Preloader image
İÇİNDEKİLER

Aytmatov’un Son Romanı: Ebedi Gelin

Nurettin Şafak
nurettin şafak

Aytmatov’un Son Romanı: Ebedi Gelin

Her zaman ve herkes için değişmez olan bir gerçek var: Hiç kimse önceden kaderini, başına gelecekleri bilemez; sadece hayat bunu gösterir. Kader, başka türlü nasıl olurdu ki?

 

1990’lı yılların başları, Sovyetler Birliği’nde Perestroyka rüzgârları esmeye başlamış, bağlı cumhuriyetlerin bir kısmı özgürlük rüzgârının mırıldadığı şarkıları söylerken, bir kısmı endişeli, tedirgin, kaderine boyun eğmiş; olacakları bekliyordu. Kaderdi; kimse ne olacağını, ne getireceğini önceden bilemezdi. Herkes özgür, mutlu, işinde gücünde, kendi kültüründe mi yaşayacak, yoksa kader onları bilinmeyen ve beklenmeyen mecralara mı sürükleyecekti?

 

Ünlü Kırgız Türk’ü yazar Cengiz Aytmatov, son yapıtlarından Ebedi Gelin (Dağlar Yıkıldığı Zaman) adlı romanında,  Sosyalist zorbalığından kurtulan halkın idealleştirdiği perestroyka ile birlikte içine düştüğü piyasa ekonomisinin maddeyi esas alan, madde dışı tüm değerleri silip süpüren, insanları açlık, sefalet, kıskançlık duygusuna sürükleyen acımasız bir ortama sürüklediğini mitolojik hikâyeler ve veciz ifadelerle anlatmaktadır.

 

Öyle bir kader ki, dünyaya açılma hayallerinin kurulduğu, özgürlük şarkılarının söylendiği yeni dönemde, geçmişte var olan değerler, yerini popüler kültüre, Cengiz Aytmatov’un tabiri ile “toptan kültüre” terk ediyordu. Yok edilen sadece kültürel değerler değildi elbette! Bir de işin ekonomik boyutu bulunuyordu.

 

Geniş kitleler köleleşirken; işsizliğe, açlığa ve sefalete mahkûm olurken, küçük bir azınlık kelimelerle ifade edilemeyecek zenginliğe ve şatafata kavuşuyordu. Cemil Meriç’in Bir Facianın Hikâyesi‘nde dile getirdiği şu veciz ifadelere ne kadar da uyuyor. Cemil Meriç adı geçen eserinde şöyle diyordu: Suç ne patronda, ne işçide, ne makina da. Çağdaşlarımıza böyle bir yaşayış tarzını kabul ettiren şeytan: Marksizm de, kapitalizm de, ekonomi çağının ürünü. Al birini, vur ötekine. İkisi de insan dışı, ikisi de maddeci.”

 

Roman kar parsı Jaabars’ın hikâyesi ile başlıyor. Bir zamanlar sürünün önderi olan müthiş avcı kar parsı, yaşlanınca  eşi elinden alınıyor, sürüden kovularak yalnızlığa mahkûm kalıyordu. Kar Parsı ne kadar mücadele etse  her seferinde  mağlubiyetle ve hüsranla baş başa kalıyor. Kaderin cilvesi böyle gelmiş böyle gidecek. Önceden çizilen yazgıyı, kaderi değiştiremiyordu. Yaşlı kar parsı  Jaabars, mağlubiyeti bir türlü içine sindiremiyor, çiftleşme mevsiminde olduğu gibi, dağların, çağlayanların, ormanların büyülü sesini, evrenin müziğini son defa duymak, bir imdat çığlığı atmak istiyordu ama dünya susuyordu. Yüksek dağların eski kralı, yalnız ve boğulan Jaabars, kendisi nereye gittiğini kestiremeden dağlarda inliyordu. O; kimsenin bulamayacağı Üzengili dağların tepesine ulaşmak, kaybolmak istiyordu. Kader, hayvanları  da insanları da beklenmedik  maceralara sürüklüyordu. Kimse olayların nasıl gelişeceğini tahmin edemiyordu.

 

Cengiz Aytmatov, Kar Parsının mukadder kaderi ile başladığı romanında  ikinci olarak Kırgızlarda hala yaşatılan ve mitolojiden alınan Ebedi Gelin efsanesi ile devam ediyor. Kar Parsı ile aynı kaderi paylaşan Perestroykanın savunucusu, tanınmış ve idealist Kırgız  gazeteci Arsen Samançin ile piyasa ekonomisine geçişin geniş kitleleri aç ve sefil bırakmasının yaşattığı  hayal kırıklığı dile getirilmektedir. Romanın ana konusu olan Ebedi Gelin efsanesi ve Arsen Samançi’nin  trajedisi, piyasa ekonomisi ve paranın gücü ile anlatılmaktadır.

