Müthiş Bir Tren: Sonra Yağmur Dindi mi?
Bir memur bulur da kapıyı açtırırım diye, istasyona indim. Biraz yürüyünce lüks tren hiçbir düdük çalmadan hareket etti. Koşmak, trene yetişmek istedim. Ama koşamıyordum. Ayaklarım
Bir memur bulur da kapıyı açtırırım diye, istasyona indim. Biraz yürüyünce lüks tren hiçbir düdük çalmadan hareket etti. Koşmak, trene yetişmek istedim. Ama koşamıyordum. Ayaklarım
Kaymakam gözlerini açtığı zaman kendini hükümet konağının arka bahçesinde portatif bir asker karyolasında yatıyor gördü. Ova sis içinde idi. Havada yıldızlar görünmekle beraber karşı tepelerin
Bulgar soykırımından kaçan sivil Türklerin, yurtlarından koparılışı, Nazlı ve Emin adlı iki gencin birbirinden koparılışıyla özdeşleşen bir izleğe oturtuluyor.
“Çocukların terbiyesi!” diye düşünmek istedi. Fakat şu dakikada bu mesele ona hiç de ciddi görünmüyordu. Belki de Seher’in telaşı sadece sayfa doldurmak içindi.
Şimdi, malını düşmanlarının gözü önünde rezil rüsva bıraksın, on iki yıl düşmanlarının yüzünü mü güldürsün? Ya Osman’la Bahar, kendisini ele verirlerse? Bahar, hakime Osman yanımdan kalktı,
Vapur, Galata köprüsüne yanaştığı sıra dilleri tutulmuştu sanki. Kalabalıkla birlikte vapurdan suçlu suçlu çıktılar. Köprünün koşuşan insan seli içinde, güneş görmüş kar gibi eriyiverdiler
Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz. Beş Şehir işte bu hesaplaşma ihtiyacının doğurduğu bir konuşmadır.