İÇİNDEKİLER
Dinmeyen Sızı Kızıl Elma Viyana - EDE YAYIMCILIK
24734
post-template-default,single,single-post,postid-24734,single-format-standard,stockholm-core-2.1.6,select-theme-ver-7.5,ajax_fade,page_not_loaded, vertical_menu_hidden,menu-animation-underline,side_area_uncovered,,qode_menu_,qode-mobile-logo-set,wpb-js-composer js-comp-ver-6.5.0,vc_responsive
Title Image

Dinmeyen Sızı Kızıl Elma Viyana

Mustafa Küçüktekin

Dinmeyen Sızı Kızıl Elma Viyana

Bir kadın kadar narin ve baş döndürücü,
Bir aşk şarkısı kadar romantik,
Bir gizemli mektup kadar anlaşılmaz.

 

Belki de Viyana‘yı en iyi anlatan dizeler bunlar.

Bu baş döndürücü, romantik ve anlaşılmaz kentin Türklerle ilişkisi, Viyana’nın, Türklerin Kızıl Elma‘sı olmasındandır. Kızıl Elma, Türk tarihinde, Cihan Hakimiyetini anlatan, temsil eden bir simge, bir ülküdür. Oğuz Türkleri arasında önemli bir yeri olan Kızıl Elma anlayışı, Türklerin, fethetmek istedikleri yeri ve ulaşmak istedikleri sonsuz hedefi tanımlar.
 Kızıl Elma, zamana ve zemine göre değişkendir, sınırsızdır ama sürekli canlıdır.

 

Kahlenberg Tepesinde Yaşananlar

 

1683’deki II. Viyana Kuşatması’nın üzerinden 331 yıl gecti. o yıl, Kızıl Elma‘ya doğru, İstanbul’dan Nemçeliler üzerine, Beç kalesini kuşatmaya çıkan Türkler, acaba, günümüzde, fethedemedikleri o Beç kalesinde, Nemçeli uyruğuna geçmiş, yüzbine yakın Türk‘ün yaşayacağını düşünmüşler miydi?

Peki, Viyana’da yasayan Türk kökenli Nemçeliler, 1529 ve 1683‘te, atalarının Viyana önlerine kadar neden geldiklerini ve neler yaşadıklarını biliyorlar mı?

Günümüzde kim biliyor; Çerkez Dayı‘nın öyküsünü, Avusturya’da yasayan Türk çocuklarının sabah kahvaltısında yedikleri Kipfeli, Anna Maria adıyla 90 yasında bir Manastırda ölen Paşa kızı Fatma‘yı ve Viyana‘nın her köşesindeki Türk izlerini?

Düzenli Türk Ordularının batıda en son ulaştıkları nokta olan Kahlenberg tepesinde yaşananların, bir imparatorluğun gerileme, diğerininse yükselmesinin nedeni oldugunu, kim biliyor?

 

Türkleri Bir Kez Daha Durduracağız

 

Kendi deyimleriyle Österreich, bizdeki anlamıyla Doğu Avusturya İmparatorluğu…

Tarihte, Türkleri durdurarak, Avrupa‘yı Türk istilasından korumakla övünen, aynı bizim gibi, büyük bir imparatorluktan parçalanarak küçülen bir ülke…

1683‘ten yüzyıllar sonra, Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan Türkleri, Avrupa kapılarında bir kez daha durduracaklarını söyleyen, Avusturya…


ll. Dünya savaşı, Avusturya ve onun başkenti Viyana‘da çok büyük yıkımlara sebep olmuştu. Fazla değil, bundan 60 yıl önceki bu büyük yıkımın izlerini günümüzde göremeyiz ama 331 yıl önceki Türklerin Viyana kuşatmasının izlerini başta Viyana olmak üzere, Avusturya‘nın bir çok yerinde görmek mümkün.

Bu iki ülkenin çok geniş bir sürece yayılan kapsamlı ilişkileri, Viyana’nın her köşesinde öylesine çok iz bırakmıştır ki; eğer, “Viyana’nın Türk Yüzünü” keşfe çıkalım derseniz, en azından bir haftanızı gözden çıkarmalısınız.

