Preloader image
İÇİNDEKİLER

“Kerkük’te şehitler Katına Uçtu”

Nurettin Şafak
ömer naci

“Kerkük’te şehitler Katına Uçtu”

Kahramanlık serüveninin baş aktörü, kısa ömrüne akla hayale gelmeyecek kadar tarihi olayları sığdıran, başlı başına bir ordu, hitabet ustası, idealist bir devrimci ve şair Ömer Naci.

 

İddialı bir cümle ile anlatmaya başladığım bu ismi günümüzde tanıyan ne kadar insan var? Türk siyasi tarihinin en önemli dönüm noktası olan İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkezi Umumisi içinde yer alan, Teşkilat-ı Mahsusa’nın fedaisi, Mustafa Kemal, Ziya Gökalp, Yahya Kemal Beyatlı gibi Türk büyükleri başta olmak üzere döneminde herkesin çok sevdiği ve takdir ettiği bu zat kimdir?

 

Ömer Naci hakkında ne ansiklopedilerimizde, ne edebiyatımızda, ne de hürriyet mücadelesi tarihimizde  fazla bir bilgi verilmemiş, yeni nesillere gereğince tanıtma titizliği ve duyarlılığı gösterilmemiştir. Merhum hakkında yazılanlar ise adeta (kaynağın kendine ait olduğunu iddia etme egosuyla kaleme alınmış) aynı mahiyetteki küçük saptırmalarla kaydedilen bilgilerden ibaret.

 

Hâlbuki onu, Mustafa Kemal’in Suriye’de kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selanik Şubesinde Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adı altında, Paris’te Hürriyet mücadelesi veren Ahmet Rıza ve arkadaşlarının yanında, Trablusgarp’ta Mustafa Kemal ve Enver Paşa ile Bâb-ı Âli baskınında baskıncılara cephe almak üzere toplanan halka yaptığı o müthiş hitabet ile halkı arkasına almada, İran Türklerinin Şaha karşı  mücadelesinde, Garbî Trakya Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, Birinci Dünya Savaşı’nda yine İran’da Azerbaycan Türkleri ile Ruslara karşı savaşan milis kuvvetlerinin başında görüyoruz. Kısacık ömrüne sığdırdığı koskoca bir tarih.

 

Dr. Fethi Tevetoğlu’nun  ÖMER NACİ adlı kitabı, bu kahraman Türk evladını gelecek nesillere en doğru ve doyurucu bilgilerle aktarma adına nefes alınmadan okunacak bir yapıt. Kitapta, Ömer Naci’nin Bursa Rüştiyesinden başlayan okul hayatı, katıldığı mücadeleler, arkadaşlarının O’nun hakkındaki yazıları, Mustafa Kemal ile Manastır Askeri İdadisindeki arkadaşlığı, hürriyet mücadelesi, şiirleri, aşkları ve hayat tarzı akıcı bir üslup ile kaleme alınmış. İttihat ve Terakki döneminin önde gelen ve her biri birer kahramanlık timsali olan şahsiyetleri ile Kurtuluş Savaşı’nın Atatürk başta olmak üzere önde gelen aktörlerinin, Ömer Naci ile olan münasebetleri ve hatıraları da yazıya dökülüyor.

 

ömer naci

Ömer Naci Bey (Bursa, 1878 – Kerkük, 1916)

 

Dr. Fethi Tevetoğlu,  kitabın önsözünde, yazımı ile ilgili şunları söylüyor:

“Hayatı hakkında çok az bilgi bulunan Şair ve Hatip Ömer Naci için bir kitap yazmamı benden 1951 yılında, büyük Türk şairi Yahya Kemal Beyatlı istemiş ve kendinde bulunan Ömer Naci ile ilgili değerli bazı bilgi ve belgeleri de bu maksatla bana lütfetmişlerdi.”

 

Bu belgeler içinde Ömer Naci’nin hiçbir yerde bulunmayan hâl tercümesiyle ilgili dokuz buçuk sahifelik bir yazı olduğunu belirten Tevetoğlu, bu belgelerin sonunda, Eskişehir, İnönü Mektebi Başmuallimi Necib Necati imzasının bulunduğunu kaydediyor.

Necib Necati Bey  Selanik’te çıkan, içinde Ömer Naci’nin yazıları ve şiirlerinin yayınlandığı Çocuk Bahçesi ve Bahçe adlı dergilerin imtiyaz sahibi.

