İÇİNDEKİLER
Siyah Bir Gölge… Kapkaranlık… - EDE YAYIMCILIK
25542
post-template-default,single,single-post,postid-25542,single-format-standard,stockholm-core-2.1.6,select-theme-ver-7.5,ajax_fade,page_not_loaded, vertical_menu_hidden,menu-animation-underline,side_area_uncovered,,qode_menu_,qode-mobile-logo-set,wpb-js-composer js-comp-ver-6.5.0,vc_responsive
Title Image

Siyah Bir Gölge… Kapkaranlık…

Mediha Yarımhoroz

Siyah Bir Gölge… Kapkaranlık…

Siyah bir gölge…

 

Kapkaranlık, güneşin üstünü örtüyor.

 

Çok hızlı hareket ediyor.

 

Uzun uzun bir karanlık bu…

 

Koşturma başladı etrafımda.

 

Bakındım sağa sola.

 

Herkes bir tarafa koşturuyor, bu bilinmeyen karanlıktan kaçışıyordu. Ben ise orada, sanki yerime çivilenmiş ve büyülenmiş gibi gözlerim masmavi gökyüzünü siyaha boyayan gölgeye takılı kalmış, öylece duruyordum.

 

Sırtımda boyum kadar ağır yüküm, öylece kala kaldım.

 

Zaten yorulmuş bacaklarım, zar zor taşıyordu artık beni, bu öğlen sonrası. Bugünkü son yüküm olacaktı, sırtıma yüklendiğim koskocaman cevher. Kaç yıl oldu artık saymayı unuttum bu döngünün döndüğünden.

 

Gençlere bırakmalıydım artık bu işi… İşte bu korkutucu anda bile daldım düşüncelere, hesap kitap yapıyordum ki…

 

Hemen yer sarsılmaya başladı.

 

Şiddetlendi aslında.

 

Bir kaç zamandır duyuyorduk bu sarsıntıyı.

 

Şimdi daha yakından geliyor ve gölgeyi takip ediyordu. Yer sarsıntısını, kulakları sağır edecek bir ses takip ediyordu: iyuuuuuu, bo bo bo bo…

 

Tüylerim dikken dikken oldu.

 

Üşüdüm birden.

 

Korkuydu belki yaşadığım.

 

Soğuk bir ter döküldü sırtımdan ve onu gördüm.

 

İlk karanlığın ardından gelen, bir o yana bir bu yana hızla savrulan karanlık ve ardından inan darbe.

 

Sağdan geldi ilk önce…

 

O yöne koşuşturanların, o simsiyah darbenin altında kaldığına şahit oldum.

 

Sonra solumda tekrarlandı aynısı.

 

Sevdiklerim bir bir simsiyah gölgenin altında ezildi, ezildi…

 

Bir çukur buldum, atladım oraya, sırtımdaki yükü siper ettim üstüme ve izlemedim saldırıyı. Bu bir saldırıydı; korkunç, hızlı ve acımasız…

 

Gündüz müydü, gece mi hatırlamaz oldum. Güneşli sımsıcak bir öğlen vaktiydi. Yazdı. Ve biz kış gelmeden, durmadan taşıyorduk, kış için gerekli olan her şeyi…

 

Evet buydu, gölge gelmeden önce yaptığımız…

 

Sonra bir sessizlik ve hızla uzaklaştı, ilk önce darbe sesleri, sonra da üstümüzdeki siyah gölge, ardına kıyım bırakarak. Ağlayacak gücümüz kalmamıştı, etrafa dağılmış, ezilmiş sevdiklerimizin ardından…

Geliyorummmm diye cevap verdim, annem yemek hazır diye seslendiğinde pencereden… Yorulmuştum avluda, kollarımı iki yana açıp bir bombardıman uçağı olarak koşturup karınca sürüsüne gerçekleştirdiğim saldırıdan…

Mediha Yarımhoroz

mediha@edekitap.com
Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız

BİR ÇAY İÇİMİNDE TÜRKMENİSTAN