Tüm bunların içinde hiç şüphesiz en çok iki kuşatmanın bıraktığı izler öne çıkar.
 Kuşatmanın izlerine en güzel örnek olarak Heidenschuss’taki Hançerli Türk Atlısı Anıtı’nı verebiliriz. Viyana’daki bu anıtın öyküsü olarak çeşitli efsaneler anlatılır ve esas olarak iki ayrı öykü belirir:

Birincisi, Türk kahramana ait, Türklerin anlattığı hikâye ki; 1665 yılında Viyana’yı ziyaret eden Evliya Çelebi tarafından aktarılır. Evliya Çelebi’nin aktardıklarına göre, bu anıtta tasvir edilen kişi, Birinci Viyana Kuşatması esnasında Avusturyalılara karşı dövüşen ve burada şehit düşen “Çerkez Dayı” isminde bir Osmanlı savaşçısıdır.

Bu Türk askerin kahramanlığı İmparator Ferdinand’ın kulağına kadar gitmiş, o da, bu kahraman askerle atını mumyalatarak daha önce bahsedilen bölgede korumaya aldırmıştır. Daha sonra buraya, Çerkez Dayı’nın hatırasını yaşatmak amacıyla, Türkler tarafından çizilen Viyana haritalarında, “Çerkez Meydanı” denmeye başlanmıştır.

İkinci hikâye olarak Avusturyalılar, söz konusu anıtın Heidenschuss’a yönelik bir Osmanlı saldırısını başarı ile püskürtmelerinin anısına dikildiğini anlatırlar.

 

Katedralin Ay-Yıldızı

 

Viyana’nın en bilinen simgelerinden St. Stephan Katedrali’nin kubbesinde de Türk varlığını hatırlatan izler bulmak mümkün. 17. yüzyılın sonlarına kadar katedralin sivri kulesinin ucunda, oraya 1529 yılında yerleştirilen ay-yıldız duruyordu. Yalnızca Avusturyalılar değil, aynı zamanda Türkler de bu ay-yıldızın orada olma durumuna bir açıklama getirmeye çalıştılar.

Evliya Çelebi’ye göre Sultan Süleyman şehri kuşatma altına almak için 1529 yılında buraya geldiğinde, surların ardında azametle yükselen St. Stephan’ın 137 metrelik güzel kulesini görür. Şehri aldığında, kolayca minareye dönüştürülebileceği için, verdigi ilk emirlerden biri kesinlikle bu kiliseye zarar verilmemesidir. Nasıl dedesi Fatih, istanbul’u alıp Ayasofya’da ilk Cuma Namazını kıldıysa, o da ilk Cuma Namazını bu kilisede kılacaktır.
 Kuşatma kalktıktan sonra, Kanuni, kilisenin en yüksek kulesine asılmak üzere som altından bir ay-yıldız gönderir.

Türklere göre Sultan Süleyman, altın ay-yıldızı, kuşatmayı kaldırma şartı olarak, İmparator Ferdinand’a göndermiş, o da buna uyarak, altın ay-yıldızı kulenin tepesine taktırmış.

Avusturyalılara göre ise ay-yıldız, Sultan Süleyman’ın Viyana’yı alamayışını hep hatırlatmak ve Türkleri iğnelemek için kuleye takılmıştı.

Sebebi ne olursa olsun, som altından yapılma ay-yıldız, yaklaşık yüz elli yıl Viyana’nın en görkemli katedralinin zirvesinde kalmış. 1680’lerin sonunda ise ay-yıldızın yerine haç takılmış. Yerinden sökülen bu nadide parça Karlsplatz’daki Viyana Şehir Tarih Müzesi’nde hâlâ görülebilir.

 

Saraydan Kız Kaçırma

 

1683 yılında gerçekleşen İkinci Viyana kuşatmasından sonraki yıllarda Türkler, Avusturyalılar açısından, İmparatorluğun tehlikeli düşmanı olarak algılanmaktan çıkarak, doğulu, hoş bir kültürün sahipleri olarak görülmeye başlandılar. Besteciler, Türk müziğinden etkilendiler, ressamlar Türk giysileri içinde kadın ve erkek resimleri çizmeye başladılar.

Bu akımın belki de en ilginç örnekleri 1740-1780 yıllarında tahtta kalan Avusturya İmparatoriçesi Maria Terasa’ya ait ve onu Türk giysileri içinde tasvir eden, özel bir yöntemle yapılmış baskı resimlerdir. Bu resimler halen Avusturya Ulusal Müzesi arşivlerinde saklanıyor.

