Ahmet Kömeçoğlu

Moskova'nın eli yerine Batının gölgesi...

Ahmet Kömeçoğlu

“Bir Çay İçiminde Türkmenistan” Ahmet Kömeçoğlu’nun ilk kitabı. EDE YAYINCILIK tarafından yayınlanan bu eser, yayıncının deyimiyle “Yaratılanı keşfe çıkıp, sevgi solunan iklimlerden derlediklerini, kendinden başka sevdalılara ulaştırmayı görev edinmiş bir gezginin ilk kitabı”.

 

Bu kitap hakkında birçok sorumuz olacak ama öncelikle soralım; Ahmet Kömeçoğlu, Ahmet Kömeçoğlu’nu nasıl anlatır bize?

İnsanın kendini anlatması zor elbette. Nesnel olabilmek mümkün değil. Ama bazı bilgiler vermeye çalışayım. 1964 yılında Kahramanmaraş’ta doğdum. On yedi yaşıma yani üniversiteyi kazanana kadar Kahramanmaraş’ta yaşadım. Okumak için ayrıldım ama ayrılıp da şehrini unutanlardan değilim. Kahramanmaraş ve orada yaşayanlar, ailem, dostlarım benim için çok önemli.

 

Hangi Üniversite?

Gazi üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Elektrik-Elektronik Bölümü Mezunuyum. Mezun olduktan sonra TRT Ankara Televizyonu Kurgu Bölümünde göreve başladım. Hâlen TRT’de çalışıyorum.

 

Peki, “Bir Çay İçiminde Türkmenistan” kitabı nasıl doğdu?

Üç yıl TRT Aşkabat Temsilciliğinde Kurgucu olarak görev yaptım ve döndükten sonra oradaki izlenimlerimi yazdım.

 

Yani bu kitap, bir anı kitabı mı?

Ben daha ziyade bir keşif kitabı diyorum. Okuyucu hatırat, seyahatname, toplumbilim veya halkbilim kitabı diyebilir belki ama benim için keşif kitabı.

 

Peki, siz Türkmenistan’da neler keşfettiniz, biz bu kitapta neler keşfedeceğiz? Ya da öncelikle şunu soralım Türkmenistan’daki ilk izleminiz neydi?

İlk izlenimim beni şaşırtan aynı zamanda kendime getiren bir şeydi. Orada gördüm ki aslında Türkmen, Özbek, Kırgız, Kazak gibi ayrımlar sadece kafa karıştırmak için yapılmış birileri tarafından. Farklı insanlar diye tanıştırılanların hepsi Türk’tü benim gibi. Ağıtları, ninnileri; düğünleri, toyları aynıydı. Konuk olarak başköşesine buyur edildiğimiz sofralarda önümüze konan Türkmen Pilavını benim anam da pişiyordu, Türkiye’de. Bunun gibi sayısız örnek var.

 

Bu Sovyet politikasının bir sonucu…

Elbette, koskoca Türkistan’ı, Türklerin yaşadığı Turan Yurdunu parçalama, insanlara hükmetme, kaynaklarını sömürme ve ele geçirme siyasetinin sonucu…

 

Türkler birbirini yeterince tanımıyor

 

Maalesef başarılı oldular…

Sadece şeklen başarılı bence. Özünde Türk Milleti aynı millet olduğunun bilincinde. Bu gün bu şeklen ayrılan insanlar bir saat bir araya geldiklerinde aynı olduklarını fark ettikleri gibi ayrı denilen dillerde bile anlaşabiliyorlar. Yani bence Türkler ayrılmadı, ayrılamadı sadece birbirlerinden uzaklaştırıldı.

 

“Bir Çay İçiminde Türkmenistan” Türkmenistan’ı anlatan bir kitap. Doğrusu bu kitabı kitapçıda gördüğümde çok sevindim ve hemen aldım. Çünkü benim bildiğim Türkmenistan’ı anlatan pek fazla kitap yok. Yalnızca Türkmenistan değil tüm Türk dünyası hakkında bu konuda büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum, siz ne dersiniz?

Evet, sorun burada zaten. Dünyanın dört bir köşesinde Türk var, hatta derler ki Avrupa’nın bir başından Orta Asya’nın sonuna kadar Türkçe konuşarak seyahat edebilirsiniz. Bu doğrudur ama bunu bilen kaç kişiyiz, biz Türkler birbirimizi yeterince tanımıyoruz. Bu konuda yayın eksikliğinin olduğuna ben de katılıyorum.

 

Dilerim bu kitap bu eksikliği kapatır. En azından Türkmenistan hakkında.

O kadar iddialı olamam. Ama birilerini bu konuda bir fikir sahibi yapar umarım.

 

Türkmenistan’a giderken düşünceleriniz nelerdi, nelerle karşılaşmayı bekliyordunuz?