Ömer Naci’nin ölümü üzerine yazılan değerli yazılardan biri, büyük Türk düşünürü Ziya Gökalp’in yazdığı 24 Ağustos 1916 tarihli Tanin’de çıkmış bir manzume.(4)

 

Ömer Naci’nin Hal Tercümesi

 

Atatürk’ü ilk keşfeden yakın arkadaşı, Hatip, Şair Ömer Naci diye başlıyor Dr. Fethi Tevetoğlu Ömer Naci’nin hal tercümesine.

Ömer Naci Bey’in askeri künyesinde yazılı doğum tarihinin 1878, doğum yerinin Beylerbeyi-İstanbul olduğu ve babası Cemal Bey, annesi Hayriye Hanım olarak yazılı ise de, ünlü şair ve hatibin anne ve babasının kimlikleri bilinmemektedir. Kafkasyalı Türk göçmenlerden bir kaza veya yangında ölmüş bir çiftin ortada kalmış yavruları olduğu söylenen Ömer Naci’yi, aslen Beylerbeyili olan Defterdar Cemal Bey’le eşi Hayriye Hanım’ın daha kundakta iken evlat edindikleri anlaşılmaktadır.

 

Soner Yalçın ise kaynak vermeden Ömer Naci’nin anne ve babasının Rus Savaşı’ndan kaçarken yolda öldüklerini ve Beylerbeyi Defterdarı tarafından bulunduğu şeklindeki ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır. (1) Yine Soner Yalçın’ın Ömer Naci’nin küçük yaşta Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendiğini belirtmesi de belki kavmiyet taassubunun verdiği bir duygu olsa gerek ki, Ömer Naci bey, Arapça ve Farsçayı Cemal Bey’in Bağdat Defterdarlığı sırasında özel derslerle  Fransızcayı ise Selanik’te Çocuk Bahçesi’nde çıkan bir makalesi yüzünden tutuklanacağı istihbaratının alınması üzerine kaçtığı Paris’te öğrenmiştir.

 

Konumuza dönecek olursak, Cemal Bey ile Hayriye Hanım, Ömer Naci’yi öz evlatları imiş gibi bağırlarına basmışlar, kütüklerine geçirmişler ve kendilerini, öksüz yavruya büyüyünceye kadar öz anne ve baba olarak tanıtmışlardır.(2)

 

Ömer Naci’nin oğlu Hikmet Naci Hatipoğlu’nun babası hakkında verdiği bilgiye göre, Ömer Naci Bey’in kardeşleri olarak bilinen Şerif Cemal Kısakürek ile Nedime ve Halide Hanımlar, Defterdar Cemal Bey’in ikinci hanımından dünyaya gelmiş evlatlarıdır. (3) Ömer Naci’yi “Ağabey” olarak çok sayan ve seven bu üç kardeşle, ünlü şair ve hatibin gerçek bir kardeşliği yoktur. Ancak pek şefkatli bir yuvada yıllarca baba bir, anne ayrı kardeşler gibi büyümüşlerdir ve üç kardeşin Ömer Naci ile aralarında epey yaş farkı vardır.

 

Ömer Naci, daha çok küçük yaşta şiire, edebiyata, tarihe merak etmiş ve güzel konuşması ile ün kazanmıştır. Yahya Kemal 20. yüzyılda bizde üç tane hatip vardır, biri Ömer Naci Bey, biri Atatürk, öteki de Hamdullah Suphi Bey demiştir. (4)

 

Ömer Naci Bey, Bağdat’ta başladığı İdadi tahsiline Bursa’da Işıklar İdadisinde devam etmiştir. Bursa İdadisinde Namık Kemal’in şiirlerini ve gizli-yasak Jöntürk yayınlarını okuyan ve arkadaşlarına okutan, sık sık kavgalara karışan Ömer Naci Bey, okul hapishanesinin sürekli müşterilerinden biri olmuştur. Işıklar Hapishanesi duvarlarına çakı ile kazılarak yazılmış bir beyti şöyle:

“Derd-i millet ile harâp oldu ten

Neyleyim ikbali, istikbali ben.”

 

Ömer Naci Bey, kendi hayatı ile hemen hemen hiç alakadar olmamıştır. Eşi ve evladını çok sevdiği halde onlara çok az ilgi göstermiş, bütün varlığını yurt sevgisine adamıştır. Onun bu hali, Fuzuli’nin “Ne verseler ana şâkir, ne kılsalar ana şâd ” mısralarıyla çok iyi ifade olunabilir.

