Title Image

9. Hariciye Koğuşu

Peyami Safa
Peyami safa

9. Hariciye Koğuşu

Cumhuriyet dönemi Türk yazınına romanlarıyla katkı veren Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı yapıtını öz yaşamının izleğinde kurgulamıştır. Osmalının çöküşü ve Cumhuriyetin Kuruluşu sürecinde değişken görüşleri ve tutumlarıyla da bilinen yazar, sağlıkla ilgili bilgilerini romanlarında genişçe sergilemiştir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda veremle ilgili neredeyse tüm terimler Türkçe ve Latince olarak yer almış; hastalığın bedensi etkileri, ruhta yarattığı dönüşümler ve davranış değişiklikleri safha safha aktarılmıştır.
ilk baskısı 1930 yılında okurla buluşan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa’nın, tamamı on üç betikten oluşan roman dizisinin sekizincisidir.

 

Küçük Bir Münakaşa

 

“Paşa bana sordu:
– E… Doktor Ragıb’ı nasıl buldun, bakalım?

Bu sualin ehemmiyetini derhal anladım: Ciddî bir danışma. Ben küçükken bile bazı fikirlerime ehemmiyet veren Paşa’nın artık bugünkü düşüncelerimden kendine göre amelî neticeler çıkaracağını biliyordum.
– Sevimli adam.

Dedim ve durdum. Sözlerimi tanzim ediyordum.

– Başka? Başka? dedi.

Kapıdan çıkmak üzere olan yengemin piyano üstünde birşey aramak bahanesiyle odada kaldığına ve benim cevabımı beklediğine dikkat ettim.

– Başka?… diye biraz düşünür gibi yaptım. Cevaplarım hazırdı.
Devam ettim:

– Kurnaz bir adam. Hilekâr demiyeceğim, aleyhinde bulunmak istemem, fakat basit bir insan.

– Ne gibi?

– Yalnız menfaatlerini sayacak kadar hesap biliyor.

– Pekâlâ… Bu adam…
yengeme bakıyor, kararını vererek devam etti:

– Bu adam bir kızı mes’ut edebilir mi?

– Basit bir kızı mes’ut edebilir.

– Meselâ bizim Nüzhet’i mes’ut edebilir mi? Ciddî bir muhakeme yapar gibi sustuktan sonra, cevap verdim:
– Hayır!

Hâlâ piyanonun üstünde birşeyler arar gibi yapan yengem, biraz şiddetli bir hareketle bana döndü:
– Niçin? dedi.

Teşhisinden emin bir doktor sükûnetiyle cevap verdim:
– Çünkü, Nüzhet’in birçok arzuları vardır ki o adam anlıyamaz.

Yengem, vücudunun birçok parçaları asabiyetle kımıldanarak, sesini yükseltti:
– Ne gibi arzular? Bir genç kız ne isterse bu adam yapabilir: Rahat ettirmek, giydirip kuşatmak, iyi muamele etmek…

– Hayır yenge! Bir genç kızın istediği şeylerin bu, binde biri bile değildir. Devir değişti. Hele Nüzhet sefalet görmüş bir kız değil ki, rahat etmek, iyi giyinmek onun için bir saadet olsun. O, zaten rahat. O başka şeyler ister.

– Ne ister?

– Kendine yakın bir insan ister. Koskoca bir doktorla anlaşamaz. Bu adam Nüzhet’ten on altı yaş büyük.

Yengemin daha fazla sinirlenmesinden çekinerek bahsi kestim:
– Fakat bunlar benim ilk görüşlerim. Siz o zatı daha evvelden tanıyorsunuz, daha iyi bilirsiniz.

Bütün bu konuşuşumda, kendimden ummadığım bir itidal, kendileriyle münakaşa edilmeyecek kadar haklı adamların itidalini göstermiştim. Paşa bir iki kısa kahkaha ile, bana taraftarlığını ilân etmişti.

Yengem, piyanonun üstünden rastgele birşey alarak dışarı çıktı. Bu aldığı şeyi sofada elinden atarak parçalaması bile mümkündü. O kadar sinirli bir yürüyüşü vardı.

Paşa ile aramda bir sükût oldu. Bu köşkün bütün kaderi bu sessizliğin içinde idi, benim kaderim de. Bunun vehametini hissediyordum. Hiçbir şey söylemeye cesaret edemedim. Paşa mırıldandı:

– Nüzhet senin kardeşin. Onunla beraber büyüdünüz. O senin kardeşin!

Birdenbire hiç beklemediğim bu sözler karşısında hayretimi gizlemedim. Bu birihtar! Her şeyi bilen bir adamın ihtarı.

Büyük bir cesaretle sordum:
– Yani?

– Sen onun iyiliğini istersin ve rastgele evlenmesini arzu etmezsin.

Te’vil mi ediyordu? Tasdik ettim.” s.126

 

"Bilgi Paylaştıkça Çoğalır"
No Comments

Post a Comment