Müze gezmek ve Milli Bilinç

Bunları bilmeyen bir nesil bu ülkeye ne gerek?..
Bir Arpa Boyu Yol

Müze gezmek ve Milli Bilinç

Bakü’de rehberimize sordum: “Müzeler kaçta kapanıyor.” “Saat 18.00” dedi. Saat 16.00’da müzenin kapısındaydım.

1991’de henüz SSCB dağılmadan gittiğim Bakü’de gezdiğim ve hayran kaldığım, 18 yıldır hasretini çektiğim Edebiyat Müzesinin, Genceli Nizami’nin dev heykeli ile etrafındaki güzelim parkının önünde yer alan güzel binasının köşesinden dönüp kapıya geldik. Kapı kapalı. Üstünde bir yazı var: “Randevu alıp geziniz”.

Telefon açtık. Cevap geldi. “Müze kapandı.” Rica minnet “Hızlı gezip not alacağım. Türkiye’den geldim” diyerek izin aldık. Ayağımıza takılan bez galoşlar ile müzeye layık bir rehber kız, bizi aldı ve güzelim müzeyi hızlı ama tüm teferruatları anlatarak gezdirdi.

 

Edebiyatın müzesi nasıl olur? İlk gezdiğimde beni şaşırtan, sonra yeniden çağıran bu müzede neler yok ki?
Binanın dışında en ünlü Azerbaycan edebiyatçılarının renkli tablolarının asıldığı büyük boy pencereler, altında onlara ait ünlü beyitler, sözler…

 

Geçmiş burada görücüde…

 

Binanın içi temiz, huzurlu. Divan-ı Lugat-it Türk, Kaşgarlı Mahmut, Dede Korkut, Genceli Nizami, Karamanlı Mehmet Bey, Köroğlu, Fuzuli, Yesevi, Cedidciler odaları…

Azerbaycan tarihinde kullanılan alfabeler, bunlara ait tarihî taş tabletler, fotoğraflar, taş baskılar, tablolar, ilk baskısından son baskısına kadar meşhur edebi kitaplar, Dede Korkut hikâyelerinin resmedildiği tablolar, halılar, kitaplar…

Dede Korkut’un hayatının tasviri, temsili heykeli, edebiyatçıların yaşadığı yerlerin işaretlendiği kabartma haritalar, ünlü eserlerin içindeki olayların resmedildiği tablolar, el dokuması resimli kıymetli halılar, edebiyatçıların eşyaları, tarihî yazım, kırtasiye malzemeleri…

Ülkenin maketi üstünde şairlerin çıktığı şehirlerin ışıklı işaretleri, şairlerin, yazarların odalarının eşyaları, resimleri, kitapları, hayatlarını anlatan tablo ve heykeller ve hatta mimarlar ve yaptıkları eserlerin maketleri…

Edebi eserlerle ilgili ilanlar, afişler, reklam, resim, tabloları; ünlü destanların halı ve tablodaki tasvirleri; ünlü sözlerin, dizelerin yazıldığı tablolar…

 

Bir duvarda ise acı vardı: Komünizm döneminde, fikirleri ve yazdıkları yüzünden sürgün ve idam edilen tüm edebiyatçıların resimleri, bir büyük tabloda toplanmış, duvara asılmış. Bu tablonun önüne de dev bir siyah demir kapı, parmaklık koyulmuştu. Tablodaki, aslında demir parmaklık ardındaki şairlerin mahkûm edilmiş hâli, insanın içine kanlı bir yumruk gibi oturuyordu.

 

Huzur verici bir yolculuk

 

Edebiyat müzesi, adı gibi edebî, edebli ve huzur verici, ruha yolculuk yapılan bir düzen içinde idi. Belki daha önemli bir konu ise Azerbaycan’ın kültüre verdiği önemi rehberleri vasıtası ile ispat etmesiydi.

Bu sefer gezdiğim Tarih Müzesi, Edebiyat Müzesi, Zerdüştlerin ibadethanesi olan Ateşgâh’taki, içeri şehirde bulunan Şirvanşahlar Sarayı, Gız Galasındaki (Kız Kalesi), rehberlerin hepsi, üniversite bitirmiş, kendi tarihlerini ve bunun siyasî yansımalarını ve sonuçlarını çok iyi bilen, bunları eksiksiz, aynı heyecan ile anlatan gençlerdi.

Her müzede bize bir rehber, anlatmak, öğretmek için eşlik etti. Bizi düşündüm. Ne bir tarihî alanda, ne bir müzede rehber ile gezmiştim. Yoksa bizde de rehber vardı ama para ile mi bize (ya da turiste) bizi anlatmayı bekliyorlardı? Müzelerimiz için ödenen onca (hiçte ucuz değil) giriş parası ne içindi? Vitrin seyreder gibi yapılan müze gezileri bile, özellikle de çocuklarımıza ne ifade edecekti?

Hadi diyelim bu kadar bilinçli, eğitimli rehberimiz yok; Berlin’deki Bergama Müzesi (bizden sökülüp götürülen dev tapınağın aynen, yeniden kurulup sergilendiği, hatta Babil’in Asma Bahçeleri’nin de aynen yeniden kurulduğu bina) gibi de mi yapılamazdı?

Kapıda size verilen bir dinleme cihazı ve kulaklık ile istediğiniz dildeki düğmeye basarak, müzeyi adım adım geziyor, her bilgiyi alıyor, hatta “Şimdi sağa bakın, şu basamağa oturun, beş dakika dinlenin ve bu esnada sağınızdaki önünüzdeki şu sütunlara bakarak eski günleri hayalinizde canlandırın” gibi ifadelerle eski dünyanın her şeyi yudum yudum hissettiriliyordu. Bu da mı yapılamazdı?