 

Romanda son olarak da Orta Asya Türklüğünün “Büyük Vuruş”  adını verdiği İkinci Dünya Savaşı’ndan bir kesit yer almaktadır.

 

Arsen Samançin, üniversiteyi Moskova’da okumuş, başta İngilizce olmak üzere birkaç dil bilen zeki, kıvrak, idealist bir gazeteci. Halkların özgürlüğünü dile getiren perestroyka rüzgârının şiddetli savunucusu. Özgürlüğüne düşkünlüğü nedeniyle hiçbir gazete ya da medya patronunun emrine girmemek için serbest gazetecilik yapıyor.

 

Sevgilisi  opera şarkıcısı Aydana Samarova, Arsen Samaniç’in, kültürüne, kıvrak zekâsına ve her şeyden önce saf ve temiz idealistliğine âşık oluyor. Arsen Samaniç, o harikulade ses ve güzelliğe sahip, Tanrının özene bezene yarattığı müzik kraliçesi için hayaller kuruyor. Ebedi Gelin efsanesini operaya uyarlayıp Aydana Samarova’ya seslendirmek için yoğun çalışmalar yapıyordu.

 

O çılgın bir fikir taşıyıcısı, kendi fikirlerinin ayrıcalıklı olduğuna inanan idealist, özgürlüğüne düşkün bir gazeteci. Ebedi Gelin efsanesinin opera şarkısı olarak bestelenmesi için ünlü operatlarla anlaşır.  Aydana, geçmişte sıradan bir oyuncu olan ve şimdi birçok eğlence merkezinin patronu Ertaş Kurçal’ın pop ekibinde yer alır.

 

Ertaş Kural’ın şov konserleri özellikle gençler arasında çok tutuluyor, Moskova’da Çin’de konserler veriyor. Konser sahnelerinin hâkim gücüne sahip bu kişi Aydana’yı da ölümcül girdabı içine çekiyor.

 

Arsen Samançin, çağdaş şov endüstrisinin gücünü, acımasızlığını bilmesine rağmen, özellikle Aydana’nın sesini de, simasını da değiştirmesini bir türlü kabullenemiyor. Anlamsız şarkılar söyleyip, bu anlamsızlığı ve saçmalığı herkesin çılgınca alkışlamasına aklı bir türlü ermiyor, buna  bir ad bulamıyor. Dağlardan kopup gelen çığın önünde kim durabilirdi ki? Üstelik Ertaş Kurçal, Aydana’nın Arsen Samançin ile konuşmasını yasaklıyor, yolunu kestirdiği adamlarına tehdit ettiriyor.

 

Ne insan, ne hayvan kendisini nelerin beklediğini bilemiyor. Ünlü bir gazeteci bir anda zavallı duruma düşüyor.  Bu olaylar Arsen Samançin’in içinde yeni volkanların oluşmasına yol açıyor. Ebedi Gelin Operası’na ne olacaktı,  gösteri dünyasının süprüntüleri, postmodernizmin top modelleri ile nasıl mücadele edecekti?  Onların ellerinde internetten uzaya kadar her türlü imkân bulunuyordu. Ayrıca sahne ve basın gibi günlük yardımcı araçlar da cabasıydı.

 

Ah  zavallı basın! Totalitarizm döneminde özgürlük  uğruna mücadele eden bu sektör, şimdi piyasa ekonomisinin kölesi olmuştu. Yazdığı makaleleri, televizyonların açık oturumlarda yaptığı konuşmaları ses getiren, adından sık sık söz ettiren Arsen Samaniç, sermayedarların  etki alanındaki Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman din adamları ve medya patronları tarafından istenmeyen, dışlanan adam durumuna düşmeye başlıyor. O artık zavallı ve ütopist yalnız savaşçıdır. Hele hele Ertaş Kurçal’ın yaptığı hakareti içine bir türlü sindiremez ve onu öldürmeyi düşünür.

 

Ne insan ne hayvan hiç biri geleceğin ne olacağını bilemez ki! Kader O’nu nerelere sürükleyecek? Kar Parsı da intikam almak için çabalamış, uğraşmış, yenilgiyi bir türlü hazmedememişti. Acaba aynı kaderi mi  paylaşıyorlardı? Yaşamak yaşatmak, doğada bulunan bir karıncanın bile incinmemesi için mücadele veren  Arsen Samançin bu intikam duygusu içinde kıvranıyordu. Ertaş Kurçal bir fitne idi. Bu fitneliği güneş bilse idi yüzünü saklayarak gökyüzüne ters dönerdi diyor Arsen Samançin.

