İÇİNDEKİLER
Çalabım Bir Şâr Yaratmış - EDE YAYIMCILIK
24096
post-template-default,single,single-post,postid-24096,single-format-standard,stockholm-core-2.1.6,select-theme-ver-7.5,ajax_fade,page_not_loaded, vertical_menu_hidden,menu-animation-underline,side_area_uncovered,,qode_menu_,qode-mobile-logo-set,wpb-js-composer js-comp-ver-6.5.0,vc_responsive
Title Image

Çalabım Bir Şâr Yaratmış

Atalay Yağmur

Çalabım Bir Şâr Yaratmış

“Çalabım bir şâr yaratmış iki cihân âresinde,
Bakıcak dîdâr görünür ol şârın kenâresinde.”

Tanrım bir güzel şehir yaratmış, iki cihan arasında
Bakınca bir çehre görünür o şehrin kenarında

 

Aslında Hacı Bayram-ı Veli söylemiş, Ankara için söylenecek en güzel sözü; “Çalabım bir güzel şehir yaratmış, iki cihan arasında.” Ankara’yı yaratan en güzel şekilde yaratmış ve ona övgülerin en güzelini, velilerin en büyüğü yapmış.

 

Bu haliyle Ankara’nın övgüye ihtiyacı kalmadığı gibi günümüz insanının bakışı ve zevkleri, eski Ankara’nın görkemini, ruhunu anlamaktan aciz kalacaktır. Çünkü son zamanlarda günün açgözlülüğü sayesinde birçok şehrimizin başına gelenlerden, beton yapı ve alışveriş merkezi saldırısından Ankara da kendini kurtaramadı.

 

Oysa Ankara her insana başka başka çağrışımlar yaptıran, kudretli ve gizemli bir şehirdir. Ülkemizde Ankara kadar göz önünde olan, yüreğini bağrını Türkiye’ye açmış, serdengeçti başka şehir yoktur. Buna rağmen Ankara gizemlidir. Bilinmeyen bir tarihi, bazen de görmezlikten gelinen bir yakın geçmişi vardır. Onu okumasını, onu dinlemesini ve anlamasını bilmek gerekir. Unutulmuşken yurdun bir yerlerinde, yetenekli ve asil bir kişi gibi, sessiz ve kararlı adımlarla, vakur duruşu ile Türk Milletinin kaderine hükmetti. Aradan geçen yüzyıl Ankara’nın bunu hak ettiğini ve başarıyla da sürdürdüğünü gösterdi.

 

Ankara Kalesi

 

Ankara tarihin her döneminde kralların, padişahların, tüccarların, seyyahların hayallerini süslemiş, onlara kimine ev sahipliği yapmış, kimine mezar olmuş; kimini bozguna uğratmış, kimini yengilerle ödüllendirmiştir. Bin yılların izlerini sinesinde saklayan, muhteşem geçmişi olan bir şehirdir. Günümüzün çıkar öncelikli şehir yapılaşması, bir canavar gibi bu geçmişi yutmaya çalışsa da bunu başaramamıştır. Başta kalesi olmak üzere, bin yıllık camileri, hanları, türbeleri ile zamana meydan okurcasına dik ve vakur kalmıştır.

 

Evliya Çelebi Ankara Kalesi için “Biri de bu Engürü Kalesi’dir ki, padişahların hasreti, insan eliyle yapılmış ibret verici sağlam bir kaledir ki, bütün değişik diller kralları, şahları, padişahları ve hakanları tarihlerinde yazılı bakımlı bir kaledir.“ der. Geçmiş dönemlerde bir şehrin gücü ve önemini belirten birincil göstergelerden biri kalesi olsa gerektir. Ankara kalesi, yurdumuzdaki önemli ve böylesi büyük kalelerinden biridir.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar da Beş Şehir adlı yapıtında, Ankara’yı anlatmaya kaleden başlar: “Belki Milli Mücadele Yıllarının bıraktığı bir tesirdir, belki doğrudan doğruya çelik zırhlarını giymiş ortada dolaşan bir eski zaman silâhşoruna benzeyen kalesinin bir telkinidir; Ankara bana daima dasitani ve muharip göründü.”
Geçmişte böylesi güçlü, kudretli, ihtişamlı bir şehir olan Ankara günümüzde de göğsümüzü kabartmaya devam etmektedir. Dünyanın sayılı şehirleri arasına girmeyi başarmış, milletimizin gurur kaynağı olmuştur.

