İÇİNDEKİLER

Aşina Yüzler

Samet Ağaoğlu
Aşina Yüzler Samet Ağaoğlu

Aşina Yüzler

Samet Ağaoğlu, “Aşina Yüzler” betiğinde, Cumhuriyet dönemi başlarından ellili yılların sonlarına dek geçen sürede, etkin olmuş kimi ekin adamlarıynan, üst düzey diye tanımlanan görevliler arasından seçtiği yirmi iki kişiyi, bir betizci çerçevesine sığdırarak, ayrı ayrı betimler. İçi siyasetçi dolu bu betiği şairle, Orhan Veli Kanık’la açar; öykücüyle, Sait Faik Abasıyanık’la kapar.

Bakanlık, başbakan yardımcılığı gibi görevlerinin bitiminde, yazarlığı uğraş edinen Samet Ağaoğlu, öykülerin yanı sıra anılarından derlediği izleri de anlatır. Babamın Arkadaşları betiğinden farklı olarak, “Aşina Yüzler”de,  daha çok kendi siyaset yaşamında olumlu, olumsuz yanlarıyla iz bırakanları anlatır.  Kişilerin adlarını anmadan, yüz, yin özellikleri, tavır, biçem ipuçlarıyla tanıtır; “göstergesi iştir kişinin, söze bakılmaz” yaklaşımıyla, eylemleri üzerinden, kendi bulunduğu yerden gördükleriyle eleştirir.

Kültür Bakanlığı Yayınlarından çıkan Kuvayı Milliye Ruhu, İlk kez Nebioğlu Yayınevinin yayınladığı Babamın Arkadaşları betiklerinden farklı olarak, Samet Ağaoğlu, Aşina Yüzleri, 1965 yılında kendi soyadını taşıyan yayınevinden okurla buluşturdu.

Geçmiş dönemin, özellikle Demokrat Parti’nin kuruluşundan, altmış ihtilaline değin etkin olan kişilerin tutarsızlıklarını öne çıkaran anlayışla yazılan bölümler; Bir Şair Orhan Veli Kanık, İhtilal Habercisi Bedii Faik Akın, Sarı Benizli Doktor Yusuf Azizoğlu, Taşralı Avukat Mustafa Kentli, Bağrı Açık Politikacı Kasım Gülek, Orta Anadolu’nun Adamı Osman Bölükbaşı, Naylon Politikacı Halil Ayan, Baba Öğüdü Melih Esenbel, Hürriyeti Örten Şal Hayrettin Erkmen, Ankaralı ve Siyaset Hıfzı Oğuz Bekata, Facia Artisti Mehmet Avni Doğan, Kalp Ağrısı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, Siyaset ve Güzellik Fuat Sirmen, Ben Bilirim Her Şeyi Fethi Çelikbaş, Bir Küçücük Fıçıcık İçi Dolu Turşucuk Şefik İnan, Perde Arkasındaki Kudret Ahmet Emin Yalman, Picasso’nun Modeli Fuat Köprülü, Telden Tele Mustafa Cihat Baban, Değişen Soyadı Ahmet Tahtakılıç, Şans mı Kurnazlık mı Halil Sezai Erkut, Unutulan Adam Fahrettin Kerim Gökay, Bir Hikayeci Sait Faik Abasıyanık, başlıklarıyla adları verilmeden oluşturulmuştur.

AŞİNA YÜZLER'den...

İlk Osmanlı Mebusan meclisleri kürsüsünde hâkim lehçe, azınlıklar Türkçesi idi. Mebus olmak için, okuyup yazma bilme ve belli bir miktar vergi verecek kadar varlık sahibi olma şartları, her iki bakımdan da azınlıklara üstünlük sağlıyordu.

İkinci meşrutiyet utangaç, mütevazı fakat cesur, atak yüzbaşıları, kolağalarını, binbaşıları, çoğu orta ve lise derecesinde okullardan çıkma, görünüşü kendi halinde, babacan, heyecanlı, gözü pek komitacı sivilleri de meclise getirmişti. Bunlar arasında memlekette ve Avrupa’da yüksek okullar bitirmiş olanlar parmakla sayılabiliyordu.

Osmanlı Mebusan meclislerinin yanında Âyanın, şimdiki Senatonun rengi başkaydı. Hükümdar orayı, şöhretli müşirler (mareşallar), paşalar, Türk ve azınlıklardan azametli devlet adamlarıyla doldurmuştu.

