Title Image

Vurun Kahpeye

Halide Edip Adıvar
halide edip Adıvar

Vurun Kahpeye

Osmanlının çöküşüyle başlayan zor günlerde geçen ve Türk Kurtuluş Mücadelesinin alt metni oluşturduğu Vurun Kahpeye, Öğretmen Aliye özelinde küçük bir kentte yaşanılanları aktarıyor.

 

Halide Edip Adıvar’ın, kimi yapıtları sinema ve televizyon kurmacaları olarak uyarlandı. Vurun Kahpeye adlı romanı da, farklı yıllarda üç kez Yeşilçam filmleri arasında gösterime girdi.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun hemen başında, 1923 yılında yayımlanan Vurun Kahpeye,  yazarın Milli Mücadele dönemini anlatan betikleri arasında, Ateşten Gömlek ile birlikte kamu üzerinde büyük etkisi olan yapıtlarından biridir.

 

VURUN KAHPEYE'den

 

“Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmıyacağım; vallahi ve billahi!


 

Aliye kasabaya öğretmen olarak geldi. Yüzü, henüz açılmıyan bir gül goncasının utangaç kırmızılığını, çekingen güzelliğini taşıyordu.

 

Pembe, ince yüzü üstünde iki kocaman menekşe gibi siyah kirpikli gözleri, küçük bir çocuk burnu, yüzünün bütün bu kararsız ve çekici inceliğiyle çelişen bir nar çiçeği goncası gibi garip bir ağzı vardı.

 

Biraz yumuşak ve kıvırcık siyah saçları, özenerek örttüğü sıkı, siyah başörtüsünün altından şakaklarına, ensesine boşanıyor; yanaklarına, boynuna dökülüyordu.

 

Aliye, yumuşak bakışlı, enli omuzlu, Yemen’den Kafkas’a, Kafkas’tan Suriye’ye geçmiş ve kaybolmuş kahraman, fakat isimsiz ve talihsiz bir yüzbaşı ile dal gibi ince, zavallı ve içli, Fatihli bir verem kadının çocuğu idi.

 

Asker babası ona henüz gelişmeyen iç kudretini, verem anası ise veremlilerin ezelî ve hasta içliliğini vermişti.

 

Anasını çok küçükken kaybetmiş ve bütün çocukluğu, Kız Öğretmen Okulunun tahta sıraları arasında geçmişti. Bütün yetim kızlar gibi şifasız bir şefkat ve sevgi ihtiyacı, yine bütün kimsesizler gibi her bakıştan kendi ruhuna kaçan, gömülen çekingen ve sessiz bir ruhu vardı.

 

Annesi Öldükten sonra babasının izini Kafkaslarda kaybetti ve bütün sevmek ihtiyacını baş hademe Güllü Kadının ihtiyar ve tembel kedisine bağladı.

 

Son yılında sinirli ve ateşli bir genç öğretmenin Anadolu’da çalışınız telkinini, herkesin bir moda diye sadece söyleyip tartıştıkları bu fikri, ruhuna yakıcı ve olumlu bir ülkü olarak yerleştirdi.

 

Diploma alır almaz taşrada iş almak için Maarifin koridorlarında dolaşmaya başladı.

 

Fatih’te fakir, ters, ihtiyar bir halanın evinde oturuyordu. Basit bir yağmurluk içinde dalgalanan ince vücudunun; siyah başörtüsü içinde duygulu bir çiçek gibi açılan güzel başının kendine çektiği ilân-ı aşklar ve peşine düşmeler, onu ilgilendirmedi.

 

Maarifin koridorlarında iş bekleyen yorgun ve umutsuz öğretmenlerin taşra hizmetinden vebadan ürker gibi kaçan, İstanbul’da bir yer bulabilmek için her aşağılığa katlanan hallerine küçümseyerek baktı.

 

Nihayet hiçbir kimsenin gitmediği (…) kasabasının açık bulunan öğretmenliğini kendisine verdikleri zaman tek ve eski bir sandıkla Haydarpaşa’dan trene bindi, 
gitti.
..”

 

"Bilgi Paylaştıkça Çoğalır"
No Comments

Post a Comment