gerekçelerini sıralıyor:
“En kuvvetli manasıyla mertçe askerlik asil ve necip Türk milletinin has damgasıdır. Dilimizde ‘Bir memem gazilik, bir memem şehitlik’ diye erkek evlat sahibi Türk kadınının ağzından bir atasözü vardır. Yeryüzünde Türkçeden gayri bir dilde cengâverliği bu kadar benimsemiş büyük söze rastlanmaz.
Türk ordusunun yüzyıllar boyunca kazandığı zaferler hiçbir milletin tarihinde bu kadar çok ve bu kadar göz kamaştırıcı olmamıştır. Türk ordusu, bilhassa Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan devletin azamet ve haşmet devri sonlarına kadar, teşkilat, itaat, inzibat ve fedakârlık bakımından bütün cihanın örnek aldığı bir ordu olmuştur.
En geniş salahiyetli komutanlarımızdan basit bir nefere varınca tarihimiz inanılmayacak kadar haşmetli kahramanlık destanları yaratmış simalarla doludur. Devrinin askeri dehası sayılacak isimlere tarihimizde sık sık rastlanır.
Ne kadar yazıktır ki Türk zaferleri şimdiye kadar bir halk kitabının yaprakları arasında toplanmamıştır; binlerce kahramanımızın mübarek isimleri de tarih kaynaklarımızda unutulmuş, ansiklopedilerimize ve ansiklopedik eserlere geçmemiştir. Bu gibi eserlerin gerçekleşmesi için kurulmuş yazı heyetlerinin veya bu yolda ferden kalemine güvenmiş muharrirlerin manevi mesuliyeti bu bakımdan pek büyüktür.
Millî kütüphanemizde büyük bir boşluğu doldurma yolunda naçiz kalemimin armağanı olan bu eser, sağlam bilgimize dayanarak fakat en küçük âlimane iddia güdülmeden kaleme alınmıştır; ordumuzu vücuda getiren evlatlarımıza, sadece okuma yazma bilen vatandaşlarıma büyük Türk zaferlerini bir sohbet diliyle anlatmak istiyorum.
Bu eserimi aziz vatanımız ve milletimizin asil gayeleri için savaşarak can veren, Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de şehit düşen evlatlarımızın aziz ruhlarına ve kahraman Mehmetçiklerin tarihimizde yarattıkları şanlı hatıralarına ithaf ediyorum.”
TÜRK ZAFERLERİ'nden...
Yıldırım Sultan Bayezit’in Niğbolu zaferinden Sultan II. Murat’ın yine parlak bir Türk zaferiyle sona eren Varna Meydan Savaşı’na kadar yarım asırlık bir zaman, kırk sekiz yıl geçmiştir. Bu kırk sekiz yıl, tarihimizin çok önemli vakalarıyla doludur. Bunları birkaç satırlık bir panorama halinde toplayalım.
Yıldırım’ın Niğbolu zaferinden sonra Türk akıncıları Yunanistan’a girdi.
1398’de Anadolu’daki Karamanoğulları Devleti kaldırıldı ve memleketi Osmanlı ülkesine katıldı. Bunu, yine bu yıl içinde Sivas, Kayseri, Tokat ve Şarkikarahisar havalisini kaplayan Eretnaoğulları Devleti arazisinin alınışı takip etti. 1399’da Dulkadıroğulları Devleti Osmanlı tabiiyetine girdi ve Osmanlı hududu Fırat Irmağı kenarına dayandı, imparatorluğunu büyük bir tehlike karşısında gören Bizans imparatoru Türklere karşı yeni yardımlar temini için bir Avrupa seyahatine çıktı.
1400’de İstanbul’da Yıldırım’ın emriyle bir Türk mahallesi ve bir Türk mahkemesi kuruldu ve İstanbul tekrar muhasara edildi. Fakat Yıldırım’ı şarktan büyük bir kuvvet tehdide başladı. Türkistan İmparatoru Aksak Timur’un sonsuz cihangirlik ihtiraslarına karşı zaferden zafere koşan Yıldırım Bayezid boyun eğmedi, bilakis Timur’a meydan okudu.
