Title Image

Yıkım

Ayşenur Teke
Ayşenur Teke

Yıkım

Sol ayağım izmaritin yanına gelince durdum. Kafamı aniden sesin geldiği yöne doğru çevirdim. Tam o anda hayatımın en zor anlarından birini yaşadığımın farkına vardım.

Bugün karşı apartmanı yıktılar.

Kocaman iş makineleri, tonlarca ağırlıktaki beton yığınlarını, iki saat içerisinde toplayıp gittiler.

Balkonda öylece oturup yaptıkları işi seyrettim. Hülya beni her fark ettiğinde, “Kapıları da açık bırakıyorsun, evin pisliğine bak, kalk süpür” diyerek emirler veriyor. Utanıp ne diyeceğimi bilemez halde, sessizce uzaklaşmasını bekliyorum.

Dikildiği andan itibaren sağlam olmadığını anladığım bina, ilk depremde kendini bırakıvermişti işte. Binayı boşalttıktan sonra gelip yıktılar. Eskiden bu balkonda yemek yer, gökyüzünün en güzel renklerini sergilediği anı, gün doğumunu huşuyla izlerdim. Hülya da onca çabama rağmen kalkmazdı yatağından, “sabahın körüymüş”, güneş başka ne zaman doğuyorsa…

Okulu bitirdiğim yıl, karşıya bu apartmanı diktiler.

Ben de Hülya gibi olmuştum; artık sabahları kalkmak için hiçbir sebebim kalmamıştı.

Şimdi içimde bir umut var. Güneşin doğmasını bekliyorum.

Kapı açıldı.

Baktım Serpil.

Canım sıkıldı.

Ne işi var burada?

Yanımda olmadı mı sakin kalıyorum; acıyorum bize. Bir başkasını geçtim, insan kendisine acır mı? Ben acıyorum. Onca yaşanan güzel günlerin ardından, kendimi ondan kurtulmaya odaklamışken, artan ev ziyaretleri rahatsız edici. Hülya’nın dediklerine göre kovamazmışım, ayıpmış, Umurumda değil…

Her zaman ki yerine oturup kahvesini bekledi.

-Yarın sabah yürüyüşe çıkacağım, gelecek misin? dedi.

-Yarın evde yokum ben.

-Nereye gideceksin?

-Hiçbir yere ama yokum evde… Özel biriyle buluşmam var… Sabahın bu saatinde, kaçırmamak için, oturdum onu bekliyorum… Gelmesine daha çok var ama olsun, ben beklerim…

Gözleri büyüdü. Kalktı, kapıyı çarptı, hızla gitti.

Hülya’ya anlattıklarını duyuyorum. Onu aldattığımı artık açık açık söyler olmuşum. Beni dinlemiyor ki! Soru sormasını dahi bilmiyor! Sonra ben kötü ilan ediliyorum…

Sesinden belli ağlıyor.

Ben de ağlamak istiyorum; yaşamım boyunca yalnızca anlaşılmak, azıcık da olsa sevgiyle kavrulmak istedim.

Kafamın içindeki seslerle süren davamla ayağa kalktım, yürüdüm, izmaritin yanına gelince durdum.

Uzaktan, Serpil’in ayak seslerinin hızlandığını duydum. Kafamı, aniden kırılan vazonun olduğu yöne doğru çevirdim. Serpil elindeki kırık vazo parçasıyla üzerime koştu. İşte tam o saniye anladım, ne benden ne de ondan hiçbir halt olmazdı.

Bütün gücüyle elime sapladı vazo parçasını. Kendimi anlatmamın, anlaşılmayı beklememin hiçbir anlamı yoktu, sustum.

Serpil, odaklanmak istemediğim hakaretleri, ardı arkası kesilmeden sıraladı.

Hülya hışımla balkona daldı.

Komşular, neredeyse herkes, bizim balkona bakıyordu.

Hiçbir tepki vermedim, elimden sızan kana odaklandım.

Damarlarımdan aslında kan değil; sevgiye, mutluluğa, aşka ve yaşama olan hevesim akıyordu…

 

Ayşenur Teke

"Bilgi Paylaştıkça Çoğalır"
No Comments

Post a Comment