Milli Mücadele ve İnkılaplar devrine rastlayan Birinci ve İkinci Büyük Millet Meclisleri arasında, tapu memuru ve polis komiserlerinden aşiret başkanlarına kadar, her çeşit halk adamları, büyük, küçük rütbeli askerler, tanınmış şairler, hatipler, bir kısmı Avrupa’yı az görmüş, yine bir kısmı Avrupa’da yüksek okullar bitirmiş, zamanın çekici fikirlerine samimiyetle bağlı veya öyle gözükmeye hevesli siviller boy gösterdiler.

1946’ya kadar gelip geçen büyük millet meclisleri ise, memleketin en aydın insanlarıyla dolu. Profesörler, bilginler, ressamlara kadar sanatkarlar, bir cümleyle Türkiye’nin seçkin yüzleri.

Fakat hemen söyleyelim, tek parti rejiminin koyu taassubu, seslerin en fazla kısılışı da bu meclisler zamanına rastlar. Hele, karşılıklı fikirlerin çekilmiş kılıçlar gibi birbirleriyle çarpışmasından doğmuş şimşeklerle aydınlık Birinci Meclis, uzak ve başka bir memleketten hatıraydı hafızalarda!

1946-1950 yıllarında milli iradeyi temsil eden Sekizinci Büyük Millet Meclisi, üstüne serilmiş sessizlik perdesini, ilçe ve il merkezlerindeki, küçük bir masa, bir koltuk, bir iskemle, duvara asılmış diploma, öteye beriye konulmuş birkaç kanun ve kitaplardan ibaret bürolarından kalkarak gelen avukatlarının eliyle yırttı. Bunlar İstanbul ve Ankara hukuk fakültelerinden çıkmış, profesörlerinden dinledikleri hürriyet, milli hakimiyet, halk idaresi, insan haysiyet onuruna saygı prensiplerine inanmış, Fransız inkılabını 1bir iki çevirme kitaptan okuyarak Dantonlara, Robespiyerlere, Sen Jüstlere, Kamil dö Mulenlere, Mirabolara hayran, Namık Kemal’e yarı ilah, Mithat Paşa’ya yarı peygamber diye bakan gençlerdi. Atatürk’ün önderlliği ile, fakat hür tartışmalarla Milli Mücadeleyi, inkılapları başarmış bir meclisin, daha sonra yarı ölü halinde uykuya dalmış bulunmasını havsalaları bir türlü alamıyordu. Meclisi diriltmek hayalinin heyecanı içindeydiler.

İşte Demokrat Parti Genel İdare Kurulunun tarihi vesikalara meraklı genç üyesi de bu taşra avukatlarından biriydi ve esrarlı, görünmez, her parmağına milyonlarca insanın ipleri bağlı, her parmağının oynaması ile mutluluk, keder, fakirlik, zenginlik, şöhret, unutuluş kapılarının açılıp kapandığı “kader” denilen kudretin onu da tarihe hazırladığını farkında bile değildi! Nasıl ki, yine farkında olmadan mebus, hiç ümit etmediği halde Genel İdare Kurulu üyesi seçilmişti. Partiyi kökünden sarsan iç anlaşmazlıklara da aşağı yukarı böyle katıldı. Kurucuların partiyi İsmet Paşa’ya sattıkları iddiasına asla inanmamıştı. Fakat Milli Şef İnönü’den korkuyordu. Madem ki kendisi korkuyor, o halde kurucular da korkuyor. Madem ki korkuyorlar, teslim olacaklar çünkü İnönü’nün eski dostlarıdırlar, çünkü hepsi tek parti devrinin potasında bir arada kaynamışlardır. Halbuki, o ve arkadaşları bu potaya o güne kadar giremediler, yine de giremeyecekler!…

Şuur altını idare eden hisler bunlardı. Üstündeyse, kuruculardan birinin, gruba başkanlık edenin hal ve tavrındaki kabalıktan, genel idare kurulunun mebuslara fazla karışmasına, şu veya bu mebusun konuşmalarındaki şiddet bahanesiyle haysiyet divanına verilmesine kadar meseleler sıralanıyordu.

s. 38-40

EDE YAYIMCILIK

bilgi@edekitap.com
Buraya ilk Yorumu siz yazacaksınız

Yorumunuzu Ekleyiniz