İÇİNDEKİLER

Balkanlar ve Türklük

Yaşar Nabi Nayır
Balkanlar ve Türklük Yaşar Nabi Nayır

Balkanlar ve Türklük

Yüzyılı aşan Balkan Bozgunu, Türklerde onulmaz yaralar açtı. Kökeni, sanayi devrimi çağının yarattığı kazanımlarla serpilip büyüyen, güçlenip gelişen Batı’nın yeni sömürü alanlarını biçimlendirmeye başladığı günlere dek giden olaylar, Türkler için Balkanlarda da sonun başlangıcı olmuştu.

 

Osmanlı Devletinin o günkü küresel devletlerce bölünmeye, parçalanmaya doğru itilmesi ve Osmanlı Devletinin buna karşı koyamaması, Devletin Asya ve Afrika toprakları gibi Avrupa topraklarının sömürgeciler eliyle yeniden pay edilmesini sonucunu doğurdu. Denetimi sürekli küresel egemenlerin elinde olacak küçük, bağımlı devletçikler oluşturuldu ve ortak hedef gösterilen Türklere karşı düşmanlaştırıldı.

 

Kimisinin devlet olma vasfını sürdürecek kadroları yoktu, önce devşirildi, yetiştirildi sonra kukla görevliler olarak önleri açıldı.

 

Kimisinin yeterli toprağı yoktu, sağındakinden solundakinden alınarak üleştirildi.

 

Küçük etnik yapılar uluslaştırıldı: Yeterli sayıya ulaşmaları için en küçük benzerlikten medet umuldu ve siz busunuz diyerek bir araya getirildi; göçler, kitlesel değişimler yapıldı.

 

Türklerin sürekli zararda olduğu ve uzantısı bu gün de süren sömürgeci eylemler, aydınların üzerinde ilgisini eksik etmedikleri, edemedikleri bir alan ola geldi.

 

Yaşar Nabi Nayır, Cengiz Dağcı gibi yurt özlemiyle yaşayan Türklerin duygularını içtenlikle yansıtma başarısı göstermiş yazarları Türk yazınına kazandıran bir yayıncı olmasının yanında ulusunun ülküsünü yüksek sesle dile getirmiş, sorumlu bir aydın olarak da bilinir.

 

Balkanlar ve Türklük, sömürgecilerin amacı olan Balkanları Türksüzleştirme sürecini anlamayanlara anlatma, ipuçlarına özenli olmaya, bu zararlı süreci durdurma ve etkisini azaltma yollarını içeren, uyarı niteliğinde, iki ciltlik bir yapıt.

 

BALKANLAR VE TÜRKLÜK'den...

 

Türkiye’den Yunanistan’a göçmüş olan Hıristiyanların hepsini bir menşeden say­mak doğru olmaz. Bunların içinde katışıksız Elen soyundan olanlarla saf Türk ırkından olanları ilk bakışta tefrik etmek mümkündür. Esasen dil, bu bakımdan kâfi bir temyiz unsuru­dur.

 

Türkiye’de yaşadıkları için bütün Rumların Türkçe bilmeleri pek tabii olduğu bir itiraz delili diye ileri sürülemez. Çünkü bizim bahsettiğimiz dil, anadilidir. Yeni yeni öğrenmeye başladıkları Rumcayı bir yabancı şivesiyle konuşan ve evlerinde çok sevdikleri Türkçeyle anlaşmayı tercih edenlerin Türk soyundan olmadıklarını ciddi surette iddia etmek çok güçtür.

 

Yunanlı dostlarımız, bizi kendi delillerimizle mağlup et­ meye çalışarak, mesela Girit’ten memleketimize göçmüş olan Müslümanların da Türkçe bilmedikleri ve ana dilleri Yunan­ca olduğu için bunların da Yunanlı sayılmaları gerektiğini ile­ri sürdükleri taktirde kendilerine şunu hatırlatırız ki, milliye­ti tayin eden vasıflar arasında dil kadar mühim olan bir unsur da vicdanın vereceği hükümdür. Türkiye’ye Girit’ten dönmüş olanlar içinde bir tekini bulamazsınız ki kendisinin Yunan soyundan olduğuna kani bulunsun.

 

Fakat Türkiye’den Yunanistan’a göçmüş olan yüz binler arasında, bugün Türklüğünü çok iyi anlamış olup, ilk fırsatta memleketine dönerek, din ayrılığına rağmen, soy kardeşleri ara­sında yaşamayı tercih edeceklerin sayısı oldukça kabarıktır.

 

EDE YAYIMCILIK

bilgi@edekitap.com
Buraya ilk Yorumu siz yazacaksınız

Yorumunuzu Ekleyiniz