Susuz Yaz
Şimdi, malını düşmanlarının gözü önünde rezil rüsva bıraksın, on iki yıl düşmanlarının yüzünü mü güldürsün? Ya Osman’la Bahar, kendisini ele verirlerse? Bahar, hakime Osman yanımdan kalktı,
Şimdi, malını düşmanlarının gözü önünde rezil rüsva bıraksın, on iki yıl düşmanlarının yüzünü mü güldürsün? Ya Osman’la Bahar, kendisini ele verirlerse? Bahar, hakime Osman yanımdan kalktı,
Farkında olmadan küçük kasabanın felsefesini de orada öğrenmiş oluyorlardı. Hayat anlaşılmaz bir mucizedir, boyuna harcanır, erir, buna rağmen yine dayanır, sürüp gider. Tıpkı Drina'nın üstündeki
Kemal Paşa, çiğ işi sevmezdi. Onun yetiştirdiği delikanlılar da sevmiyorlar; neden dersen, onlar da Mustafa Kemal Paşa’dan ders aldılar.
Mankurt ninniden çok hoşlanmıştı. Rüzgârın sertleştirdiği, güneşin kavurup kararttığı yüzünde tatlı bir yumuşama, bir hoşlanma dalgası görüldü. Onun yüzündeki bu değişmeyi gören ana sevindi, umutlandı.
Kahyam, pos bıyıkları bu sefer memnunluğundan kabararak şöyle dedi: "Roman fena bitmedi, beyim! Yeraltından hayır gelmedi ama yeryüzünün keyfini süreceğe benziyorsun."
"Şimdi işimiz daha karışık, daha zor ve daha pahalı değildir. Asıl sermaye büyük milli kurtuluş harbinin ahlakı, imanı, cesareti ve feragatidir."
İşte bu eski, müzede saklı gibi köhne bir hayat yaşayan Gurzufluların içinde babam günün birinde milliyetçi oluverir. Ben daha yokum ama, babamın miiliyetçiliği benimle başlıyor
Akşam üstüydü. Güneşin son ışıkları Han Camilerinin minarelerinden inip harem kulelerini, saray bahçelerini, tepeleri tarayıp batıya çekiliyordu. Tahta bir köprünün korkuluğuna dayanıp bunun kıyısında cenk
...Sıcak bir ağustos günüydü. Şehrin kenarındaki eve bir araba yanaştı. Arabadan inenlerden biri, babasını Meyirgül ablanın evine getiren Arman’dı. Evin önündeki elma bahçesini görür görmez