Bir Haziran Ayında Lizbon
O hâlâ düzgün bir Türkçe ile konuşuyor. Üstelik dil dağarcığına “yuğürt”ü de “seğirt”i de ekledi. Her koşunun koşmak olmadığını kavradı.
O hâlâ düzgün bir Türkçe ile konuşuyor. Üstelik dil dağarcığına “yuğürt”ü de “seğirt”i de ekledi. Her koşunun koşmak olmadığını kavradı.
O hâlâ düzgün bir Türkçe ile konuşuyor. Üstelik dil dağarcığına “yuğürt”ü de “seğirt”i de ekledi. Her koşunun koşmak olmadığını kavradı.
Gagauzya’da ceviz ağaçlarına, Kabil’de bir kilime bakarken; Prizren’de bir tekkeyi, Gürcistan’da bir kaleyi ziyaret ederken; Sudan’da bir hastane de, güzel gözlü insanları tedavi ederken Ayşe
O hâlâ düzgün bir Türkçe ile konuşuyor. Üstelik dil dağarcığına “yuğürt”ü de “seğirt”i de ekledi. Her koşunun koşmak olmadığını kavradı.
Gezmek, yeni yerler görmek, değişik bölgelerde yaşayan insanlarla tanışmak, sonradan kazanılan bir alışkanlık mı yoksa yaratılıştan gelen bir özellik mi?
Falih Rıfkı Atay, Osmanlı devletinin çöküş yıllarındaki bungun günlerin, yılmaz, dirençli bir aydını olarak öne çıkan; içerden, dışardan desteklenen yıkıcı kötülüklere başkaldıran kuşağın içerisinde
"Şimdi işimiz daha karışık, daha zor ve daha pahalı değildir. Asıl sermaye büyük milli kurtuluş harbinin ahlakı, imanı, cesareti ve feragatidir."
"Biz, şimdi kırkına yaklaşanlar, Osmanlı imparatorlu ğunun son gençleriyiz. 1914' de üç, beş, yedi yaşında bulu nan çocuklar, bugün yeni Türkiye'nin gençleri olmuşlardır ve hatırlarında
6 Ekim 1948 gecesi, saatlerin tam biri on iki geçerken durmasına yol açan ve merkezi bu günkü Aşkabat’ın 25 km güney doğusu olan deprem, 130.000