İÇİNDEKİLER

Savaşta İran’ın Kültürel Mirası

Leila Norouzi
Leila Norouzi

Savaşta İran’ın Kültürel Mirası

Silahlı çatışmalar, insan yaşamını, askeri ve ekonomik altyapıyı ve toplumların tarihsel kimliğini somutlaştıran kültürel mirası tehdit eden ve tahrip eden çok boyutlu toplumsal süreçler olarak tanımlanmaktadır. Kültürel mirasın savaş sırasında zarar görmesi, fiziksel yapıların yıkımının ötesinde, ortak belleğin ve tarihsel sürekliliğin kesintiye uğraması anlamına gelir. Bu nedenle kültürel varlıkların korunması, uluslararası hukuk ve kültürel miras politikaları açısından önemli bir tartışma alanı oluşturur.

İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik askeri müdahale girişimleri, Orta Doğu’daki kültürel miras alanlarını ciddi biçimde tehdit eden ve bölgesel istikrarı zedeleyen bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Özellikle 12 Haziran 2025 tarihinde başlayan ve 12 gün süren çatışmalar, İran’daki bazı kültürel ve kamusal yapıların zarar görmesine neden olmuştur. Bu süreçte İran devlet yayın kurumu olan İRİB (Seda ve Sima) yerleşkesinin modern yapısının hasar görmesi, savaşın kültürel altyapı üzerindeki etkisini görünür kılan örneklerden biri olmuştur.

Son saldırılar, 2026 yılının mart ayının başında başlayan yeni saldırılar ise, kültürel miras açısından daha ciddi bir tehdit ortaya çıkarmıştır. Bu saldırılar sırasında Gülistan Sarayı yerleşkesinin bazı mimari unsurlarının zarar görmesi, savaşın İran’ın tarihi mirası üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşımıştır. Sarayda bulunan değerli tarihî eserlerin daha önce güvenlik amacıyla başka bir yere taşınmış olması, koleksiyonun korunmasını sağlamış olsa da yapının mimari bezemeleri ve özgün mekânsal özellikleri saldırılardan etkilenmiştir.

Savaş ve Kültürel Mirasın Korunması

Silahlı çatışmalar sırasında kültürel mirasın korunmasına ilişkin en önemli uluslararası düzenlemelerden biri, 1954 tarihli ve Silahlı Çatışma Halinde Kültürel Varlığın Korunmasına Dair Lahey Sözleşmesi’dir.  Bu sözleşme, devletlere kültürel varlıkların korunması konusunda hem savaş hem de barış zamanında sorumluluk yüklemektedir.

Ancak modern savaş teknolojileri ve kent merkezlerinde gerçekleşen saldırılar, kültürel mirasın korunmasını giderek daha zor hâle getirmektedir. Özellikle hava saldırıları ve uzun menzilli silah sistemleri, hedef alınmayan yapıların da dolaylı olarak zarar görmesine neden olabilmektedir. Bu durum, tarihî kent merkezlerinde bulunan anıtsal yapıların ve kültürel alanların yüksek risk altında kalmasına yol açmaktadır.

İran’ın en önemli tarihî yapılarından biri olan Gülistan Sarayı, Kaçar döneminin mimari ve sanatsal özelliklerini yansıtan bir saray kompleksidir. 2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen yapı, İran monarşisinin tarihsel merkezlerinden biri olmasının yanı sıra mimari bezemeleri ve saray mekânlarıyla dikkat çeker.

Leila Norouzi
Savaşta hasar gören Gülistan Sarayı (Kaynak: AA)

Önceki saldırıda, 2025 yılındaki on iki günlük savaş sırasında, saray kompleksinde bulunan değerli sanat eserleri ve tarihî nesneler olası saldırılara karşı korunmak amacıyla daha güvenli bir yere taşınmıştır. Bu önlem, müze koleksiyonunun fiziksel olarak zarar görmesini engellemiştir. Ancak 2026 yılının mart ayında başlayan yeni saldırılar sırasında sarayın mimari yapısı belirli ölçülerde hasar almıştır.

Özellikle sarayın özgün mimari karakterini oluşturan bazı unsurların zarar gördüğü belirtilmektedir. Bunlar arasında:

– Saray cephelerinde bulunan mimari bezemeler ve dekoratif yüzeyler,
– Geleneksel İran mimarisinin önemli öğelerinden olan ahşap kapılar,
– İran’da orsiolarak adlandırılan, renkli camlı ahşap kafes sistemine sahip süslemeli pencereler,
– Sarayın en önemli mekânlarından biri olan Ayna Salonu
yer almaktadır.

