Yugoslavya Yoktu ve Biz Yabancıydık
Sudan çıkmış balıklar gibiydik. Yeniden dil öğrenmemiz ve meramımızı mutlaka yeni dille anlatmamız gerekiyordu… Ama tüm bunlardan daha acı olanı yıllarca kardeş dediklerimizin bizi kardeşleri olarak
Sudan çıkmış balıklar gibiydik. Yeniden dil öğrenmemiz ve meramımızı mutlaka yeni dille anlatmamız gerekiyordu… Ama tüm bunlardan daha acı olanı yıllarca kardeş dediklerimizin bizi kardeşleri olarak
Masallar, çocuklara okunur fakat büyüklere yazılır. Sizler yine de ileride birer yetişkin olacak çocuklarınıza güzel "masallar" okumayı boşlamayın…
Sağdan geldi ilk önce… O yöne koşuşturanların, o simsiyah darbenin altında kaldığına şahit oldum. Sonra solumda tekrarlandı aynısı. Sevdiklerim bir bir simsiyah gölgenin altında ezildi,
O hâlâ düzgün bir Türkçe ile konuşuyor. Üstelik dil dağarcığına “yuğürt”ü de “seğirt”i de ekledi. Her koşunun koşmak olmadığını kavradı.
O devirlerde yıldızlar, insanlara yönünü gösterir; kuşlar, çiçekler baharın gelişini muştularmış. Çiğdem, bu haberci çiçeklerin ilkiymiş. Güneşle buluşacağı vakte kadar, yerin bir karış altında, küçücük
Asya benim mektup arkadaşımdı. Mektup arkadaşım, mahkûm arkadaşım Asya ile tanışmama vesile olan, bir gazetenin arka sayfalarına düşülen küçük bir ilandı. Yolladığım kitapların birine, “Bu
Her şeyi atarabacı Hüseyin başlattı… Televizyon denen sihirli kutu o günlerde pahalı ve lüks bir eşyaydı. Bizim at arabacı Hüseyin’in evinde bu sihirli kutudan yoktu.
Kabulleniş ve çaresizlik. Yoksa ikisinin lügattaki karşılığı aynı mıydı? Öyle bile olsalar, eşanlamlı sözcüklerdi artık onun için.
“Hadi” dedi Yalçın Güner. “Biz çıkalım da rahat rahat yesinler.” Karnı tok insanların saadeti içerisinde, hesabı ödediler ve çıkıp gittiler. Pizzacı, parasını yerleştirdikten sonra kapıya