İÇİNDEKİLER
Ardahan Çıldır Şeytan Kalesi - EDE YAYIMCILIK
25087
post-template-default,single,single-post,postid-25087,single-format-standard,stockholm-core-2.1.6,select-theme-ver-7.5,ajax_fade,page_not_loaded, vertical_menu_hidden,menu-animation-underline,side_area_uncovered,,qode_menu_,qode-mobile-logo-set,wpb-js-composer js-comp-ver-6.5.0,vc_responsive
Title Image

Ardahan Çıldır Şeytan Kalesi

Atalay Yağmur
Şeytan Kalesi Ardahan

Ardahan Çıldır Şeytan Kalesi

Fotoğrafta ki kalenin adı Şeytan Kalesi. Ardahan’dan Çıldır’a giderken, Yıldırımtepe köyünden sola saparak üç km gittiğinizde kaleye ulaşıyorsunuz.

 

Bölgedeki nüfus yoğunluğunun düşüklüğü ve Çıldır’a gitmek dışında bölgeye gitmek ve o yoldan geçmek için sebep olmaması nedeniyle, kalenin şimdilik ziyaretçisi oldukça sınırlı. Ardahan’da üniversite açılması kale içinde bir şans olmuş. Eşimle beraber gittiğimde ARÜ’nün (Ardahan Üniversitesi) coğrafya bölümü öğrencileri de ders konuları gereğince kaleye gelmişlerdi.

 

Kaleyi gezerken neden bilmiyorum, Sümela Manastırı ile kıyaslama gereğini duydum. Belki de bu düşünce nedeni ile dönüşü Karadeniz yolundan yaparak Sümela Manastırına uğradım. Manastır Ekim ayına kadar onarım nedeni ile kapalıymış, gezemedik. Kapalı olmasına ve havanın hiç de müsait olmamasına rağmen bizimle beraber üç araç daha gelmişti gezmeye.

 

Şeytan Kalesi de Sümela Manastırı kadar muhteşem bir yapı. O küçük tepeye böyle bir yapı o günün şartlarında nasıl yapılmış, insan aklı izah etmekte zorlanıyor. Zaten daha önce gittiğimde Sümela’da da ilgimi çeken, yapıldığı alanın zorluğu idi.

 

Şeytan Kalesi, MÖ 1000 yıllarında yapılmış. O günün şartlarında o kadar malzeme oraya nasıl taşınmış ve harç olarak çimentoya yakın bir malzeme nasıl elde edilerek kullanılmış, doğrusu insan izah etmekte zorlanıyor. Elbette bunun benzerleri hatta belki daha karmaşık olan yapılar var. Ben bunları görünce, bu günkü teknolojinin öyle ahım şahım ileri olmadığını düşünüyorum.

 

Kalede o kadar şey geçit yaptı ki aklımdan… Neredeyse beynimden kaleye bir köprü kuracaktım. “İnsan” dedim, “Bu günkü gibi geçmişte de fesat ve garazkârmış. Oysa düşmanlıklar olmasaydı zaten verimsiz toprakların olduğu ve kış mevsiminin çok zor geçtiği bu topraklarda bu kaleye yapılan masraf ve emekle kim bilir daha kaç insan hayata bağlanırdı?”

 

Ama bu kaleyi yapanlar insan neslinin devam etmesi için insanı insandan korumuşlar. Hafızanızı yoklayın bakalım, aradan geçen üç bin yıla rağmen değişen bir şey oldu mu? Acaba üç bin yıl sonra ne değişecek?

Atalay Yağmur

atalay@edekitap.com
Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız

BİR ÇAY İÇİMİNDE TÜRKMENİSTAN