Leila Norouzi
Savaşta hasar gören Gülistan Sarayı (Kaynak: AA)

Gülistan Sarayı’ndaki aynalı salon, İran saray mimarisinde sıkça görülen ayna mozaik tekniğinin en önemli örneklerinden biridir. Bu tür mekânlar, mimari niteliklerinin ötesinde, saray kültürünün temsil edildiği törensel alanlar olarak da büyük önem taşır. Bu nedenle söz konusu mekânın zarar görmesi, bir mimari unsurun tahribatının yanı sıra, İran saray kültürünü simgeleyen bir alanın hasar görmesi olarak değerlendirilebilir.

Leila Norouzi
Savaşta hasar gören Gülistan Sarayı (Kaynak: AA)

Benzer biçimde, 2025 yılındaki çatışmalar sırasında hasar gören İran devlet yayın kurumu olan İRİB yerleşkesi, savaşın tarihî yapıların yanı sıra modern kamusal yapılara da zarar verdiğini göstermektedir. IRIB, İran’da televizyon ve radyo yayıncılığının merkezi konumundadır ve modern mimari özelliklere sahip geniş bir yerleşke içerisinde faaliyet göstermektedir.

Modern döneme ait yapılar, tarihî anıtlar kadar olmasa da toplumsal hafızanın ve kültürel üretimin somut göstergelerindendir. Bu nedenle, savaş sırasında bu tür yapıların tahribi yalnızca fiziksel kayıp değil, kültürel yaşamın sürekliliğinin kesintiye uğraması anlamına gelmektedir.

Önceki saldırıda, 12 gün savaşında hasar gören, İran devlet yayın kurumu olan İRİB yerleşkesi (Kaynak: AA)

Modern yapılar için korunma gerekliliği, uluslararası sözleşmeler ve koruma çerçevelerinde de vurgulanmaktadır. 1972 UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi ve 2003 UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunmasına İlişkin Sözleşme, yalnızca tarihî anıtları değil, modern mimari ve kamusal yapıların da toplumsal ve kültürel değerini korumayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, DOCOMOMO (Modern Hareket’in Yapılarının, Alanlarının ve Mahallelerinin Belgelendirilmesi ve Korunması) gibi uluslararası kuruluşlar, modern dönemin mimari ve kentsel mirasını belgeleyerek ve koruyarak sözleşmelerin uygulanmasını desteklemektedir. Sözleşmeler ve bu tür organizasyonlar, savaş ve doğal afetler sırasında modern yapıların korunması için devletlere yükümlülükler tanımakta ve kültürel mirasın sürekliliğini güvence altına almaktadır.

Bu bağlamda IRIB gibi modern kamusal yapıların zarar görmesi, uluslararası koruma çerçevelerinin uygulanmasının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Modern mimari mirasın korunması estetik bir kaybın önlenmesinin ötesinde toplumların bilgi üretim süreçlerinin, kamusal iletişim altyapısının ve kolektif hafızalarının sürekliliğinin güvence altına alınması anlamına gelmektedir.

Kentsel Doku Üzerindeki Yıkıcı Etkiler

İran’ın tarihsel dokusu, farklı medeniyet ve dönemlere ait mimari katmanları bir arada barındırmaktadır. Pers, Selçuklu, Safevî, Kaçar gibi dönemlerinden kalan saraylar, ticaret yapıları, dini yapılar, konutlar ve modern dönem yapıları, ülkenin farklı şehirlerinde gözlemlenebilmektedir. Bu çeşitlilik, İran’ın zengin tarihî ve kültürel mirasını somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Savaş sırasında meydana gelen patlamalar ve saldırılar, belirli hedeflerin yanı sıra çevredeki mahalle dokularını da etkileyebilmektedir. Bu durum, özellikle eski mahallelerde bulunan tarihî konutların, sokakların ve küçük ölçekli mimari unsurların zarar görmesine de yol açabilir.

Kent dokusunun zarar görmesi, çoğu zaman anıtsal yapıların tahribatından daha geniş bir kültürel kayıp anlamına gelmektedir. Tarihî mahalleler, sadece mimari yapılardan değil; sosyal ilişkilerden, gündelik yaşam pratiklerinden ve mekânsal örgütlenmeden oluşan bir bütün olarak değerlendirilmektedir.

Böylelikle kültürel mirasın zarar görmesi, toplumların geçmişle kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkiler. Saraylar, müzeler ve tarihî mahalleler, bir toplumun tarihsel kimliğini temsil eden mekânsal referans noktalarıdır. Bu nedenle savaşın kültürel miras üzerindeki etkisi, fiziksel yapıların zarar görmesinin ötesinde, kültürel hafızanın zedelenmesi olarak değerlendirilmelidir.

Leila Norouzi

leila.norouzi@edekitap.com

Kiyusk öyküler betiğinin yazarı; Seni Seviremden Bir Pantomima, Saat Senin Gözlerinin Vaktındaydı koşuk betiklerinin şairi; Ben İsmet, Kara Yol, Kayıt (Dönüş), Selvi Uykusu kurmacalarının yönetmeni, mimar.

Buraya ilk Yorumu siz yazacaksınız

Yorumunuzu Ekleyiniz