İÇİNDEKİLER
Küçük Ağa - EDE YAYIMCILIK
25590
post-template-default,single,single-post,postid-25590,single-format-standard,stockholm-core-2.1.6,select-theme-ver-7.5,ajax_fade,page_not_loaded, vertical_menu_hidden,menu-animation-underline,side_area_uncovered,,qode_menu_,qode-mobile-logo-set,wpb-js-composer js-comp-ver-6.5.0,vc_responsive
Title Image

Küçük Ağa

Tarık Buğra
Tarık buğra

Küçük Ağa

Tarık Buğra’nın “Yirmi dört yaşındaki ‘İstanbullu Hoca’ Küçük Ağa kişiliği ile ikinci defa doğarken, insanoğlunun kolay kolay katlanamayacağı bu kahredici trajedinin kahramanlarından sadece birisi oluyordu. Kurtuluş Savaşı boyunca böyle ikinci doğumlar çok, pek çok olmuştur. Küçük Ağa kendi macerasında bu benzerlerini de anlatabilirse, okuyucularım baba ve dedelerini, cephe kahramanlıklarından çok, işte bu trajik çelişmede çektikleri acılar için rahmetle anacaklardır.” diye niyetini açıkladığı Küçük Ağa, yazarın, ilk kez 1963 yılında Yağmur Yayınları tarafından basılan romanıdır.

 

TRT Kurumunca televizyon dizisi olarak 1984 yılında yayınlanan Küçük Ağa, sekiz bölümü boyunca ilgi ile izlenen ve geçmişin anımsanmasına katkı sunan bir yapım olarak etkili oldu.

 

Küçük Ağa'dan:

 

“Şimşekler Tekke Deresi’nde ‘Şişman Berta’lar gibi gümbürdüyor, yağmur oluktan boşanırcasına yağıyordu.

Bitkin tren Halep’ten yüklediği kendinden de bitkin kafilenin belki de en çökkün, en yıkılmışını Akşehir İstasyonu’na bıraktı.

Bozgunla biten o anlatılmaz maceranın döküntüleri sılasına kavuşan bu silâh arkadaşlarına vagonların pencerelerinden donuk donuk bakıyorlardı.

Ne gülen, ne el sallayan, ne de bir çift lâf eden oldu.

Tren puflaya puflaya kuzeye doğru uzayan ve sonu gelmeyeceğe benzeyen yoluna koyulmuştu.

Salih yavaş yavaş eriyen ve bir defa daha göremeyecek olduğu bu yüzlere öyle kımıldamadan bakarken o büyük, o yürekler paralayıcı bozgun için dikilmiş bir heykelden başka bir şeye benzemiyordu.

El sallamak, güle güle diye bağırmak isterdi.

Bahtınız açık olsun demek isterdi.

Fakat el sallayamazdı, bir eli bütün koluyla birlikte Kütülammare’de, bir kum tepesinde kalmıştı, öbür eli de pis, sefil fakat kocaman torbasını tutuyordu.

Ve artık bütün iyi dilekler boşunaydı, bu trenin yolcuları gülmeyi de, bahtlarını da topyekûn kaybetmişlerdi.

Bunlar bozgunun sakat, yarım kalmış döküntüleri idi, işe yarayabilecekler esir kamplarında ve tecrit edilmişlerdi.

Katarın son vagonu da ilerledi virajda kayboldu.

Fakat Salih trenin hâlâ önünden geçmekte olduğunu sanıyordu.

Aynı vagonlar, aynı pencereler sanki milyon kere milyon üremişti ve bu geçiş ebediyete kadar sürecekti.

Aynı vagonlar, aynı pencereler, aynı yüzler…

Aynı vagonlar, aynı pencereler, aynı yüzler, aynı yüzler, aynı donuk bakışlar.”

 

Kaynak: İletişim Yayınları

 

İlgili :

EDE YAYIMCILIK

bilgi@edekitap.com

Bizler hikaye anlatıcılarıyız. Bu bizim genlerimizde var. Görkemli öykü anlatımı ilgi çeker, yaşam tarzlarını tanıtır ve ortak ruh yaratır. Binlerce yıldır birike gelen öykülerimizi, yaygın iletişim alanları için yeniden tasarlarız. Özüne uygun geliştirir, etkileyenleri göz önünde bulundurarak güncelleriz. Biz, EDE’yiz. Değer üretiriz.

Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız

BİR ÇAY İÇİMİNDE TÜRKMENİSTAN