İÇİNDEKİLER
Türk Halk Edebiyatı - EDE YAYIMCILIK
24935
post-template-default,single,single-post,postid-24935,single-format-standard,stockholm-core-2.1.6,select-theme-ver-7.5,ajax_fade,page_not_loaded, vertical_menu_hidden,menu-animation-underline,side_area_uncovered,,qode_menu_,qode-mobile-logo-set,wpb-js-composer js-comp-ver-6.5.0,vc_responsive
Title Image

Türk Halk Edebiyatı

İgnas Kunoş
Ignác Kúnos

Türk Halk Edebiyatı

Büyük ölçekli, tümüyle kazanç odaklı tasarlanmış alışveriş yerlerinde, aynı düşünceyle konumlandırılmış betik satış alanları var. Betik yanında, kahveden kablosuz kulaklığa çenli yokluğu yoksunluk duyumsatan ancak gerekliliği tartışılan pek çok ürünün satışı yapılıyor.

 

Buralarda betik yalnızca ticari bir ürün; içeriğinden, taşıdığı kültür değerinden çok satılabilirliği önemli. Okurun İstediğinden daha çok istenilenilenin okunmasına olanak sağlayan, kimi ölçütlere göre biçimlendirilmiş yapıtların, belirli sürelerde satışa sunulduğu yerler. Çizilen çizginin dışına çıkan, ne okuyacağına özü karar veren bilinçli okurlar için çok uygun yerler değil.

 

Güzellik gizlidir

 

Yol üzerlerinde, sokak aralarında betik satılan, görece küçük yerler, çeşitlilik adına daha gelişkin. Buralarda da rafların en görünen yerleri, pazarlamaya uygun, sabun köpüğü gipi gelgeç ürünlere ayrılmış ama göz seviyesinin altında ve üstünde kalan katlarda, yeni çıkan yapıtlar, eskiden beri var olanlarla birarada uzun süre yer alabiliyor.

 

Orta boylu bir kişinin, yanında kısa ve uzun boylu kişilerle birlikte bu rafların arasında dolaşması, betik seçiminde önemli bir fark oluşturabilir. Çünkü görüntüden çok içerikle ilgili olanlar için değerli yapıtlar, “normal” diye düşünülen düzeyin dışındaki raflarda.

 

Alt raflardaki değerli betiklerden biri, Macar Türkolog İgnas Kunoş’un, Türkçenin izinde geçen ömrünün, yazın dünyasına armağanı olan bilgilerle dolu “Türk Halk Edebiyatı” adlı yapıt.

 

Kunoş’un içten ve tutkulu yaklaşımıyla anlatılanlar, betiği değerli ve önemli kılıyor. Yazarın gözlemlerini, derlemelerini yine yazarın özgün biçemiyle okuma tadını yakalamak isteyenler için küçük bir alıntıyla bu ölümsüz betiği anımsatıyoruz:

 

Büyük Sözü Dinlenir

 

“Bir varmış, bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş. Ben daha çok genç bir şehir mekteplisi iken orta halli bir amcam varmış… Bu amcam, makinistlik edermiş. Yaz aylarında, taşralarda gezer, çiftliklerde harman savurtur ve makinelere bakarmış.

 

Günlerden bir gün, henüz onyedi yaşında bulunduğum ve Debretsen şehrinde liseyi bitirmekte olduğum sıralarda, Boğdan memleketinden yeni dönen amcam bizi ziyarete geldi.

 

Hoş beşten sonra, kahve çubuk içerek gezdiği memleketlerin türlü-türlü âdetlerini, söyledikleri (konuştukları) dilleri birer-birer anlatırken en ziyade beğendiğim insan cinsi ve en kolay öğrendiğim insan dili, Türk ve Türkçedir, dedi.

 

Meğer o vakitler, Boğdan memleketi Türk hükmü altında imiş.

 

“Bu dediğiniz Türk dili nasıldır?” diye sordum.

 

“Hem söylenişi güzel, hem öğrenmesi kolay bir dildir!” cevabını aldım.

 

Güzelliğinin ve kolaylığının neden ibaret olduğu sualine cevaben:

 

“Telaffuzu bizim Macar dili, âhengi bizim dilimizdeki âhenk gibi olup, sözlerinin çoğu da dilimizde var…” dedi.

 

Sordum: “Meselâ, ne gibi?”

 

“İşte onların kapısı, bizde kapı; onların elması, arpası, teknesi, baltası; bizde de elma, arpa, tekne, baltadır. Türk bekârı, civanı, Macarca betyar, jivani; bıçak, Macarcada bıçaktır.

 

Çizme, çizma; pabuç, pabuç; kalpak, kalpag; Türklerin devesi, delisi, haracı, kayısısı, katranı, bizde de teve, deli, haraç, kaysın, katrandır.

 

Onlarda kepenek bizde köponyek; onlarda pide, bizde pite; onların sarması, dolması, bizde de sarma, dolmadır.

 

Koçana, levende, mahmura, ormana, keçiye bizde koçan, levente, mamur, orman, keçke deriz. Tabur Macarca tabur, tepsi, tepşi; tezek, teüzekdir.

 

Onlarda cep, bizde jep; ata, atya; ana, anya; tavuk, tabyuk; arslan, aruslan; bağa, beka; boğa, bika; çadır, şatur; çah, çaht; çarık, şaru; çok, şok; küçük, kiçi; kazan, kazan; kaç, koş; dana, tino; kendir, kender; toklu, tokluv; satıcı, satuç; sakal, sakal; öküz, ükür ve bunlara benzeyen daha neler neler…”

 

Amcam, ikiyüzden fazla kelime sayıp söylerken, zaten evvelden beri pek çok dil meraklısı olduğumdan dikkatim gayet arttı. Amcam:

 

—Oğlum, Lâtince, Rumca öğreneceğine Türkçe öğren. Türk milleti bize en yakın bir millet olduğu gibi, Türk dili de bizim dilimize pek yakın bir dildir. Türkçeyi öğrenecek olursan hem Türklere, hem kendi vatanına hizmet etmiş olursun…. dedi.

 

Amcamın bu sözleri üzerine, derinderin düşünmeye başladım. Vakitler de, masallarınki gibi tez geçer…”

 

EDE YAYIMCILIK

bilgi@edekitap.com

Bizler hikaye anlatıcılarıyız. Bu bizim genlerimizde var. Görkemli öykü anlatımı ilgi çeker, yaşam tarzlarını tanıtır ve ortak ruh yaratır. Binlerce yıldır birike gelen öykülerimizi, yaygın iletişim alanları için yeniden tasarlarız. Özüne uygun geliştirir, etkileyenleri göz önünde bulundurarak güncelleriz. Biz, EDE’yiz. Değer üretiriz.

Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız

BİR ÇAY İÇİMİNDE TÜRKMENİSTAN