Falih Rıfkı Atay
Falih Rıfkı Atay, Osmanlı devletinin çöküş yıllarındaki bungun günlerin, yılmaz, dirençli bir aydını olarak öne çıkan; içerden, dışardan desteklenen yıkıcı kötülüklere başkaldıran kuşağın içerisinde etkin olan bir yazın adamıdır.
Falih Rıfkı Atay, Osmanlı devletinin çöküş yıllarındaki bungun günlerin, yılmaz, dirençli bir aydını olarak öne çıkan; içerden, dışardan desteklenen yıkıcı kötülüklere başkaldıran kuşağın içerisinde etkin olan bir yazın adamıdır.
İran’da yaşayan genç kuşak aydınlardan Leyla Norouzi, bulunduğu coğrafyadaki yazıcılar hakkında, bilgilendirici bir yazı dizisi kaleme aldı.
Uzun yıllar Kırgızistan basın ve yayın kuruluşlarında pek çok görev alan gazeteci, yayımcı ve şair Şaylobek Düyşeyev, Sovyetler yıkıldığında SSCB Yazarlar Birliği Üyesiydi.
Abdullah Ziya Kozanoğlu, ilk betiği Kızıl Tuğ ile 1965 yılında basılan son öyküsü “Kubilay Han’ın Gelini” arasında kırk dolayında yapıtı kalıt bıraktı. Öykülerinin hemen hepsi çizgi roman olarak yayınlandı; bir çoğu sinemaya uyarlandı.
Tebriz'de egemen Türk kültürünün beslediği aydın düşüncesiyle öyküler yazan, senaryoları filme alınan Türk sanatçı.
Mankurt ninniden çok hoşlanmıştı. Rüzgârın sertleştirdiği, güneşin kavurup kararttığı yüzünde tatlı bir yumuşama, bir hoşlanma dalgası görüldü. Onun yüzündeki bu değişmeyi gören ana sevindi, umutlandı.
Cumhuriyet döneminin aydınlığında, özgür düşüncenin, kimlikli duruşun yazındaki öncü aydını Attila İlhan, 1925 yılının, altıncı aynın, on beşinci günü Menemen'de doğdu. Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu, Karşıyaka Ortaokulu, İzmir Atatürk Lisesi, İstanbul Hukuk Fakültesinde öğrenim gördü. Öğrenim çağının başlarından beri yazınla, öncelikle koşukla ilgilendi. Yazının koşuk, uzun öykü, deneme
İkinci Dünya Savaşının gazaplı günlerinde, yaşanan acıların, çekilen çilelerin ve dayanılmaz özlemlerin bulut bulut her yana yayıldığı, her gönülü yaktığı zulmet havasında, onca kötülüğe karşın iyiye tutunma çabalarını unutturmayan bir öykü.
İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasıyla Kırgızların Sovyetler Birliği içerisinde yaşadıklarını, yaşıyormuşçasına okumayı, Cengiz Aytmatov’un yapıtlarına borçluyuz.