Preloader image
İÇİNDEKİLER

Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik?

Nurettin Şafak
kral abdullah

Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik?

“Bu benim hayat hikâyem…

Gece gündüz yaşadığım her şeyi buraya yazdım. Allah ne güzel dosttur.”

 

Böyle başlıyor, Kral Abdullah hal tercümesine. Bakalım gerçek dostu Cenab-ı Allah mı, yoksa İngiliz casusu Lavrens (Lawrence) mi?

 

Türkiye’de yıllardır uygulanan yanlış politikalar yüzünden gün geçtikçe ayrışan toplum kesimleri arasındaki barışı ve tesanütü sağlamak son derece güç olacak. Bunun en önemli sebeplerinden biri hiç şüphesiz ayrışmayı körükleyen kişi ve kurumların bizatihi devlet tarafından korunması ve kollanmasıdır. Şerif Hüseyin’in oğlu, İngilizlerin kurdurduğu Ürdün Devleti’nin ilk Kralı Abdullah’ın “Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik” adlı hatıratı, ibret vesilesi bir ihanet belgesi. Güya isyan ve ihanetlerini haklı göstermeye çalışırken Merdi Kıpti misali, şecaat arz ederken sirkatini söylemiş.

 

Ülkemizde ne yazık ki, toplumun ayrışmasını körükleyen kesimler, yüzyıllarca İslâm’ın bayraktarlığını yapan, Allah’ın dininin yeryüzünde gelişip yayılmasına canı ve kanı ile katkıda bulunan bu aziz Türk milletinin inançlarını pazarlayarak emperyalistlerle işbirliği yapan Türk ve Türklük düşmanı zihniyet, Arapların ihanetini gölgelemek için ülkemizin değerlerini kuru iftiralarla karalamaya çalışmaktadırlar. Arapları korumaya kalkarken, ya da onların şahsında Türk Milleti’ni karalamaya çalışırken tarihi gerçekleri hep saptırmaya çalışmışlardır.

 

Bu zihniyet bir yandan Osmanlı’yı savunma çabasında Cumhuriyet’i kötülerken, bir yandan da Osmanlı Türk Devleti’ni arkadan vuran ihanet şebekelerini koruma gayreti göstermektedirler. Güya; İttihat ve Terakki Almanlarla birlikte olmuş, Arap dünyasına yüz çevirmiş, onlar da başlarının çaresine bakmış! Bazen daha da ileri gidip, Cumhuriyet Türkiyesinin hilafeti kaldırarak İslâm ülkeleri ile bağlarını kopardığı safsatasından dem vurulur.

 

Oysa hilafet makamının ne Osmanlı’ya, ne de İslâm dünyasına zerre kadar fayda sağlayacak ne gücü, ne de itibarı kalmıştı. Öyle bir fayda sağlasa ise Birinci Dünya Savaşı’nda Halife tüm İslâm âlemini İtilaf Devletleri’ne karşı kıyama çağırdığı halde hiç biri kılını kıpırdatmadı. Şimdi sözü Kral Abdullah’a bırakalım. Bakın “Biz Osmanlı’ya neden İsyan Ettik” adı ile yayınlanan hatıratında neler söylüyor?

“…İster Türkler ve Almanlar, ister Fransızlar ve İngilizler galip gelsin, Araplar yine başkaları tarafından yönetilecekti. Dolayısıyla, Arap Ayaklanmasını başlatma ve böylece savaş boyunduruğundan ve başkalarının hükmüne boyun eğme çaresizliğinin sonuçlarından kurtulmak gerekiyordu.” (age.sf.97)

 

İslâmcılara sormak gerekir, hani Osmanlının son yönetimi Almanlarla birlikte olduğu için Araplar isyan etmişti?

 

Şimdi de Osmanlı Ordusunun Kanal Harekâtında yenildiği günlerde, İngiltere’nin Mısır başkonsolosluğunda görevli Doğu İşleri Sekreteri Storrs‘un, Şerif Hüseyin’in oğlu Melik Abdullah’a gönderdiği mektuba kulak verelim!