Necip Necati Bey, “Naci Merhum: Üç arzudan nefsimi tecrit ettiğim için dünyanın en bahtiyar insanıyım: ‘Para, mevki ve şöhret, hayat sevgisi’ derdi”, demiştir.(5)

 

Mustafa Kemal ile Tanışması

 

Ömer Naci, Bursa Askeri İdadisinde disiplinsiz hareketleri yüzünden Manastır Askeri İdadisine sürülmüş ve bu sürgün Mustafa Kemal ile tanışıp dost olmasına verile olmuştur. Disiplinsizlik olarak addedilen hareketlerin istibdada karşı ve hürriyet mücadelesi yüzünden çıkan  hadiseler olduğu bilinmektedir. Ömer Naci ile Mustafa Kemal’in hayatlarında bir mühim dönüm noktası sayılacak tatlı tesadüf, birbirlerini çok sevecek ve yekdiğerine tesir yapacak bu iki arkadaşın tanışmalarıdır.

 

Yerli, yabancı birçok araştırıcılar ve doğrudan doğruya Atatürk’ün hatıralarını nakledenler, Ömer Naci’nin şiir, edebiyat, tarih ve hitabet konularında, Namık Kemal’i okumak, vatan ve millet sevgisini kuvvetlendirmek ve istibdatla mücadele yolunda Mustafa Kemal’e yaptığı tesirlere dikkati çekerler. Bu iki arkadaşın yetişme, gelişme ve mücadelelerinde birbirlerine tesir icra ettikleri, çeşitli kaynakların incelenmesinden anlaşılmaktadır. Atatürk’ün yazı ve konuşmalarındaki, nutuklarındaki “Namık Kemal üslubuna Ömer Naci’nin müessir olduğu muhakkaktır.”

 

Mustafa Kemal, 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmeleri üzerine, “Şerif” adında bir gazeteci kimliği ile Libya’ya gittiğinde, yanında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin milli hatibi Ömer Naci ile Sapancalı Hakkı ve Yakup Cemil vardı. İngiliz tarihçi yazar Andrew Mango, ATATÜRK  Modern Türkiye’nin Kurucusu adlı eserinde Mustafa Kemal ve arkadaşlarını karşılayan Rauf Orbay’ın bir ara Mustafa Kemal’e “Bu maceraperestlerle mi geldin” şeklinde tarizde bulunduğunu belirtmektedir. (6)

 

Oysa Mustafa Kemal ve Ömer Naci Manastır’da Askeri İdadi talebesi bulunurlarken, Arnavutluk’ta çıkan bir isyanın bastırılması için gönüllü toplanırken, Mustafa Kemal de birkaç arkadaşı ile bu harekete katılmak isteyenlerin ön safında imiş. Ömer Naci, “muayyen bir kemale erişmeden yapılacak ataklıklar fayda yerine zarar getirir, sabırlı olmak lazımdır” diyerek, Mustafa Kemal’i engellemiştir.

 

Rauf Orbay bu sözü söylemiş olsa bile bunun Yakup Cemil ve Sapancalı Hakkı için olduğu muhakkaktır. Yakup Cemil, fevri hareketleri ve sürekli maceraperest davranışları yüzünden en yakın arkadaşı Enver Paşa tarafından idam ettirilmiştir. Sapancalı Hakkı’nın da birçok siyasi cinayete karıştığı bilinmektedir. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var, Mustafa Kemal, 1909’da 31 Mart Vakasını bastırmak üzere adını koyduğu Harekat Ordusu Kurmay Başkanı olarak İstanbul’a girdiğinde yanında yine Ömer Naci bulunuyordu.

 

Ahmet Emin Yalman, Gördüklerim ve Geçirdiklerim adlı hatıralar kitabında, Atatürk’te edebiyat merakını uyandıran yakın arkadaşı Ömer Naci için Atatürk’ün bizzat söylediklerini tekrarladığı kaydedilmektedir. Ömer Naci’nin Yalnız Mustafa Kemal’in değil, o günün gençlerinden Ziya Gökalp, Yahya Kemal, Celal Bayar, Hüseyin Cahid Yalçın, Ali Canip Yönten, Ali Ulvi  Elöve, Nazım Ören, Cenab Muhiddin Kozanoğlu vb. gibi birçok insanı tesirinde bıraktığı belirtilmektedir. (7)

 

Harp okulundan Sonra Paris’e Kaçışı

 

Ömer Naci, Harp Okulu’ndan  mezun olduktan sonra Selanik’te çıkan Çocuk Bahçesi adlı dergide, Hürriyet ve İtilaf Grubundan Rıza Tevfik’in bir yazısına cevaben; “…büyük bir tarih-i şan-ü şerefin kara topraklara serildiği bu hazin günlerde bunlarla mı uğraşacaktık?” şeklinde bir yazısının Saray’ı ayaklandırması üzerine eşini ve çocuklarını kayın pederi Binbaşı Mehmet Ali Bey’e emanet ederek Fransa’ya kaçtı.

