İÇİNDEKİLER
Peyami Safa’nın Attila Romanı - EDE YAYIMCILIK
25614
post-template-default,single,single-post,postid-25614,single-format-standard,stockholm-core-2.1.6,select-theme-ver-7.5,ajax_fade,page_not_loaded, vertical_menu_hidden,menu-animation-underline,side_area_uncovered,,qode_menu_,qode-mobile-logo-set,wpb-js-composer js-comp-ver-6.5.0,vc_responsive
Title Image

Peyami Safa’nın Attila Romanı

Peyami Safa
Peyami safa

Peyami Safa’nın Attila Romanı

Server Bedi adıyla da bilinen eğitimci, gazeteci ve yazar Peyami Safa, 1899-1961 yılları arasında yaşadı.

 

Geniş ufkunun dayanak ucunu İstanbul’a ve yaşadığı toplumun temeline yerleştiren yazar, günümüzde eksikliği giderek büyüyen ve çok özlenen aydın sorumluluğuyla halkın ve değerlerin baylığıyla düşüncelerini yazdı.

 

Türk toplumunu derinden etkileyen kimi zorlama değişim ve dönüşüm koşullarına vurgu yapan öykülerinde, süregiden “batı” özenticiliğinin yıkıcı sonuçlarına engel olabilecek, dirençli karşı duruşları besleyen, okuyucusunu uyanık ve diri tutacak uyarıları sanatın inceliği içerisinde sundu.

 

Yazarın 1931 yılında yazdığı Attila romanı, ilk olarak Resimli Ay matbaasında basıldı.

 

Attila'dan

 

 

Attilâ Romanını İzah Eden Başlangıç

 

«Attilâ» kimdir? Bunu kimse iyi bilmiyor. Bizzat kendi bile kendisini meçhuller içinde hissetmiştir.

Kimdir Attilâ? Buna, beşinci asır halkının muhayyelesine tercüman olarak şöyle cevap verelim:

O, sessiz yollariyle, gölge vermeyen şeffaf dallariyle, alçak çalılariyle, tavuklarla serçelerden başka bir kuş sesi duyulmayan nihayetsiz bir çölde, çalılarla şeytanlardan doğmuştur.

Bizans imparatoru İkinci Teodos’un elçi hey’etiyle Tuna’ya gelerek Hun’ların arasına karışan Prisküs, Attilâ’yı görmüş ve tanımış, meclislerinde ve ziyafetlerinde bulunmuştur. Bu müverrih Hun’lara dair birçok şey söylüyor, gözlerinin gördüğü ve beyninin topladığı her şeyi anlatıyor; onun tasvirlerinde Hun’lar ve Attilâ bir fotoğrafta görülebilecek şekiller kadar vazıhtır. Ve Tuna boyundaki cihangir kavim, bir tarihte okunabileceğinden fazla canlıdır; fakat neye yarar? O da «Attilâ kimdir?» sualine tam bir cevap verebilmiş değildir, hattâ, halefi olan bütün müverrihler gibi manasızlığı, basit umumiyetinde mündemiç bir hüküm vermiştir: «Attilâ bir barbardır!» diyor. Diğer müverrihler: Prospe, Dakilen Vedidas, Jurnades de aynı şeyleri kekeliyorlar.

Sonra şark masalları, Töton ve Lâtin efsaneleri de başka başka şeyler söylüyorlar. Lâtin efsanelerine göre «Attilâ» kaza ve kaderin yarattığı bir ebedî azap ve harabe Mesîhidir. İnsanlığı kahretmek ve bu aralık bütün günahkâr Romalıların fenalıklarını cezalandırmak için yeryüzüne gelmiştir. Bu efsanelerden çıkardığımız hükme göre «Attilâ», bir insan değil, bir timsal, esâtirî bir remz ve insanlara, bilhassa Romalı’lara Allah’ın belasıdır.

Bir kısım Cermen şarkı ve masallarının gözlerimiz önüne serdiği levhada gördüğümüz manzara büsbütün başkadır. Bu levhanın «Attilâ»sı, öteki masalların ona giydirdikleri canavar postundan soyulmuş, hiç dehşet vermeyen, hattâ sulhperver, tatlı, misafirperver bir hâkandır, şenliklerde ve ziyafetlerde neş’eli bir arkadaş.

Macar an’anelerine gelince, burada «Attilâ» Hun’ların ruhu olarak îzah edilmiştir. Fakat Hun’ların «Payen – Putperest» oldukları bir devirde onlara Hıristiyanlığın mübeşşirliğini yaptığı iddia ediliyor.

Asırlar arasında, onu tahayyül eden kavimlere göre türlü türlü «Attilâ» vardır. Sanki o, her insan gözü tarafından başka biçimlerde görülen namütenahi kafalı bir devdir.

«Attilâ» bir devdir.

Şüphesiz «Attilâ» bir devdir. Fakat muhtelif kavimlerin en kızgın ve en taşkın hayallerinde, kelimeler arasında bile tarihî hakikati yakalamak ve «Attilâ»yı, cihangir ve cihanşümul «Attilâ»yı en insanî ve en kardeş sîmasiyle tanımak imkânsız değildir.

Öyle ise «Attilâ» kimdir? Buna kendisinin verdiği cevabı öğreteceğim. «Attilâ»:

— Ben Allah’ın kamçısıyım! diyor.

Oh, ne muazzam bir iştiyakın ifadesi! Vaktiyle İsrail oğullarını «Arzı mev’ud’a kavuşturan ilâhî kudreti beşinci asırda Cermenlerin elinden alarak şerre, fesada, musibete, binbir seyyieye düşmüş insanları kırbaçlamak, onu daha zinde, daha yüksek, fazîletkâr ve hayırhah bir medeniyete hazırlamak!» İşte Attilâ’nın îzahı! İşte birkaç barakanın ortasında yükselen garip ve ahşap sarayındaki tahtının üstünde kapkara bir vahşî et kümesi gibi oturan, fakat Yunanlılara, Romalılara, Cermenlere ayakları ucunda diz çöktürerek hepsine îka ettiği büyük hâşiyetle kiminin seyyielerini cezalandıran, kiminin şer ve fesadına mâni olan büyük Türk başbuğu!

«Attilâ» Allah’ın kamçısıdır.

Şüphesiz «Attilâ» Allah’ın kamçısıdır. Zira onun esmer yağız kafası Tuna boyundaki burc-ı bârûler üstünde parlamasaydı, birbiri ardısıra çöken, inkırazlara mahkûm devletlerin çürük yapraklı bir albümü olan beşinci asır Avrupası kendine gelmeyecekti. Lâğar bir atın uyuşuk adalelerine inen kamçı darbeleri niçin ve nasıl bir zulüm olmuyorsa ve yaşamak kudreti verdiği için meşru telâkki ediliyorsa, «Attilâ»nın da yangınlar, zelzeleler ve taunlar salarak beşeri sarsması meşru ve ulvîdir. Bu mânâda bir barbarlığın ona izafe edilmesinden ne çıkar? «Attilâ» yaratıcı tahripkârdır.

«Attilâ» vahşî değildi, zira kalbi vardı. «Attilâ» kalbsiz değildi; zira muazzam bir aşkı vardı. «Attilâ» sevdi, çok sevdi; «Attilâ» pembe-beyaz tenli, nâzik elli ve incebelli bir medenîden çok daha fazla kadınları sevmesini ve anlamasını bilirdi. Attilâ romanında, maceradan maceraya atılan bu kahramanın aşkları da okunacaktır.

«Gereka», «İldiko» ve «Onorya»! İşte «Attilâ»nın kalbinde en büyük emellerin ve kudretlerin hem halikı, hem de mahlûku olan üç kadın.

«Attilâ» bir medenîden fazla kadınları sevmesini ve anlamasını bilirdi. Harblerin dâima ön safında giden ve yüz bin ok arasında ölmeyen, ölmek bilmeyen, ölemeyen lâyemut «Attilâ» bir kadının batırdığı zehirli dikiş iğnesiyle öldü. «Attilâ» bir kadın tarafından öldürülmüştü. Hayır, «Attilâ» bir kadın tarafından öldürülmeğe râzı olmuştur, çünkü «Attilâ» bir medenîden fazla kadmları sevmesini ve anlamasını bilirdi.

Attilâ romanı, Attilâ’ya âit her şeyi ihtiva eder; efsâne ve târih, aşk ve ölüm.

İnsanlığın ezelî hikâyesi de zâten bunlardan başka neyi ihtiva eder?

 

Peyami Safa

EDE YAYIMCILIK

bilgi@edekitap.com

Bizler hikaye anlatıcılarıyız. Bu bizim genlerimizde var. Görkemli öykü anlatımı ilgi çeker, yaşam tarzlarını tanıtır ve ortak ruh yaratır. Binlerce yıldır birike gelen öykülerimizi, yaygın iletişim alanları için yeniden tasarlarız. Özüne uygun geliştirir, etkileyenleri göz önünde bulundurarak güncelleriz. Biz, EDE’yiz. Değer üretiriz.

Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız

BİR ÇAY İÇİMİNDE TÜRKMENİSTAN