 

“Osmanlı Devleti, Büyük Britanya ile kadim dostluğunu rafa kaldırıp Britanya’nın düşmanı Almanya’nın safına geçmiş olduğundan Britanya da Türkiye ile arasındaki kadim dostluk bağlarını koparma hakkını kendinde görmektedir. Siz ve saygıdeğer babanız, Arapların tam bağımsızlığa kavuşmalarıyla sonuçlanacak girişim hakkında önceden sahip olduğunuz görüşünüzü muhafaza ediyor musunuz? Eğer siz ve saygıdeğer babanız hâlâ bu görüşteyseniz, Büyük Britanya Arap Ayaklanmasını desteklemek için kendisine ihtiyaç duyulan her alanda yardım etmeye hazır olduğunu bildirir.” (age.sf.95)

 

Öyle anlaşılıyor ki, Araplar, İngilizler ile sürekli işbirliğinde.

 

Kral Abdullah, “babamla İngiliz Diplomat Sir Henry McMahon arasında meşhur yazışmalar gerçekleşti. Yazılanlar özetle şunları ifade ediyordu: Büyük Britanya bağımsızlık savaşında Arapların Türkleri ve Almanları Arap bölgelerinden çıkarmak için ihtiyaç duydukları her şeyi temin edecekti.” diyor. (age.sf.95)

 

“McMohan mektuplarından birinde babama Filistin’in Arap hâkimiyeti altına girmesi halinde nasıl yönetileceğini sordu. Babam cevabında, üç dine hürriyet verilmesi esasında yönetileceğini söyledi. McMahon babama teşekkürle karşılık verdi ve İslâm halifeliğinin yeniden Haşimi ailesine geçmesi halinde Büyük Britanya’nın bunu hoşnutlukla karşılayacağını söyledi.”

 

Filistin’in şimdi kimler tarafından ve nasıl idare edildiğini görüyoruz. Haşimi ailesi olmakla övünen Ürdün Krallığının yıllardır batıya nasıl uşaklık yaptığı da dünya kamuoyunun malumu. İlerde görüleceği gibi, İngilizler bırakın halifeliği, bu aileyi Hicaz bölgesinden kovdu. Bu da Cenabı Allah’ın bir gazabı olsa gerek.

 

Ayaklanma

 

Osmanlı Devleti yedi düvelle savaşırken, tabi olarak yönetimi altındaki bölgelerden asker talebinde bulunuyor. Şerif Hüseyin asker gönderilmesi için siyasi suçluların affedilmesini, Suriye ile Irak’ta adem-i merkeziyet yönetiminin ilan edilmesini ve şerifliğin babadan oğul’a geçmesinin benimsenmesini istiyor.

 

Osmanlı’nın bu istekleri halkı olarak reddetmesi üzerine Araplar İngilizlerin desteği ile saldırıya geçiyorlar ve Suriye-Medine demiryolunu tahrip ediyorlar. Daha sonra Mekke-i Mükerreme’deki Türk karakollarına saldırılar başlatılıyor, Cirval Kışlası ve Ecyad Kalesindeki Türk askerlerini etrafı çevrilerek mahsur kalıyor. Cidde’deki İngiliz donanması Osmanlı kışlalarına yapılan saldırılarda maksatlı atışlarla Araplara destek veriyor. Taif’deki Osmanlı Birliği’nin komutanı Galip (Pasinler) Paşa birliğiyle birlikte esir ediliyor. Kaledeki Türk Bayrağı indiriliyor,

 

İngilizlerce tasarlanan Arap bayrağının çekilmesinin, çok etkileyici bir manzara olduğunu anlatan Kral Abdullah, “Bizler, dün de bugün de aynı kişilerdik. Ama bu durumdan sorumlu olanlar, İslam ve Doğu kimliğinden sıyrılıp Frenk ve Batı sahasına koşturanlardı.” Bu sözleri sarf eden adam, İngilizleri kendilerine nasıl efendi seçtiklerini utanmadan zikrediyor.

