Title Image

Susuz Yaz

Necati Cumali

Susuz Yaz

Öykülerin, belleklerde oluşturduğu izler, okuyucuda, yazarının niyetlerinden öte çağrışımlar uyandırır. Sanat yapıtlarının emanet edildiği alıcı konumundaki okur, kimi zaman öykünün geçtiği yerleri imgeleminde canlandırır, kimi zaman da gezip görme olanağı bulduğu o yerlerde, yazarın kurguladığı olayları imgeleminde yeniden yaşar.

 

Necati Cumali’nin, Seferihisar ve Urla halkının yaşamından gözlemlediği ve vurgulamaya gerek gördüğü olayları kurguladığı öyküsü Susuz Yaz, Metin Erksan dokunuşuyla okuyucusuna üçüncü bir yol daha sunar; bu kez, sinema yönetmeninin bakış açısıyla yeniden yaşam bulmuş kurgu, bir de sinema perdesinden sanatseverlerin imgeler dünyasına ulaşır.

 

Türk Sinemasının köşe taşı yapıtlarından biri olma özelliğini hâlâ koruyan Susuz Yaz kurmacası, öykünün etkisini çok aşan bir yapıt olarak belleklerde ve gönüllerde yer edinmiştir.

 

Necati Cumali’nin aynı adla yayımlanan öykü betiğinde Susuz Yaz, on bir öyküden biridir. Öç, Yenilmeyen, Dağlı ve Muharrem, Bıçak, Kaatil, Gülsüm Kıza Ağıt, Esma ile İsmail, Aktör, Aksinin Biri ve Selim’i Anarım adlı öyküler, yazarın hem toplumcul yaklaşımından hem de kendine özgü sanat anlayışından izler taşır.

 

Susuz Yaz'dan:

 

“Hükümlüler, o gece Hasan ile Osman’a birer çul verdiler. İki kardeş yanyana yattılar. Ranzada yerlerine uzandıktan sonra Osman, ağabeyine tek söz etmedi. Ağasının yanında sıkıntıdan göğüs geçirdiğini, oflayıp pufladığını duyuyordu. Ama bir kez olsun dönüp bakmadı, neyin var diye sormadı.

 

Bir araya geldiklerinden beri Bahar’dan ayrı geçirdiği bu ilk gecede, bir süre Bahar’ı düşündü. İki aya kadar çocuk bekliyorlardı. Ağası adam olsa, suçun üstünde kalacağına canı yanmazdı. Ağası beygir gibi ezerdi karısını…

 

Çare?
Nasıl kalksın da çifte benim elimdeydi, Veli’yi ağam vurdu desin?..
Mal ikisinin malı, zarar ikisinin zararı, sonra ağabeyi eziyetini çeksin de, o…

Hem, dün gece nöbet kendisindeyken Veli aşılıklarına girecek olsa, kendisi de acımaz vururdu Veli’yi…
Hasan korkular, sıkıntılar içindeydi. Kendisi on iki yıl yerse, Osman yumuşak, konu komşuya yüzü tutmaz suyu bağışlar…
Osman’ı iten olmazsa kendisi gibi çalışmaz da…
Aşılar budanırsa, gelecek yıl filiz sürer…
Zararı bir yıla, hadi hadi bilemedin iki yıla iner…
Ama sulanırsa!..

 

Şimdi, malını düşmanlarının gözü önünde rezil rüsva bıraksın, on iki yıl düşmanlarının yüzünü mü güldürsün?
Ya Osman’la Bahar, kendisini ele verirlerse?
Bahar, hakime Osman yanımdan kalktı, çifteyi aldı derse?..

 

Bunu düşününce soluğu kesiliyordu. Kimseye güveni yoktu onun! Hayatında güven duygusu nedir bilmemişti.

Bahar Osman’a tutkun! Elbette ki çifte Osman’ın elindeydi der, onu ele verir! Osman, sabahtan beri boş yere mi susuyor? Ah ülen nankör, ah ülen hayırsız! Sen çalış çabala, kardeşim de, malına ortak et, o ağzını açıp, ağa sen meraklanma demesin! Derisi güneşten kurumuş alnına, sıkıntıdan ter basacaktı nerdeyse…

 

Eh hele Osman’la Bahar bir üstlerine düşeni yerine getirmesinler, bir suçu onun üstünde bırakmaya kalkışsınlar, bilirdi o da hakime ne diyeceğini!
Çiftenin ruhsatı kendi üstüne!
Elinde ruhsat olduktan sonra!
Osman’ı kurtarmak için yalan söylüyor hakim bey, benim silahım belli, ben çiftem dururken ne diye grayı alayım?.. derdi, hem vallaha hem billaha hakime öyle derdi…
Hakim de elbette ki inanırdı sözüne…”

"Bilgi Paylaştıkça Çoğalır"
No Comments

Post a Comment