Adalet Menzili

Adil Yakubov
АДИЛ ЯКУБОВ

Adalet Menzili

Türk yazının, Türkiyedeki denli güçlü kolları olduğu, yirminci yüzyıl biterken görüldü.

 

Batılıların karanlığı yaşadığı orta çağda, Türklerin altın çağında, insanlığa armağan edilen bilimle içiçe yapıtların ardından bir suskunluk dönemi yaşandığı yadsınamaz.

 

Türk uygarlığının ardından bilgiyi ele geçirenlerin, insanlığın ortak birikimi bilgiyle elde ettikleri iktisadi, askeri ve kültürel güçlerini, zorla, istilalar ve işgallerle oluşturdukları egemenlik alanlarında yaşayan halkların değerlerini sömürme aracı olarak kullanmaları bu suskunluğun nedenlerinden biri olarak görülebilir.

 

Ancak bu baskılı çağlarda bile sözlü gelenekten beslenen Türk Yazınının, Türkiye dışındaki kollarının, içten içe yandığı, odun sönmediği, tersine, çekilen acılar, zulümler ve insanca yaşam için ortaya konan neredeyse insanüstü çabaların koru canlı tutmayı sağladığı anlaşıldı. Doksanlı yılların başında, yıkılmaya başlayan duvarların ardında, ocağı koruyanların, odu söndürmeyenlerin birbirinden değerli öykülerinin olduğu, dağılan küllerin altında capcanlı cevherin çağını bulduğu görüldü.

 

Cengiz Aytmatov ile başlayan, Halimat Bayramuk, Abdullah Kadiri, Tirkiş Cumageldi, Adil Yakubov, Hamit Nutki, Cengiz Dağcı, Hıdır Amangeldi, Ayaz İshaki gibi pek çok yazarın varlığı, Türkiye’de, ancak o yazarların yurdu bağımsız olduktan sonra bilinir oldu. İstenilen düzeyde olmasa da Türkiyedeki okurlar için yeni bir kaynağın oluştuğu görüldü.

 

Yayınevlerinin bilinç düzeyi yükseldikçe, okurların ilgisi büyüdükçe, daha çok sayıda Türk yazarın yapıtı betikevlerinde yer bulacağa, betikliklerde kendine alan açacağa benziyor.

 

Özbekistan Türkçesinden Türkiye Türkçesine

 

Türk okurunun buluştuğu çağdaş Türk yazarlarından Adil Yakubov’un, Türkiye’de basılan yapıtlarından biri Adalet Menzili. Özbek Türk’ü yazarın öz lehçesiyle yazdığı romanı, Türkiye Türkçesine Ahsen Batur aktarmış. Özbek Türklerinin yaşamlarından kesitlerin, geleneklerinden izlerin bululunabileceği öyküyü özgün kılan, konuşulamayan, yazılamayan dönemlerin iyi-kötü yanlarının, sanatsı bir biçemle ve yüksek kültür iyesi bakışla aktarılmış olması, denilebilir.

 

İstilalar ve işgallerle geçen onyılların, Özbek Türklerinin duruşuna, vakur tavrına çentik dahi açamadığını, sabır ve dirençle kötülüğün geçmesi çabasının sekteye uğramadan sürdüğünü, öykünün satır aralarında görmek olası.

 

Kimi zaman iç döküş, yakarış, kimi zaman başkaldırı, kargış, kimi zaman kendi halince, özünce söyleşiylerle, yalın anlatımlarla dolu bu güzel yapıttan küçük bir alıntı, betiği henüz okumayanlara içeriğin baylığını sezinletebililir:

 

“Ormana düşen ateş, yaşı da yakarmış, kuruyu da. Merhum genel müdür terk-i dünya eyledikten hemen sonra başlayan bu yangında sadece ceplerini haram parayla doldurup, ense geliştiren, dünyanın hakimi benim diyenler değil; damadı Suyun Burgut gibi ağzına haram lokma koymayan temiz insanların da alevler içinde kaldıklarını görüp duran Gazi, bu şom haber gelmeden önce de keyifsiz ve eli yüreğinde dolaşıyordu.

 

Ama bütün bunlardan daha kötüsü, şu anda sadece çalı çırpıyı değil, koca çınarları bile yakıp kül eden bu orman yangınına giremeyeceğini görüyor olmasıydı. Yine de yaşlı gözleri masum çocuğun gözleri gibi şefkat dilenircesine bakan, kendisinden yardım bekleyen şu saf ve köylü kadınla bunu nasıl anlatacaktı?”

 

"Bilgi Paylaştıkça Büyür."
  •  
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share
İlk Yorumlayan Siz olun

BU YAZI YORUMA AÇIK