Elveda Gülsarı: Sen İyi Bir Attın
Türk yazının güçlü adı Cengiz Aytmatov, Stalin döneminin Kırgız Türkleri üzerindeki yıkıcı etkisini Tanabay ve atı Gülsarı izleğinde aktarıyor.
Türk yazının güçlü adı Cengiz Aytmatov, Stalin döneminin Kırgız Türkleri üzerindeki yıkıcı etkisini Tanabay ve atı Gülsarı izleğinde aktarıyor.
O zorlu, o büyük çekişmede Gülsarı atların arasında eziliyor, boğuluyor gibi oluyor, açığa çıkmak istiyordu. Ve Tanabay o oğlağı bir türlü el ele geçiremiyordu. O
Bizim orada kışın öyle çok kar yağar ki ta benim boynuma kadar çıkar. Her tarafı örter. Eğer ormana gitmek istesek, ancak boz at Alabaş’a binerek
İhtiyar bir imparatorluğun yanı başında bulunuyorlar; onun bol meyvelerle ağır bir halde aşağı sarkan dallarına vakit vakit taş atmaktan hoşlanan yaramaz bir çocuk gibi hareket
Gülsarı, o kadar büyük kalabalığın içinden o kadını görüp tanıdı ve ona doğru yürüdü. Kadın “Amin” diye ellerini yüzünden indirirken görüp tanımıştı onu. Ön sırada
Birinci Dünya Savaşında Rusya için savaşan kuzey Türk’ü bir subayın, Demir Ali’nin izleğinde, Türk yurtlarının ve Türklerin içinde bulundukları durum anlatılıyor.
Anlaşılıyor ki, ya kitabın yazıldığı yıllarda Türkçeyle kavga henüz başlamamış, ya da yazar bu kavgaya itibar etmeden bildiği, duyduğu, konuştuğu Türkçeyi tercih etmiş.
Lale İslam’ın remzi olmuşsa yani, Türkler de İslam’ı temsil eden bir kimliğe bürünmüştür. Türk denince İslâm, İslâm denince Türk’ün akla gelmesi işte bundandır.
Adil Yakubov'un başyapıtı olarak bilinen "Uluğbey'in Hazinesi", yazarın anlatım dilinin başarısının yanısıra, geri kalmışlığın, bilgisizliğin karşısında, Melik Şah ve Ömer Hayyam'dan yüz yıllar sonra bilime,