 

Türk ve İslam düşmanları ile kol kola Müslüman Türklere saldıran Hâşimi ailesi ve Arap aşiretleri, İslam dünyasının Allah düşmanlarına yem olmasına sebep oluyor. Galip Paşa esir düştüğünde şunları söylüyor: “Bu bir facia! Önceleri kardeştik, şimdi düşman olduk.” Kral Abdullah ise “Mutlak hilafet yönetimini sürdürseydiniz size karşı çıkmazdık” diye karşılık veriyor. Oysa yukarda da kendilerinin her ne olursa olsun isyan edeceklerini ifade ediyor.

 

Melik Abdullah ve Lavrens Cidde’de Kol Kola

 

Hatıratına başlarken “Allah ne güzel dosttur” diyen Kral Abdullah’ın dostunun kim olduğu aşağıdaki satırlardan daha iyi anlaşılacaktır. İşte Kral Abdullah’ın itirafları:
“…Ays’a vardıktan bir hafta sonra, Kuzey Ordusu’ndan yirmi beş bin kişilik bir hecin süvari birliği ile Yüzbaşı Lavrens geldi. Lavrens’i, demiryollarının tahribinde gerekli teknik çalışmaları idare etmesi amacıyla Melik Faysal (kardeşi) göndermişti. Kendisinin tutucu aşiretler arasındaki olumsuz tesirini bildiğim için gelişine pek sevinmedim. Vehâbî akidesine bağlı İbn Lüey bir keresinde bana şöyle demişti: “Almanlar Türkleri etki altına aldı diye Türklerle savaşıyorsunuz. Peki ya bu adam kim oluyor? Almanlar Türklerin dostuysa, bunlar da sizin dostunuz! O halde ne diye savaşıyorsunuz?”

 

Nahis ez-Züveybi de şöyle demişti: “Şu kızıl surat da kim oluyor ve ne maksatla buraya geldi?” Lavrens’in demiryollarını tahrip etmek için geldiğini ve bir mühendis olduğunu, aynı zamanda dostumuz ve müttefikimiz İngiltere’yi temsil ettiğini ve durumun kendilerinin zannettiği gibi olmadığını söyleyerek durumu izah ettim: Düşmanlarımıza karşı (düşmanları Türk! ) birlikte hareket etmek üzere anlaştık. O dönemde bizim düşmanlarımız Türkler onların düşmanı Almanlardı. Bu şeyhlere şöyle dedim: Düşmanlarımızın içine düşmesini ümit ettiğimiz hale düştüğünü görmemiş olsalar, İngilizler bize silah, erzak ve para yardımı yapar mıydı?”

 

Düşmanı Türklere karşı dost edindiği Lavrens’e övgülerine devam ediyor Kral Abdullah: Lavrens, harcadığı paralar ve yaptığı konuşmalar sayesinde Arapların taçsız kralıydı ve ayaklanmanın gerçek lideri sayılıyordu. O olmasaydı, Araplar hiçbir şey elde edemezdi, diye düşünenler bile var.”

 

Lavrens’in yardımlarını hep takdir ettiğini ve kendisine iyi davrandığını anlatan Kral Abdullah, İngilizlerin kendilerine oynadığı oyunu ise ancak zülfü yâre dokununca anlıyor.

 

Bilindiği gibi İngiltere daha sonra bugünkü Suudi Arabistan’ın yönetimini Suudilere verdi ve Şerif Hüseyin ve Hicaz Kralı ilan edilen oğlu Melik Ali Hicaz’dan kovuldu. Şerif Hüseyin’in oğullarından önce Suriye Fransa’ya terk edilince İngilizlerin güvenini kazanan Faysal’a Irak Krallığı, Abdullah’a da Ürdün Krallığı verildi.