1402’de Timur’a karşı yaptığı Ankara Meydan Savaşı’nı kaybeden Yıldırım Bayezit esir düştü ve esarette intihar etti. Timur’un zaferi bir taraftan Anadolu Türk birliğini parçaladı, diğer taraftan Türk düşmanlarında Türklerin Avrupa’dan atılacağı ümidini uyandırdı. Bayezit’den sonra Osmanlı tahtına oturan I. Süleyman ile Musa’nın hükümdarlık devirleri, on bir yıl süren uzunca bir anarşi devri oldu.
1413’te Yıldırım’ın en küçük oğlu Sultan I. Mehmet Osmanlı tahtına oturdu, hükümdar her şeyden önce Anadolu’daki mevkiini sağlamlaştırmayı düşündü ve Bizans’la bir dostluk siyaseti güttü.
1420’de Anadolu ve Rumeli’de Türk-İslam cemiyet düzenini kökünden bozacak olan ihtilalci Şeyh Bedreddin ile taraftarlarının ayaklanması, büyük bir ihtilal çok kanlı muharebelerle söndürüldü.
1421’de Sultan I. Mehmet öldü. On sekiz yaşındaki oğlu Sultan II. Murat padişah oldu. Genç hükümdar Sultan Murat tahta oturur oturmaz amcası Şehzade Mustafa’nın çıkardığı bir gaileyle karşılaştı. Bizans imparatoru tarafından teşvik ve himaye edilen, saltanat hakkı iddiasında bulunan Şehzade Mustafa yenildi ve esir edildi, idam olundu.
1422’de Sultan Murat, asi amcasını bu harekete teşvik eden Bizans imparatorunu tedip maksadıyla İstanbul’u muhasara etti. Fakat bu sefer de kendi küçük kardeşi Mustafa’nın isyanı muhasaranın derhal kaldırılmasına sebep oldu. Bu isyan da küçük asi prensin idamıyla bastırıldı.
1423’te Rumeli’de yeniden ilerlemeler yapıldı, Türk akıncıları Eflâk, Arnavutluk, Mora’ya girdiler.
1425-1428 arasında İzmir, Aydın, Menteşe ve Teke havalisi tekrar Osmanlı ülkesine katıldı.
1430’da Selanik fethedildi.
1431’de Manastır fethedildi.
1437’de Macaristan’a kırk beş gün süren büyük bir akın yapıldı. Macarlarla ittifak eden Sırp Kralı Yorgi Brankoviç ağır bir bozguna uğratıldı, başkenti olan Semendire fethedildi. Brankoviç Macaristan’a kaçtı.
1441’de Osmanlı’nın namlı akıncı beylerinden Evrenosoğlu Ali Bey tarafından o zamanlar Macarların elinde bulunan Belgrad Kalesi kuşatıldı, kuşatma altı ay kadar sürdü, ancak bu metin kale alınamadı.
Macar şövalyesi Hunyadi Yanoş’un muvaffakiyetleri Macarlarda, Türkleri Avrupa’dan atma hülyasını
canlandırıyor
1442’de Macar zadegânından Hunyadi Yanoş Hermanştad şehrini muhasara eden namlı akıncı beylerinden Mezit Bey kumandasında 25.000 kişilik bir Türk akıncı ordusunu ağır yenilgiye uğrattı. Mezit Bey şehit oldu. Hunyadi’nin bu başarısı Macarların maneviyatını fevkalade kuvvetlendirdi. Kendisine “Vatan Kurtarıcısı” unvanı verilen bu adam aynı yıl içinde Rumeli Beylerbeyi Kula Şahin Paşa kumandasında 50.000 kişilik ikinci bir Türk ordusunu bunun yarısı kadar bir kuvvetle Vasag dolaylarında yendi, ayyaşlığıyla bu yenilgiye sebep olduğu söylenen Şahin Paşa esir düştü, akıncı askerimizin en güzideleri, bu arada pek namlı akıncı beyleri şehit oldu. Bu zafer Macarları coşturdu, Hunyadi Yanoş’un adı bütün Hıristiyanlık âleminde dillere destan oldu.
Türklere karşı yeni bir Haçlı ordusu kuruluyor
Hunyadi’nin zaferleri üzerine Papa IV. Eugenius Türklere karşı yeni bir Haçlı seferi açılması için harekete geçti, Macar kralı yanında mümessili Kardinal Çezarini’yi bu sefer faaliyetinin idarecisi tayin etti. Macarlar zaten silahlı bir millet olarak ayaklanmıştı, Çezarini’nin çağrısına ilk koşanlar Almanlar, Ulahlar ve Sırplar oldu.