 

Paris’te İttihat ve Terakki’nin liderlerinden  Ahmet Rıza grubu ile çalıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti, meşrutiyet öncesi teşkilat yapmak üzere Ömer Naci’yi İran’a gönderdi. Ömer Naci, İran Azerbaycanında kısa sürede meşhurlar arasına girdi. Fakat İran’da bir sene geçmeden İran Şahı Mehmet Ali, İran Meclis-i Mebusanını topa tuttu. Ömer Naci, İran Türk mücahitlerinden Mirza Said ile beraber bir çete teşkil ederek dağa çıktı. Bir zaman da çetecilikle dağlarda yaşadı. Bir gün İran Şahı’nın kuvvetli bir takip kolu tarafından silahlı çatışma sonucu birkaç arkadaşı ile birlikte yakalandı. Mirza Said ise kurtuldu. Tahran hapishanesinde uzun süre yattı ve korkunç işkencelere maruz kaldı.1908 yılında Meşrutiyet ilan edilince sefaretin de devreye girmesi ile Ömer Naci serbest bırakıldı ve Mirza Said ile birlikte  Türkiye’ye geldi.

 

Dr. Fethi Tevetoğlu, “Ömer Naci’nin oğlu Hikmet Naci Hatipoğlu, babasının İran’a ait hatıralarını bana anlatırken (2 Eylül 1968), İran Azerbaycan’ında adeta milli marş olarak, Türkler arasında Ömer Naci’nin yıllarca söylenmiş şu mısralarını da yazdırmışlardır:

İster isek bir de yahşi gün görek

Lazımdır kim yürek yüreğe verek

Gel kardaşım dost olak

Kasavetden kurtulak!

Senlik benlik çıksın artık aradan. (8)

 

Bab-ı Ali Baskını

 

Tarihe Bab-ı  Âli Baskını olarak geçen ve İttihat ve Terakki Liderlerinin 23 Eylül 1913 tarihinde gerçekleştirdikleri hükümet darbesinde de Ömer Naci’nin önemli bir rolü olduğu görülmektedir. Bir avuç serdengeçti, eski Türk akıncılarına parmak ısırtacak bir cüretle inkılap tarihine bir  Bab-ı Ali Baskını notu düştüler. Parola bütün bir milletin âmentüsü haline gelen dilber ve kahraman Edirne idi.(9)

 

Baskın sırasında baskıncıların en önünde yer alan Ömer Naci, burada yaptığı ünlü hitabeti ile zamanın romanlarına da konu olmuştur. Ömer Naci, Sadr-ı Azam Dairesini koruyan Kırşehir Muhafız Taburuna, “Askerler… Edirne’yi düşmanlara çiğnetenler içerdedir. Silahlarınızı onlara çevirirseniz gazi olursunuz. Memleketi kurtarmak için ayaklanan şu bir avuç vatanpervere çevirirseniz katil ve kâfir olursunuz. Askerler gazetelerde resimlerini gördüğünüz, destanlarını dinlediğiniz hürriyet kahramanı, Trablusgarp mücahidi meşhur Enver Bey’i tanıyor musunuz? İşte o kahraman burada, karşınızdadır!”  diye seslenmesi üzerine askerler silahlarını indirmişlerdir. (10)

 

Sona Doğru

 

Birinci Dünya Savaşı başlayınca Ömer Naci Müfrezesi diye bir müfreze teşkil edilerek VI. Ordu’ya yardımcı olması kendisine emredilen Ömer Naci, yeniden İran sınırına gönderilerek Ruslara karşı savaşır. Ömer Naci, düşmana arkadan vur kaç harekâtı ile korkunç baskınlar yapmıştır. Türk İnkılap tarihçileri Ömer Naci’nin son doğu seferi hakkında şu dikkate değer bilgileri vermektedirler.