 

Kral Abdullah bu konuda şöyle diyor: “Burada olanlar, haksızlığa uğramış rahmetli kurtarıcımızın, yani devrimin önderi olan babamın devre dışı bırakılma fikrinin çok eski olduğunu gösteriyordu.”

 

Anlaşılan Britanya’nın İbn Suud’a desteği son derece iyi planlanmıştı. Oysa İngiltere, İbn Suud’un veya Hint hükümetiyle bağlantısı bulunan herhangi bir emir’in Arap devrimine karşı çıkmayacağını garanti etmişti. Hint hükümetlerine bağlı olmaları gerekçesiyle diğer emirlerin, devrimi yapanlar tarafından Arap hareketine katılmayacakları da garanti edilmişti. Ama İbn Suud vahşi Vehabilerle kutsal Hicaz bölgesine saldırdığı zaman İngiltere hemen tarafsızlığını ilan etti. Ayrıca Irak ve Doğu Ürdün bölgeleri bu tarafsızlığı benimsemek zorunda bıraktı. Bütün bu olan bitende, Hâşimi ailesine karşı faaliyet yürüten Lavrens’in parmağı vardı.

 

Kral Abdullah daha sonra şunları itiraf ediyor: “Ne yazık ki bu ayrılış, korktuğumuzun başımıza gelmesine engel olmadı, hatta daha kötüsü meydana geldi. Türkler her istediklerini yaptılar, fakat her durumda Türklüklerini korudular. Bizlerse farklı farklı gruplara ve fırkalara ayrıldık. Her birimiz başımıza ayrı birer yönetici seçtik, her kafadan farklı bir ses çıkar oldu.”

 

Bu da Yüce Allah’ın gazabı olsa gerek. “Vallahü Azizün Züntikam”. Esteuzibillah; Allah intikam alıcıların en azizidir. (Maide suresi 4. ayeti kerime)

 

Kuşçubaşı Eşref Olayı

 

Kral Abdullah “Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik” adlı hatıratında, tarihi yanıltan bilgiler de vermektedir. İsyan başladığında Kuşçubaşı Eşref’in nasıl esir alındığını anlatırken, “Kalabalık bir Türk gurubunun etrafını sardık. Birkaç dakika sonra şiddetli bir çarpışma başladı. Türklerin makinalı tüfeklerinin sesleri ve bombalarının patlamaları göğü inletiyor, patlama sesleri çölün tepelerinde yankılanıyordu. Hiç kimse yerinde duramadı ve herkes tüm gücüyle baskına katıldı.

 

Türkler tamamen etkisiz hale getirildi ve kumandanları Miralay Eşref (Kuşçubaşı) Bey esir alındı. Toplar, makinalı tüfekler ve sayısız ganimetle birlikte Emir İbn Reşid, Emir İbn Suut ve Yemen İmamına gönderilen hediyeler de ele geçirildi. Ganimetler içinde 38.000 Cüneyd Osmanlı Altını ve kurutulmuş yiyeceklerle bisküvi de vardı.”

 

Olayı o kadar abartmış ki, Kuşçubaşı Eşref, Enver Paşa’nın Emri ile Yemen’deki birliğe bazı kayıtlara göre 20 bin, bazılarına göre de 30 bin altın götürüyordu. Yanında az miktarda bir koruma bulunuyordu. Kuşçubaşı Eşref’in kahramanlıklarından da bahsediyor. Oysa Kuşçubaşı Eşref esir alındıktan sonra Arap Orduların Harbiye Nazırı olan Ali el Mısrı’ye teslim ediliyor. (x) Ali el Mısrı ile Kuşçubaşı eski arkadaş ve ikisi de Adige. Karşılaştıklarında birbirlerine sarılıyor ve hasret gideriyorlar. (xx)

 

Hatıratta, Medine Müdafii Kahramanı Fahrettin Paşa hakkında da geniş bilgi veriliyor ve kahramanlığına vurgu yapılıyor. Fahrettin Paşa’nın etrafı kuşatılıp Erkan-ı Harp reisi Albay Muhyiddin ve bazı subayların firar etmesi üzerine Fahrettin Paşa Melik Ali’ye (Şerif Hüseyin’in oğlu) haber gönderip, savunma için sebep kalmadığını beyan edip, Medine’nin boşaltılması görüşmelerine başlanmasını istiyor.

