İÇİNDEKİLER
Kırmızı Eşarplı Araba… - EDE YAYIMCILIK
27027
post-template-default,single,single-post,postid-27027,single-format-standard,stockholm-core-2.1.6,select-theme-ver-7.5,ajax_fade,page_not_loaded, vertical_menu_hidden,menu-animation-underline,side_area_uncovered,,qode_menu_,qode-mobile-logo-set,wpb-js-composer js-comp-ver-6.5.0,vc_responsive
Title Image

Kırmızı Eşarplı Araba…

Mediha Yarımhoroz
ede kitap

Kırmızı Eşarplı Araba…

Atladım arabaya, elimdeki anahtarla kontağı çevirip, yüreğim beni nereye götürecekse oraya sürmeye başladım. Yol kaldırım olunca, farklı büyüklükteki taşların

yüksekliğini, koltukta bir aşağı bir yukarı yükselerek hissediyorum. vücudum sallanmaktan kafam gibi karman çorman oldu.

 

Bir spatula daldırabilsem içime, köşeleri iyice sıyırarak içten dışa karıştırsam şöyle bir güzelce, yanmamak için çeviriversem usul usul, belki durulur içimdeki fırtına.

Kendimle o kadar içli dışlı olmuşum ki yolu neden göremediğimi son anda farkettim. Yağmur bastırmıştı ve ben ön cam sileceğini çalıştırmayı akıl edememişim. Akıl

edememişim değil aslında, aklım başka yerdeydi benim. Görmedim yağmurun yağdığını, öylece asılmışım direksiyona, sallana sallana kaptırmışım, gidiyorum bilmediğim

bir yere.

 

Hafif hafif kımıldamaya başladı silecekler. Kırrrrc kırrrc ses çıkartınca camlar, diken diken oldu tenim. Dişlerimi sıktım, bekledim geçmesini, veeee aniden uçtu gözümün

önünde bir parça silecekten.

 

Frene bastım istemsiz. Durdurdum arabayı. Yol boştu şansıma, yoksa çarpmıştı arkadan, kim bilir kaç araba.

Bakındım sağa sola, ne yapabilirim diye. Attım kendimi dışarı. Yağmur ıslatıyor yüzümü, saçımı örttüm boynumdaki kırmızı eşarpla… Yok yok, eşarbı çekip aldım

başımdan, yürüdüm arkaya doğru; işte, orada yatıyordu sileceğin uçan kısmı. Eğildim aldım, hafif eğrilmiş sileceği. Geldim ön camın önüne, eşarpla bağladım sileceği bir

şekilde. Götürür belki beni, yolumun üstündeki ilk tamirciye.

 

Anneannemden kalma dantel sehpa örtüsünden diktiğim bluzum da ıslandı iyice. Yapıştı öylece tenime. Yanımda başka bir eşya da yok. Çantaya baktım şöyle bir; kitap

var, su matarası, makyaj çantası, maskeler, şemsiye var, giyilecek bir şey yok içerisinde… Çarçur etmeseydim paramı, belki yeni bir giyecek alabilirdim. Kısa süreliğine

kızdım kendime…

 

Koltuktaki posta pulu takıldı gözüme. Çantadan düşmüş olmalı. Mektup ulaştı mı eline acaba? Uzun zamandır, yazılı mektup göndermemiştim kimseye. Pul otomatik

makinesinden kaç pul almam gerektiğine baktım aslında. Kosova’ya 2,50 Euro tutacaktı mektup. Bir de sigortalatmam lazım mektubu, kaç defa kayboldu gönderdiklerim.

Ona da bir 0,50 cent… Pulların resimlerini de seçebiliyordum. işte orada gördüm bu küçük evin olduğu pulu. Masallardaki sıcak, bahçesi çiçekli bir ahşap kapılı bir evin

olduğu pul. Onu ekstradan aldım, kendime pul hediye ettim böylece. Kısmetimde böyle bir ev olması için dua ettim içimden. O anı düşünüp güldüm…

 

Sessizlik…

Aklıma gelince evden neden çıktığım, saçlarım uçuştu, sanki elektriğe maruz kalmış gibi, havada asılı kaldılar.

Felaket, mutfaktaki evye suyla dolmuştu yeniden. Güya değiştirmişleri tüm tesisatı. Al sana, dolup taşmıştı yeniden evye. İçinde yüzen marul yapraklarıyla. Hepsini geri

kusmuştu borular.

Midem yandı…

Ondan çıkmıştım evden, başım dumanlı…

İlgili :

Mediha Yarımhoroz

mediha@edekitap.com
Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız

BİR ÇAY İÇİMİNDE TÜRKMENİSTAN