 

Ankara’nın Değişimi

 

Yine Ahmet Hamdi Tanpınar, “Her şehir üç dört yüz senede bir değişir, eğer medeniyet dönüşümleri için ortaya atılan nazariye doğru ise bu değişiklik beş asır içinde bir devir yapar ve eskiden pek az şey kalır. Bu itibarla bütün hatıraların tam muhafazası mümkün değildir.” der. Bu günümüzde de geçerli mi bilmiyorum. Ankara bir insan ömrü boyunca bile birkaç kez değiştirdi çehresini. Değişen sadece çehresi mi? Eşyanın tabiatı gereği çehresindeki değişim beraberinde hayat tarzı ve yeni kültürel gelişmeleri de getiriyor. Başka bir deyimle şehrin çehresindeki değişim, ruhuna da yansıyor.

 

Şehirlerin mitleri, efsaneleri, hikâyeleri, olmalı. Şehrin adıyla özdeşleşmiş kahramanları, delileri, velileri olmalı. Bakışları üzerine çeken köprüleri, mabetleri, hanları, hamamları, kaleleri olmalı. Hacı Bayramı Veli gibi, Taceddin dergâhı, Ankara Kalesi dibi. Hamamönü’ndeki Karacabey Hamamı, Haymana’daki Cimcime Sultan, Çamlıdere’deki Cibilli Dede, Nallıhan’daki Taptuk Emre gibi. Bir şehrin dünü olmalı ki yarına umut versin. Bir ağaçtan daha çok sarılmış olmalı üzerinde yaşadığı toprağa ki, unutulmaz olsun.

 

Atalarımız böyle şehirler kurmuşlardır. Bunu bize ve özellikle Avrupa’ya örnek olacak şekilde yapmışlardır. Türkler gittikleri her yerde insandan önce araziyi Türkleştirmişlerdir. Tanpınar: “Halbuki Selçuk büyük yapıcı idi. İmaret, cami, medrese, türbe bir yığın eserin bulunması icap ediyordu.” diyerek durumu özetlemiştir.

 

Türk Kent Mimarisi

 

Arazinin en ücra köşesinde bir baca tüttürmüş, en geçilmez ırmaklara köprü yapmış, yol boylarına hanlar hamamlar, çeşmeler kurmuşlardır. Şehirlere camiler, arastalar inşa etmişlerdir.

 

Geçmiş ve bugün gösteriyor ki, Batı sömürmek için gider ve gittiği yerde, işe önce insandan başlar. Yöre insanına ilk başta yeniden tasarladığı, bozulmuş Hristiyanlığı öğretir. Sonra onların elinden dillerini alır. Bundandır ki Muhammed İkbal, Pakistan halkına bağımsızlık konuşmasını İngilizce yapmak zorunda kalmıştı! O nedenledir ki, Cezayir halkının halen önemli bir bölümü, Fransızcayı ana dili gibi bilir! Oysa bin yıl Osmanlı Türkleri hâkimiyetinde yaşayanlar ne dinlerini ne de dillerini kaybettiler. Hristiyan Hristiyan kaldı, Yahudi Yahudi.

 

Belleklerimize, bozkırın bir kasabasının başkent olduğu gibi mesnetsiz bir niteleme kazılmış. Bunu, Atatürk’ü sevenler onu yüceltmek için, sevmeyenler Ankara’yı hakir görmek için sürekli tekrarlar dururlar.

 

Ankara Hep Önemliydi

 

Oysa Ankara Osmanlı Türkleri döneminde Kırşehir, Çorum, Kayseri ve Yozgat’ın vilayet merkeziydi, ta o zamandan önemli ve büyük bir kentti.
Öyle ki özellikle Selçuklu döneminde Ahi geleneğiyle oluşan esnaf teşkilatlanması, Selçuklunun dağılmasıyla oluşan boşlukta, bir hükümet gibi işlev görmüştü. Ankara’nın Danişmentler ve Eratnaoğulları dönemlerinde, gerçekte şehrin hâkimi Ahiler olmuştur. Bu bir Ankara şehir geleneğiydi ve yüzyıllarca sürdü.

 

Elbette başkent olmak bir şehrin şansıdır ve birçok şehir bunun hayalini bile kuramaz. Ankara, bu fırsata kavuşan yeryüzündeki ender kentlerden biridir. Ankara’yı Türkiye Cumhuriyetinin başkenti yapan onun, Türk yurdundaki her yere merkez olan konumu ve Türk töresince yaşanılan geçmişinin kıymetli değerleridir.

Atalay Yağmur

atalay@edekitap.com
Okur Görüşlerine Açık Sayfa

Yorumlayınız

BİR ÇAY İÇİMİNDE TÜRKMENİSTAN