“…Sarıkamış Seferi sırasında İran topraklarında bir takım Türk-Rus vuruşmaları olur. Ruslar veya onlara tabi çoğu Hıristiyan olan Ermeni, Nesturi çeteleri Van, Başkale’ye doğru saldırmışlar ancak Ömer Naci Bey komutasındaki gönüllüler, 4 Ocak 1915’de bu çeteleri püskürterek işgal edilen yerleri yeniden almışlardır!”

 

1916 yılına doğru İttihat ve Terakki mensuplarına karşı başlayan hareketin içinde o da vardı. Herkes tarafından çok seviliyordu. Bu nedenle fena bir muamele ile karşılaşmaması için onu idealine uygun bir vazife ile İstanbul’dan uzaklaştırmayı düşündüler. Kendisine Irak yolu ile tekrar İran içine giderek, oradaki Türkleri ayaklandırma vazifesini verdiler. Bu şekilde bir çeşit sürgüne gittiği biliniyordu. Ömer Naci bu görevi tereddüt etmeden kabul etti. Ziya Gökalp’in dediği gibi, “Vatan ne Türkiye idi O’nun için ne Türkistan… Vatan büyük ve müebbet bir ülkeydi.”

 

Ölüm haberi İstanbul’a çok geç ulaşan Ömer Naci’nin vefatı hakkında Milli Ajans, 18 Ağustos 1916 tarihinde, Kerkük mahreçli  gecikmiş bir telgrafla “Ömer Naci’nin Ruslarla Savaşırken yakalandığı tifüs hastalığı sonucu tedavi için getirildiği  Kerkük şehrinde şehitler katına uçmuştur.” deniliyordu.

 

Yahya Kemal Beyatlı’nın Dr. Fethi Tevetoğlu’na verdiği belgeler arasından ünlü Kerkük şairlerinden Râsih’in yazdığı mersiyesinden şu mısralar çıkmıştır:

Hele ol tatlı tebessümler o şirin harekât,

Yâda geldikçe gider sabr-ı kararım, Naci!

Doludizgin gidilir mi akabat-i ecele

Nûr-i Nisarim Naci.

 

Ömer Naci’nin ölümü üzerine Tanin, Millet Yolunda başlığıyla geniş bir yorum yayınlamıştır. Ömer Naci’nin hayat ve mücadelesinin anlatıldığı yorumda, ”Onu dinlediğiniz zaman görürdünüz ki yaşayan ferde ait her türlü ihtiraslar Naci’nin ruhundan kovulmuştur.”

 

Hürriyet mücahidi, komitacı, hatip, politikacı ve ihtilalci Ömer Naci’nin kısa süren hayatının içine koskoca bir tarih yerleşmiştir. Yıldırım Orduları Grubu ile 7. Ordu Karargâhının lâğvı üzerine, 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’a Harbiye Nezareti emrine gelen Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da ilk gördüğü iş, vatan yolunda canını feda etmiş aziz ve sevgili arkadaşı Ömer Naci’nin ailesini, çocukların bulup ziyaret etmek ve onlar el uzatarak himayesine almak olmuştur.

 

Dr. Fethi Tevetoğlu’nun Kaleme aldığı  ÖMER NACİ adlı kitap, Cumhuriyet’in 50’nci yıldönümü Yayınları içinde çıkmıştır. Ömer Naci adlı kitabın, hem yakın tarihimiz, hem de o dönemin önemli aktörlerinden olan merhum Ömer Naci Bey’in anlamak bakımından çok değerli bir çalışma olduğu kanaatindeyim.

 

 

(1)   Soner Yalçın, Efendi Sf.311
(2)   Dr. F. Tevetoğlu Ömer Naci sf.3
(3)   Age
(4)   Aykut Kazancıgil Kitabı, Her Doğum Bir Mucizedir. İş Bank. Yayınları, sf.79
(5)   Age
(6)   Andrew Mango, Atatürk, Modern Türkiye’nin Kurucusu,sf132
(7)   Age
(8)   Age
(9)   Age
(10)  Yusuf H. Bayur Türk İnk. Tarihi Ank.1953 Cııı,sf.386





Nurettin Şafak

nurettin.safak@edekitap.com

Nevşehir’in Kozaklı ilçesine bağlı Gerce köyünde doğdu. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ni bitirdi. TRT’nin açtığı “Muhabirlik” sınavını kazanarak Televizyon Haberleri’nde göreve başladı. Yurt Haberleri Müdürlüğü, Yayın Denetleme Kurulu Üyeliği ve TRT Aşkabat Temsilciliği görevlerinde bulundu.

Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız