Hakka Sığındık
Vazifeme sadığım. Fakat vicdanımı da çiğnemek istemem, kanun sizi tevkifimi emrediyor, vicdanım ıtlakınızı… Her ikisine de hürmetimi göstermek için şimdi makam-ı aidine istifanamemi takdim ediyorum.
Vazifeme sadığım. Fakat vicdanımı da çiğnemek istemem, kanun sizi tevkifimi emrediyor, vicdanım ıtlakınızı… Her ikisine de hürmetimi göstermek için şimdi makam-ı aidine istifanamemi takdim ediyorum.
Şık denince elinde gantı, cebinde kartı olan, fakat üstünde nakdi bulunmayan nazenin, derhâl bastonuyla, kostümüyle, nazarlarda tecessüm eder!
Ekber, Timurun yedinci ve Türk diliye yazarak bırakmış olduğu eşsiz eserlerle adını edebiyat âleminde de yaşatmağa muvaffak olan Babur’ün birinci torunudur.
Nüzhet'in yeknesaklıktan bu şikâyeti, fena isteklerin başlangıcı mıydı? Yoksa birkaç günkü dargınlığımızın bir genç kız ruhunda açtığı his boşluğundan yorulması mı?
Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir heyeti ictimaiyenin yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir; yüzde seksen, doksanı bilmez; bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak
Yatağına girdiği zaman yedek subayın zihninde, “Türkçe bir sürü köy ve yer isimleri dolaşıyordu. Sonunda bütün o hoş adların, o Serinpınar, Gülbahar, Akçay, Karsu, Narlıca,
Anara, babasının çalışma masasında Moskova’ya çekilmek üzere yazılmış bir telgraf gördü: “Sabira, biz geliyoruz” diyordu telgrafta. Küçük kız kalemi eline aldı ve ince bir yazıyla
Anjel, Garp metaının Şark’ta para ettiğini bildiğinden ve kendini de o metalardan biri addeylediğinden hem ziyaret hem ticaret maksadıyla Mösyö Maksim’in peşine takılır, birlikte Dersaadet’e
Bulgar soykırımından kaçan sivil Türklerin, yurtlarından koparılışı, Nazlı ve Emin adlı iki gencin birbirinden koparılışıyla özdeşleşen bir izleğe oturtuluyor.