 

Karabağ içimizde bir yara

 

Bakü’deki tüm rehberlerin bize anlatımları sırasında Ermenistan-Karabağ Meselesi ile ilgili göndermelerde bulunmaları, sınır kapısı ile ilgili kaygıları, Karabağ Olayları ile ilgili bilinç ve bilgileri çok dikkat çekici idi.

Edebiyat Müzesindeki su gibi güzel kız, bize şiirlerin anlamlarını bile anlatıyordu. Bu durumda bizim rehberlerimizi düşünmemek ve kıyaslamamak ne mümkün.

Yabancı hayranlığı olan, Roma-Bizans anıt ve destanlarını anlatıp, Türk Edebiyatı ve tarihini teğet geçmiş, fark etmemiş, öğrenmemiş ve önemsememiş çok sayıda gencimizi düşününce içim hüzün doldu. Bunlardan kaç tanesi Türk Edebiyatından 3-4 beyit, 1-2 biyografi 3-5 şairin temel eserlerini sayabilecekti?

 

Dünyada Tek

 

Dünyanın tek Minyatür Kitaplar Müzesi’ndeki binlerce, kibrit kutusu boyutundaki kitap, İçerişehir’de, Şirvanşahlar Sarayı’nın yolu üstünde, yalnızca bir salon büyüklüğündeki bir alanda sergileniyor. Ve yaşlı bir rehber kadın bu ev salonu boyutundaki müzede size en az bir saat anlatacak bilgi sunuyor, hem de heves ve heyecanla.

Yıllar önce Mardin’de Süryanilere ait bir dini tesisi gezmeye gitmiştik. Bizi bir genç gezdirdi, her şeyi tek tek anlattı, gösterdi, biz yorulduk, o yorulmadı. Sonra bize su, çay ikram etti. Metropoliti çağırıp tanıştırdı, sohbet etti. Bu genç kimmiş biliyor musunuz? Ticaretle meşgul olan, haftanın belirli günleri gelip burada tüm gün gönüllü rehberlik yapan bir üniversite mezunu genç…

 

Yurt dışında rehberlik yapan, gerçekten de işini iyi yapan bir kısım rehber dışında, yurt içinde bize ve yabancılara bizi anlatabilen kaç hevesli, heyecanlı rehberimiz var? Kaç rehberimiz ezberden her şairden, yazardan 3-5 beyit, birkaç mısra, 3-5 paragraf okuyabilir? İngiltere’de Şekspir’den bir kaç paragrafı ezbere okuyamadan kaç öğrenci diploma alabilir?

Kültür Bakanlığımız Türkiye’de hiç müze gezmemiş kaç vatandaşımızın olduğunu biliyor mu? Avrupa’da ve İsrail’de Yahudi Soykırım Müzeleri’nin, Toplama Kampı ve Fırınlarının turistlere gezdirildiği, bunlardan tüm dünyanın haberdar olduğunu biliyoruz. Ama Erzurum’daki müzemizde, Ermenilerin katlettiği Türklere ait buluntuların olduğu bölümden kaç Türk’ün haberdar olduğunu, kim biliyor? İstanbul’daki müze sayısından kimin haberi var?

 

Ağlanacak halimiz

 

Gerek İstanbul, gerek Türkiye’nin diğer yerleşim yerlerinde özel gayretlerle açılmış sayısız müzenin hiç ziyaretçisiz geçen günlerinin olduğunu, bazılarının kapılarına kilit vurmak zorunda kaldıklarını bilen var mı? Dünyanın gelişmiş ülkelerinde okul çocuklarının mutlaka müze gezdiklerini, bunu eğlenceli hâle getirdiklerini, oradan bir eser ya da bölümle ilgili ödev alıp yaptıklarını bilen var mı?

 

Hepimiz özellikle de çocuklarımız mutlaka her yıl birkaç müze gezmeli, oradan ödev alıp yapmalı. Eser korumayı, tanımayı öğrenmeli. Bu işi vazife, eğlence, bilinç için yapmalı. Bilinçli bir gelecek için yeni neslin bunu yapması şart.

 

Hemen bir Türk Tarihî ve Türk Edebiyatı Müzesi kurulmalı. Gençler, çocuklar ister ellerinde teyp, kulaklarında kulaklık ile isterse akıllı, bilinçli, keyifli rehberler eşliğinde, buraları gezmeli.

Kâh şiirden beyitler, kâh destandan parçalar, kâh tarihî, edebi kişilerin kendi seslerinden konuşmalar, müzik-marş eşliğinde buradan zevk almayı ve bilinçli olmayı öğrenmeli.

Yorgun insanlar sıradan yerlerde değil, müzelere ait çay/kahvehanelerde tarih-kültür-edebiyat dinletileri arasında dinlenmeyi çay-kahve içip, yorgunluk atıp, bir şeyler öğrenmeyi, yeni güzelliklerle tanışmayı arzu etmeli.

Çünkü müze tarih demek.

Çünkü müze kültür demek.

Bunları bilmeyen bir nesil bu ülkeye ne gerek?

 

Bir arpa Boyu Yol s.167



"Bilgi Paylaştıkça Büyür."
  •  
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share
İlk Yorumlayan Siz olun

BU YAZI YORUMA AÇIK