Haçlı ordusu muzafferce ilerleyerek Bulgaristan’a giriyor
1443’te Haçlı ordusu Hunyadi Yanoş’un kumandasında Budin’den hareket etti, Belgrad dolayında Tuna’yı geçti. Niş yakınında ve Morava Nehri kıyısında rastlanan ilk Türk ordusu yenildi, Türkler 2.000 şehit ve 4.000 esir verdiler, fakat bozguna uğramadan çekildiler, Sofya’yı alan Haçlılar Bulgaristan ovasına açılan İzladı derbendine dayandı, Türkler geçidi müdafaa edemediler. Fakat bu geçitten Bulgaristan ovasına giren ve vaziyete hâkim olmuş gibi görünen Haçlılar Yalovaz civarında Kunoviça Dağı eteğinde geri çekilen kuvvetlerle birleşmiş ikinci bir Türk ordusuyla karşılaştı.
Haçlı akını duruyor, sendeliyor ve geri çekiliyor
Kunoviça Dağı eteğinde yapılan savaşı kazanamayan Haçlılar bir sendeleme geçirdikten sonra çekilmeye başladı. Türkler bundan önceki savaşlarda ağır kayıplar vermiş olduklarından geri çekilen Haçlıları takip edemezdi. Macar Başkomutanı Hunyadi ancak bundan ötürü feci bir yenilgiye uğramaktan kurtulabildi.
On yıl için sulh
Türkleri Avrupa’dan atmak için kurulmuş olan Haçlı ordusunun çekilişi bu gayeyi hiçe indirmişti. Türkler saldırmayacaklar, uğradıkları yenilgilerin ordularında açtığı yaraları kapatacaklardı… Bu sefer de geri çekilmeye mecbur kalmış olan Haçlıların yakın bir gelecekte ikinci bir hücumunun neticesi belirsizdi. Sultan Murat Macar kralına sulh için bir name gönderince, Kral Ladislas teklifi hemen kabul etti.
On sene için bir sulh muahedesi iki hükümdarın murahhasları tarafından Macaristan’da Segedin şehrinde 1444 yılında imzalandı, bu muahedeyi Sultan Murat Kuran-ı Kerim, Kral Ladislas İncil üzerine yemin ederek tasdik ettiler. Padişahın yeminini taşıyan Türkçe nüshası Macarlara, kralın yeminini taşıyan Macarca nüshası da Türklere verildi. Sultan Murat zaman kazanmak için fedakârlık yapmaya mecburdu, bu muahedeyle Semendire’yle beraber sair Sırp şehirlerini Yorgi Brankoviç’e geri veriyordu. Eflâk prensinin bundan böyle Macar krallarına bağlı bir hükümdar olduğunu da kabul ediyordu. Papanın mümessili Kardinal Çezarini Türklerle harp taraftarıydı, fakat Segedin Muahedesi Sırbistan’ı Türk idaresinden kurtardığı için bir müdahalede bulunmamıştı.
Sultan II. Murat padişahlıktan çekiliyor, yerini o iki yaşındaki oğluna bırakıyor
Padişah, Segedin sulhunun yapılmasından sonra hiç beklenmeyen bir harekette bulundu, bütün devlet erkânının bulunduğu büyük bir meclisin huzurunda henüz on iki yaşındaki oğlu Şehzade Mehmet’in elinden tutarak çıktı:
“Sağlığımda oğlumun padişahlığını görmek istiyorum… İşte padişahınız Sultan Mehmet’i size emanet ediyorum!.. diyerek hükümdarlıktan çekildi. Kararı katiydi ki başta Sadrazam Çandarlı Halil Paşa olduğu halde hiç kimse bir şey söyleyemedi. Çok yorgun olan Sultan Murat Manisa’ya gitti ve Manisa Sarayı’nda mutlak bir inzivaya çekildi… On senelik sulh devrinin istikbal için hazırlık mesuliyetini on iki yaşındaki bir masumun omuzlarına yüklemişti… Bir babanın iyi yetiştirmekte olduğuna mutlak güveni olan oğlu hakkında bu hareketi pek muhteşem bir mana taşımaktaydı…
b.
Buraya ilk Yorumu siz yazacaksınız