 

Arsen Samançin bu duygular içinde kıvranırken, Mengen Turizm şirketinin sahibi amcası Bektur  Ağa telefon ediyor ve Arap turistlerin Tuyuk Can dağlarında başta kar Parsı olmak üzere avlanacaklarını, bunun için iyi bir organizasyon yapılacağını, Arsen Samançin’in de onlara tercümanlık yapmasını istediğini söylüyor. Özel bir uçakla, korumaları ile gelen bu gurup için dağın eteğinde bulunan Arsen Samançin’in köyünden insanlar seferber ediliyor.

 

Perestroykadan sonra geçim sıkıntısı çeken, ayda on beş dolar gibi bir ücrete çalışan köylüler, adeta Arap turistleri kurtarıcı olarak görüyorlar. En küçük ayrıntılar düşünülerek turistlerin rahat etmelerini sağlayacak tedbirler alınıyor. Ancak turistlere yardımcı olacak avcı gurubundan Taşafgan lakaplı Arsen Samançin’in okul arkadaşı; Araplardan fidye alacaklarını, bu konuda Arsen Samançin’den yardımcı olmasını, aksi takdirde O’nu da Araplarla birlikte öldürüleceğini söylüyor.

 

Bu arada, Arsen Samançin köyde Eles adlı bavul ticareti yapan yirmi beş yaşlarında bir kızla tanışıyor ve birbirlerine âşık oluyorlar. Bu aşk Arsen Samançin’deki intikam duygusunun da yok olmasına yardımcı oluyor. Dağa çıktıklarında, Taşafgan, fidye hareketini başlatmak için Arsen Samançin’i çağırıyor fakat o Arapları kurtarmak için İngilizce, Rusça ve Kırgızca yüksek sesle şöyle sesleniyor:

 

“Yabancı avcılar, dinleyin, emrimi dinleyin! Allah belanızı versin, bizim kar parslarımıza dokunmayın! Hemen buradan defolun, yoksa hepinizi öldürürüm” diye otomatik tüfeğini ateşliyor.

 

Bir curcunadır kopuyor.  Korumalar, Taşafgan ve ekibi her yönden otomatik silahlar ateşleniyor. Arsen Samançin, kimin tarafından açıldığı belli olmayan kurşunların hedefi oluyor ve ölüyor.

 

Bütün köy kazançlarına mani olduğu düşüncesiyle onu lanetliyor, kız kardeşinin evine saldırıyorlar ve eniştesini dövüyorlar. Kimse O’nun Arapları kurtardığını, uluslararası bir skandalı önlediğini bilmiyor. Bugün de Kırgızlar arasında bilinen Ebedi Gelin hikâyesi bu şekilde sona eriyor.

 

Üçüncü hikâye ise Romanın değerlendirmesini yapan Prof. Pirverdioğlu (Nahmedov) ve Doç. Dr. Şahin Baranoğlu’nun  işaret ettikleri gibi romanla hiçbir ilgisi olmayan, Büyük Vuruş denilen İkinci Dünya Savaşı ile ilgili bir kesit yer almaktadır.

 

Burada da iki fikir çatışmaktadır. Anne çocuğuna savaşta hiç kimseyi öldürmemesini tembih ederken, daha önce savaş görmüş babası ise savaşın kuralının ölmemek için öldürmek olduğunu söylüyor. Anne ise savaşta öldürme olursa, dünyanın katillere kalacağını, bu yüzden iki tarafın da adam öldürmemesi gerektiği görüşünü savunur.

 

Yukarda belirtmeye çalıştığım gibi, romanla ilgisi olmayan bu bölüm, Cengiz Aytmatov’un gerek Kassandra Yokuşu, gerek Kuz Başındaki Avcının Çığlığı olarak tercüme edilen ünlü Kazak Şair Muhtar Şahanov’un yaptığı röportajdaki fikirlerine uygun olarak, savaşın haklı ve haksız söz konusu olmadan bütün canlıların sonunu getirdiğini, buna son verilmesi gerektiği görüşünden kaynaklanmaktadır.

Nurettin Şafak

nurettin.safak@edekitap.com

Nevşehir’in Kozaklı ilçesine bağlı Gerce köyünde doğdu. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ni bitirdi. TRT’nin açtığı “Muhabirlik” sınavını kazanarak Televizyon Haberleri’nde göreve başladı. Yurt Haberleri Müdürlüğü, Yayın Denetleme Kurulu Üyeliği ve TRT Aşkabat Temsilciliği görevlerinde bulundu.

Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız