Title Image

Cemile

Cengiz Aytmatov
Чыңгыз Төрөкулович Айтматов

Cemile

Cengiz Aytmatov adını, Kırgız yurdunun sınırlarını aşıran, tüm dünyanın iyilikle çarpan yüreklerine usulca yerleştiren bir sevgi öyküsü Cemile. İkinci Dünya Savaşının gazaplı günlerinde, yaşanan acıların, çekilen çilelerin ve dayanılmaz özlemlerin bulut bulut her yana yayıldığı, her gönülü yaktığı zulmet havasında, onca kötülüğe karşın iyiye tutunma çabalarını unutturmayan bir öykü.

 

Cengiz Aytmatov, Cemile’yi, 1958 yılında, diğer yapıtları gibi Rusça olarak yayımladı. Öykü, ilk kez 1965 yılında, Hür Yayınları betikleri arasında, Şerif Hulusi çevrisiyle Türkçe olarak yayımlandı. Daha sonra Refik Özdek, Ülkü Tamer ve Mehmet Özgül çevirileri gibi yeni çevrilerle farklı yayınevlerince, tek betik olarak ya da bir kaç öyküyle birlikte yayımlandı.

 

Savaş sonrası Sovyetlerde egemen kılınmaya çalışılan görece iyimser hava, Aytmatov öykülerinin, ardı ardına sinemaya uyarlanmasının da önünü açtı. Uzun yıllar boyunca değişmeyen geleneksi Kırgız yaşamı, öyküye sadık kalınarak, belleklerden silinmeyecek etkileriyle sinemaya aktarıldı. Cemile, 1969 yılında, öykü yayımlandıktan on bir yıl sonra, sinemada gösterime girdi. En köklü Türk topluluğu olarak bilinen Kırgızların, söylenceden gerçeğe uzanan töresine ilişkin derin izler, öyküde olduğu gibi kurmacada da, izleyenle duygudaşlık oluşturan yapıyı oluşturdu.

 

Cemile'den

Bir gün evde oturmuş, okul gazetesi için resim yapıyordum. Anam ocakla uğraşıyordu. Ansızın Sadık daldı odaya. Bembeyaz kesilmişti, gözleri iyice kısılmıştı, yanıma koşup elindeki kağıdı yüzüme tuttu.

– Sen mi yaptın bunu?
Donakalmıştım. Yaptığım ilk resmi gösteriyordu bana. Daniyar’la Cemile, canlanmışlar da kağıdın üstünden bana bakıyorlardı sanki.

– Evet, ben yaptım.

Parmağını resme uzatarak, Kim bu? dedi.

– Daniyar.

Hain! diye bağırdı Sadık. Resmi paramparça etti, kapıyı çarparak çıktı gitti. Uzun, tedirgin bir sessizlikten sonra, anam sordu:

– Biliyor muydun?

– Evet.

Ocağa yaslanarak bir süre bana baktı; gözlerinde şaşkınlık vardı, öfke vardı.
Yine yaparım resimlerini, dedim! Başını üzüntüyle iki yana salladı.

 

Yerdeki kağıt parçalarına ilişti gözüm incinmiştim, dayanamayacaktım artık. Varsın, hain olduğumu sansınlardı. Kime ihanet etmiştim? Aileme mi? Soyuma mı? Hayatın gerçeğine, o iki insanın gerçeğine ihanet etmemiştim ya! Bunu söyleyemezdim, kendi anam bile anlayamazdı çünkü.

Gözlerim karardı; kağıt parçaları sanki canlanmıştı, yerde kımıldıyor gibiydiler. Daniyar’la Cemile’nin anıları pırıl pırıldı, o türküyü, o unutulmaz Ağustos gecesinin türküsünü duydum ansızın. Köyden
kaçışlarını hatırladım; duramazdım ben de yollara vurmalıydım
 kendimi. Onlar nasıl yiğitçe, cesaretle gittilerse ben de gitmeli, mutluluğun çetin yolunu tutmalıydım.

 

– Okumak istiyorum. Söyle babama. Ressam olmak istiyorum! dedim.

Anam beni azarlar, ağlar, savaşta ölen ağabeylerimi hatırlatır diye düşünüyordum. Ama ağlamadı anam. Usulca, yumuşacık bir sesle,
kederle konuştu:

– Gitmek istiyorsan git. Yavrularım büyüdüler artık; hepsi yuvadan uçuyorlar. Bakalım ne kadar yüceleceksiniz? Belki de haklısın. Git. Oralarda fikrini değiştirirsin. Resim yapmak, boya boyamak para getirmez. Bir dene bakalım. Bizi de unutayım deme.

 

O günden sonra, Küçük Ev bizden ayrıldı. Ben de okula gittim. Ressam olmaya.
Öyküm bu kadar.

 

Güzel sanatlar okulunu bitirdikten sonra, Akademi’ye yazdırdılar beni. Diploma çalışmam, yıllardır hayalini kurduğum bir resimdi. Daniyar’la Cemile’nin resmiydi bu. Bir sonbahar göğü altında, bozkır yolunda yürüyüşleri. Önlerinde engin, pırıl pırıl bir ufuk… Resmim, kusursuz bir resim değil ustalık kazanmak zaman ister ama benim
için değerli, çünkü yaratıcılığımın ilk eseri.

 

Zaman zaman, yaptıklarımı beğenmiyorum. Kendime güvenim sarsılıyor, güç anlar yaşıyorum. Bu gibi durumlarda, çok sevdiğim o resmin karşısına geçiyorum hemen, Daniyar’la Cemile’ye bakıyorum. Konuşuyorum onlarla:

Şimdi neredesiniz acaba, hangi yollarda yürüyorsunuz? Kazakistan bozkırlarından Altay’a, Sibirya’ya kadar yeni yollarımız var artık. O yollarda yiğit insanlar çalışıyor. Belki siz de oradasınız. Cemile, arkana bile bakmadın giderken. Yorgun musun, kendine güvenini, inancını yitirdin mi? Daniyar’a yaslan, sana türküsünü söylesin, o sevda türküsünü, yaşama türküsünü, toprak türküsünü! Bozkır o türküyü içsin, renk renk çiçekler yaratsın o türküden! O Ağustos gecesini hep hatırlayın! Yılma, Cemile, pişmanlık duyma, o güç mutluluğu buldun çünkü!

 

Onlara bakarken Daniyar’ın sesini duyuyorum. Yollara çağırıyor beni, yolculuğa hazırlanmalı. Bozkırı aşıp köyüme gideceğim, yeni renkler bulacağım orada.

 

Her fırça vuruşumda Daniyar’ın türküsü çınlasın!

 

Her fırça vuruşumda Cemile’nin yüreği çarpsın!

 

SON

"Bilgi Paylaştıkça Çoğalır"
No Comments

Post a Comment