Yazarlar, şairler öykülerinde, şiirlerinde, tiyatro eserlerinde “Türk Öğesini” kullanmaya başladılar. Başlarda, bu eserlerde, “Türk”, pek konuşkan olmayan bir kişilik olarak resmedilirken, zamanla Avusturyalı-Avrupalı kimliklerle karşılaştırıldığında, bilge, zarif ve nüktedan bir konuma evrildi.

Bu konuda en tanınmış örnek, Mozart tarafından 1781 yılında bestelenen “Saraydan Kız Kaçırma” adlı operadır. Mozart bu eseri bestelediğinde Viyana’da, Milchgasse 11, Petersplatz 1, adresinde yaşıyordu.

Ayrıca, 1492 yılından beri Avusturya’nın önemli değerleri arasında bulunan, el yapımı ürünleriyle ünlü Gmundener seramiklerinde de ağırlıklı olarak Türk motifleri görmek mümkün.

 

Mustafa Kemal Viyana’da

 

1867 yılında, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarının ortak ilişkilerinin tarihinde ilk kez olmak üzere, 32. Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han, Avusturya’ya dostane bir ziyarette bulundu. Abdülaziz Han, bu ziyareti esnasında, İmparator Franz Joseph tarafından ağırlandı ve Viyanalılar, Sultan‘ın bu ziyaretiyle çok yakından ilgilendiler.

Birinci Dünya Savaşı esnasında Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Almanya ve Bulgaristan müttefikler olarak aynı safta yer aldılar. Bu yıllarda Mustafa Kemal, iki kez Viyana’ya geldi. İlk seferinde, gelecekte VI. Mehmet adıyla tahta geçecek olan veliaht prens Vahdeddin ile geldiği Viyana’yı, ikincisinde, sağlık nedeniyle ziyaret edecekti.

Sonradan modern Türkiye’nin kurucusu olacak bu genç subay, 1918 yılındaki ikinci ziyaretinde, Viyana’daki Cottage Sanatoryumu’nda tedavi görecek, ardından Karlsbad’a geçerek tedavisine orada devam edecekti. Bu sanatoryum, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra varlığını sürdüremedi. Bugün okul binası olarak hizmet veriyor.

Viyana’daki Türk varlığının belki de en güzel, ama en az bilinen “Türkensteine” adlı işlemeli taşlardır. Dünyaca ünlü General Gideon Loudon, Belgrad’ı 1789 yılında Osmanlılardan geri aldığında, bu zaferinin nişanesi olarak çeşitli Osmanlı eserlerini sökerek Viyana’ya getirmiş.

Bu savaş ganimetleri, Hadersdorf’ta, 14. bölgede bulunuyor. Daha önceden Loudon’a ait olan, şimdi ise Viyana Belediyesinin mülkiyetine geçmiş bir alandaki işlemeli taşların yerini işaret eden bir levha konulmadığı için, onları bulmak pek kolay değil.

 

Yunus Emre Çeşmesi

 

“Türk Viyana”nın en yeni izlerinden biri, Türkiye Büyükelçisi Ayhan Kamel döneminde, Avusturyalılara 1991 yılında hediye edilen çeşmedir. Büyük Türk düşünürü Yunus Emre anısına yapılan Yunus Emre Çesmesi (Türkisher Brunnen), Viyana’daki Türk izleri arasında yerini aldı. 18. Bölgedeki bu çeşme, Türklerin hem birinci, hem de ikinci kuşatma esnasında, Avusturyalıların olası baskınlarından korunabilmek amacıyla kazdıkları siperlerin bulunduğu tarihî alanda yaptırılan, “Türkenschanzpark”da (Türk Siperleri) yer alıyor.

Türklerin Kızıl Elmasında, Viyana’da korunabilen ve günümüze ulaşabilen Türk izleri bunlarla sınırlı değil elbette. Kentin bu günkü dokusu içine gizlenmiş atalar kalıtlarıyla, burada yaşayan ve gezgin olarak kente gelen Türkler için, Bir kadın kadar narin ve baş döndürücü, bir aşk şarkısı kadar romantik, bir gizemli mektup kadar anlaşılmaz olmayı sürdürüyor

Mustafa Küçüktekin

mustafa@edekitap.com
Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız

BİR ÇAY İÇİMİNDE TÜRKMENİSTAN