Gitmezden önce yine bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir dolu yalan yanlış şeyler anlatılmıştı bana. İşte on dolar için adam kestiklerinden filan bahsediliyordu hep. Elbette ki böyle olmadığını biliyordum ve olmadığını da gördüm. Adli vakalar olmuyor muydu? Oluyordu tabii ki ama bunlar her ülkede olan her insanın başına gelebilecek şeylerdi. Ben burada duyduklarımdan bambaşka bir Türkmenistan ile karşılaştım.

 

Nasıl bir Türkmenistan’dı karşılaştığınız?

Beni karşılayan Aşkabat’ın büyük geniş caddeleriydi. İlk bakışta insan galiba Sovyet döneminin en iyi yaptığı şey şehircilik diye düşünüyor ama bir süre sonra resmin tamamını görmeye başladığınızda şehir planlarının insanları birbirlerinden soyutlamaya yönelik olduğunu görüyorsunuz. Benim orada bulunduğum yıllarda Rahmetli Sapar Murat Türkmenbaşı hayattaydı ve bu Sovyet kimliğinden uzak bir Aşkabat’ın inşasına başlamıştı.

 

Türkmen Türkçesi

 

Şehrin insanları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle yüreklerinin sevgi dolu olduğunu söyleyebilirim, bu sevgi saf, karşılık beklemeyen bir sevgi. Tabi önemli olan insanlara nasıl yaklaşmak istediğiniz. Sevgi ve saygı karşılıklı oluyor.

 

Sovyetlerin ayırma politikalarından söz ettik biraz önce. Bu politikayı biraz daha örneklendirebilir misiniz? Sizin gözlemleriniz neydi bu konuda?

En güzel örnek fıkralar bence. Birçok fıkra dinledim orada bulunduğum süre içerisinde. Hepsi de anlatanların anlatılanları aşağıladığı fıkralardı. Anlatanlar da Türk’tü anlatılanlarda. Yani Türkmen, Kazak ya da Kırgız hakkında hakaret dolu fıkra anlatılıyor, Özbek, Tatar ya da diğerleri Türkmen hakkında.

Bir süre sonra anladım ki bunlar bilinçli bir çaba sonucunda ortaya çıkmış, hepsi Moskovalı toplum mühendisleri tarafından yayılmış. Amaç tabi ki belli. Bütün bu fıkralarda Ruslar mutlaka iyi doğru ve güzelin temsilcisi olarak gösterilmiş. Sömürgeciler tarafından Ruslar ve ötekiler durumu yaratılmış bilinçli olarak.

 

Kitabınızda dil konusuna da önemli bir bölüm ayırdığınızı görüyorum. Bu konudaki düşünceleriniz neler. Yani bir

Türkmen ile Türkiye Türk’ü anlaşabilirler mi sizce?
Valla bir Türk ile Türkmen anlaşamıyorsa nedeni ne Türkmenistan Türkçesidir, ne de Türkiye Türkçesi. Sorun, iki şivedeki yabancı sözler.

Biliyorsunuz Türkiye Türkçesi önceleri Fransızcanın tehdidi altındaydı, günümüzde de İngilizcenin işgali altında. Aynı şekilde Türkmenistan Türkçesi de yıllar boyu Rusçanın işgali altında kalmış, toprakları gibi.

Her iki şivedeki yabancı sözcükleri arındırırsanız pekâlâ çok güzel anlaşabilirsiniz.

 

Biraz da Türkmenistan’ın bugünü ve geleceği hakkında konuşmak istiyorum. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Şimdi Sovyetler birliği dağıldığında birlikten ayrılan diğer ülkeler gibi Türkmenistan da biranda ortada kaldı. Buradaki insanların bir yönetim becerisi yoktu, çünkü hiçbir zaman bu imkân onlara verilmemişti. Fakat yine de Rahmetli Sapar Murat Türkmenbaşı gibi önderler ortaya çıkıp milleti ayakta tutmayı ve bir devlet olabilmeyi başardılar.

Türkmenistan gibi ülkelerin talihi ve aynı zamanda talihsizliği büyük doğal kaynakların üzerinde kurulmaları. Bu da günümüzde Moskova’nın Eli yerine Batının Gölgesinin oralara uzanması anlamına geliyor. Ama dirayetli yöneticiler sayesinde bu durumun üstesinden geleceklerine olan umudumu devam ettirmek istiyorum.

 

Türkler ayrılmadı, ayrılamadı sadece birbirlerinden uzaklaştırıldı

 

Türkmenistan geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan büyük bir ülke ama kitabınızın adı “Bir Çay İçiminde Türkmenistan”. Bir çay içimi, Türkmenistan’ı anlatmak ve tanımak için kısa bir süre değil mi?

İşte birbirimizi yeterince tanımadığımıza güzel bir örnek bu. Türkmenistan’a gittikten bir müddet sonra Türkmen dostlarımdan duyduklarımı ben de tekrar etmeye başladım. Türkiye’den gelen dostlarıma Türkmenistan’ı anlatırken Türkmen Yurdu yani çadırı bir çay içimi zamanda kurulur, derdim. Herkes, ee kolaymış o zaman derdi. Doğrudur Türkiye’de çay on onbeş dakika da bilemediniz yarım saatte içilir.