 

Fahrettin Paşa, bir heyetle Medine’den ayrılırken arabanın lastiği patlıyor ve tamir sırasında yoldan geçen iki bedeviden biri “siz Fahrettin Paşa mısınız ?” diye soruyor. Evet, cevabını alınca “uzat da elini sıkıyım. Sen bizi aylar boyu Medine’ye sokmayan kahraman ve cesur adamsın.” diyor.

 

Bilindiği gibi İngilizler Arap coğrafyasını cetvelle sınırlara ayırarak, Büyük Britanya mandaları adı altında Suudi Arabistan, Ürdün ve Irak’ta devletler kuruluyor. Bugünkü Ürdün’e Melik Abdullah kral oluyor, Irak’a Melik Faysal kral olarak atanıyor. Adı geçen devletçiklerin bakanlar kurulunu İngiltere Yüksek Komiserliği atıyor ve Araplar da bağımsızlığa kavuştuklarını sanarak o gün bugündür batılıların uşaklığı altında yaşamaya devam ediyorlar.

 

Klasik Yayınlarından çıkan bu ibretlik hatıratı, gerçeklerin az da olsa öğrenilmesi bakımından okunmasında yarar var diye düşünüyorum.

 

 

(x) Aziz Ali el Mısrı: Aslen Çerkez Olan A. Ali el Mısri, Kahire’de doğmuştur. İstanbul’a gelerek Mekteb-i Sultanide okudu. Daha sonra Harp Okulu’nu ve Erkan-ı Harbiye’yi bitirdi. İttihat Terakki’nin önde gelenlerinden olan bu zat, Enver Paşa ile birlikte Trablusgarp Savaşı’na katıldı. İstanbul’a döndüğünde Trablusgarp da Savaş Harcamaları için kendisine teslim edilen paranın hesabını veremediği için idama mâhkum edildi. Cemal Paşa ve İttihat Terakki’nin önde gelen adamlarının araya girmesi ile Mısır’a sürgün edildi. Aziz Ali el Mısrı daha sonra Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in yanına geçerek Arap ayaklanmasına katıldı ve İngilizlerin desteği ile Arapların Harbiye Nazırı oldu.

(xx) Kuşçubaşı Eşref, Birinci Dünya Savaşı’nda (Arapça bildiği için) Enver Paşa’nın emri ile Yemen’e para götürürken, Suudi Arabistan’da yakalanarak esir edildi. Aziz Ali el Mısrı Kuşçubaşı’na sahip çıktı ve bir müddet birlikte kaldıktan sonra, Mısır üzerinden Türkiye’ye gönderdi. Bu olay yıllarca tartışıldı ve Kuşçubaşı Eşref hakkında birçok şüphenin doğmasına sebep oldu. Kral Abdullah’ın şaşalı bir şekilde dile getirdiği savaş, yanında herhangi bir birlik ya da askeri kuvvet olmayan, sadece yol güvenliği için korumalardan ibaret birkaç kişi ile yapılan arbededen ibaret. (Efsaneden Gerçeğe-K. Eşref. Ahmet Efe)

Nurettin Şafak

nurettin.safak@edekitap.com

Nevşehir’in Kozaklı ilçesine bağlı Gerce köyünde doğdu. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ni bitirdi. TRT’nin açtığı “Muhabirlik” sınavını kazanarak Televizyon Haberleri’nde göreve başladı. Yurt Haberleri Müdürlüğü, Yayın Denetleme Kurulu Üyeliği ve TRT Aşkabat Temsilciliği görevlerinde bulundu.

Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız