Mutlak Avcıları: Turan Oflazoğlu Denemeleri
Büyük şairimiz Nedim’in şu soylu övünmesi hepimizin kulağına altın küpe olmalı: “Ma’lumdur benim sühanım mahlas istemez.”
Büyük şairimiz Nedim’in şu soylu övünmesi hepimizin kulağına altın küpe olmalı: “Ma’lumdur benim sühanım mahlas istemez.”
Şuşa Dağlarını Duman Bürüdü, Azerbaycan Türk yazınının Elçin adıyla bilinen yazarı Elçin Efendiyev’in, on üç öykü içeren betiğidir.
Vapur, Galata köprüsüne yanaştığı sıra dilleri tutulmuştu sanki. Kalabalıkla birlikte vapurdan suçlu suçlu çıktılar. Köprünün koşuşan insan seli içinde, güneş görmüş kar gibi eriyiverdiler
"Biz, şimdi kırkına yaklaşanlar, Osmanlı imparatorlu ğunun son gençleriyiz. 1914' de üç, beş, yedi yaşında bulu nan çocuklar, bugün yeni Türkiye'nin gençleri olmuşlardır ve hatırlarında
Otsukarcı ne kadar temiz yürekli olursa olsun her çürük dala basmayacak kadar da kurnazdı. Bu işin ucunda bir şeytanlık olup olmadığını aklına getirdi. Sabiha’nın gözlerine
Ortalıkta kimsecikler yoktu. Gece yağan hafif bir yağmurdan sonra, hava açmıştı. Yemyeşil bebek sırtlarında serin bir rüzgâr, etrafa toprak kokusu yayıyordu. Ağaçlar, daha dökülmeyen yapraklar,
Evdeyken pek çok kez duymuşlardı Türk götürsün seni! bedduasını ve de tüyler ürperten Türk hikâyelerini; bu yüzden hiçbir gönül alma girişimi akıllarını çelemezdi. Ama Türk,
İkinci Dünya Savaşının gazaplı günlerinde, yaşanan acıların, çekilen çilelerin ve dayanılmaz özlemlerin bulut bulut her yana yayıldığı, her gönülü yaktığı zulmet havasında, onca kötülüğe karşın
İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasıyla Kırgızların Sovyetler Birliği içerisinde yaşadıklarını, yaşıyormuşçasına okumayı, Cengiz Aytmatov’un yapıtlarına borçluyuz.