Oysa bir Türkmen sizi çaya davet ettiğinde aslında yemeğe davet etmiş demektir. Ve Türkmenler gök çay dedikleri yeşil çay içerler. Çay yemekle birlikte içilir ve yemekten sonra da ikrama devam edilir. Çay içmenin bir töreni ve adabı vardır. Genellikle güzel bir sohbetin eşliğinde saatlerce sürebilir. Yani bir çay içimi aslında uzun bir süredir.

 

Kitabınızı baştan sona okuduğumda çok iyi bir kurguyla yazıldığını görüyorum. Genelde Türklerin özelde Türkmenlerin geçmişi, bugünü ve yarını çok güzel örneklerle anlatılmış. Meslek olarak Televizyonda kurgucu olduğunuzu söylemiştiniz. Bu kitabı yazarken mesleğinizin de yardımı oldu mu?

Kurgucu olmak, kurgu yapmak ayrıntılara çok iyi dikkat etmenizi ve bu ayrıntılardan bir bütün ortaya çıkarmanızı gerektirir ve size bunu öğretir. Bu, bir süre sonra hayat şekliniz haline geliyor. Ayrıntılara daha bir dikkat ediyor ve bu ayrıntıların sonundaki bütünü görmeye çalışıyorsunuz. Sorunuza dönecek olursam evet, şüphesiz mesleğimin büyük yararını gördüm, hem kitap yazarken hem hayatımı yaşarken.

 

Nesip bolsa bolur

 

Kitabınızla ilgili geri dönüşler alıyor musunuz?

Elbette… Beğenenler de var beğenmeyenler de. Eleştirenleri ayrıma tabi tutmam gerektiğini öğrendim bu arada. Eleştirenlerin birincisi ne yazarsam yazayım beni destekleyenler ki hem eksikliklerimi öğreniyorum onların görüşlerinden hem de yazı konularına olan ilgiyi ölçebiliyorum. Benim yazmamı destekleyenlerin teşvik edici ve yönlendirici eleştirilerini baş tacı ediyorum.

İkinci olarak, hâkim erke dayalı olarak kendilerini yetkin ve yetkili ilan edenlerin gölgesinde dolaşıp da konuşanlar ve eleştirenler var. Ben onların söylediklerini duymazdan geliyorum ve cevap vermeye tenezzül etmiyorum.

Bu halimi kibrime vermeyin, lütfen. Bu tavrım nefsimin şerrinden değil; makam mevki işgal edenlerin, yeni bir ses duymaya kulaklarını sağır, gözlerini kör eden ihtiraslarına karşılık olsun diye. Eğer ben yazmasaydım, kendi çabalarımla yayınlatmasaydım o sözleri söylemeye fırsatları olabilecek miydi? Hayır. O yüzden işime geleni dinliyorum, gerisine gülümseyip geçiyorum.

 

Adettendir, yazarlara sorulur, bir sonraki kitap ne zaman diye?

Şimdi, bir Türkmen fıkrasıyla vereyim bu sorunuzun cevabını.

Geçmiş zamanların birinde adamın biri akşam evine gelmiş, karısına sofrayı kurmasını söylemiş. Hanımı, peki, kısmetse açarız, demiş. Adam hiddetlenmiş, arak dolapta, aş ocakta getirirsen kısmet olur demiş. Hanımı yine aynı cevabı vermiş, kısmetse olur demiş ve sofrayı kurmuş.

Adam sofranın başına geçmiş, tam yemeğe başlayacağı zaman kapı çalınmış. Kadın kapıyı açmış, bakmış iki polis duruyor. Polisler, eşinin adını söyleyerek evde olup olmadığını sormuşlar.

Konuşmaları duyan adam elindeki lokmayı bırakıp gelmiş, buradayım ne oldu diye sormuş. Polisler karakola gelmesi gerektiğini söyleyerek adamı alıp götürmüşler. Sofra öylece ortada kalmış.

Ertesi gün sabah evin kapısı tekrar çalınmış, kadın heyecanla koşmuş, kim o diye sormuş. Dışarıdan kocası selenmiş, aç hanım aç, kısmet olursa kocan geldi, demiş.

Biz de büyük konuşmayalım, kısmet diyelim. Nesip bolsa bolur diyelim Türkmen deyişiyle…

 

Bir çay içiminde Türkmenistan, yalnızca Türkmenistan’ı değil, Türkistan’ı, büyük Turan Yurdunu anlatan, Türk dünyasındaki sorunları ortaya koyup, gerçekçi çözümler sunan bir kitap. Okumanız dileğiyle Yazar Ahmet Kömeçoğlu’na teşekkür ediyoruz.

"Bilgi Paylaştıkça Büyür."
  •  
  • 8
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    8
    Shares
İlk Yorumlayan Siz olun

BU YAZI YORUMA AÇIK