Title Image

Abdal Halil Ağa

Muharrem Kömeçoğlu
12 Şubat

Abdal Halil Ağa

Abdal Halil Ağa evinin avlusuna girip kendi eliyle büyüttüğü asmanın altındaki çardağa doğru yürüdü. Boynundaki ekmek teknesi davulu çıkarıp oturdu her zamanki yerine.

-Fatey, Fatey çayım hazır mı, diye seslendi karısına.

 

Halil Ağa günün bu saatinde dağ çayı içmeyi severdi. İkindi ezanı biraz önce okunmuş, gün akşama doğru yol alıyordu. Yeni yürümeye başlayan küçük kızı Yeter, güvensiz adımlarla yürüyüp çardağa geldi. Halil Ağa uzanıp aldı kızı kucağına. Yeter pek severdi babasının gür sakallarıyla oynamayı. Abdal Halil Ağa şehirdeki diğer Abdallar gibi düğünde dernekte davul çalardı. Mesleğinin erbabı ve Abdalların ağasıydı, Halil Ağa. Sayıları fazla olmasa da bir mahalle onların adıyla anılıyordu Maraş’ta. Nereden geldiniz diye soranlara; “Maraş’ın him taşını biz diktik” derdi Abdal Halil Ağa.

 

Fatey, elindeki çay tepsisini Halil Ağanın yanına bıraktı yavaşça.
– Hoş gelmişsin ağam
– Hoş gördük, hoş gördük.
Fatey, Halil Ağanın kucağındaki Yeter’i almaya davrandı.
-Gel balam, gel de ırahat etsin baban. Yeter isteksizce geçti Fatey’in kucağına.

 

Uzaktan bir at kişnemesi duyuldu. Kişnemeye bir köpek sesi karşılık verdi durmaksızın. Abdalların arasında at besleyen yoktu. Beslemeye de güçleri yoktu zaten.
-Kim ola bu atlı diye sordu Fatey.

 

Biraz sonra sorusunun cevabı kapıda belirdi. Fatey, kızını alıp içeri geçti hemen. İki atlı atlarıyla girdiler avluya. Halil ağa gelenleri görünce davranmadı bile yerinden. Destursuz girmek ancak işgalcilerin gelişiyle zıvanadan çıkan bu şımartılmışlara yakışırdı.

 

Gelenler Hırlakyan’ın adamları Agop ve Kirkor’du.
-Halil sen misin diye sordu biraz yaşlı olan Agop.
-Benim ne diyon?
-Yarın İtürmez’in dağından Fransız ordusu geliyor; bir davul alıp, iki adamınla, zurnayla bunları karşılayacaksın.

 

Halil Ağa şöyle bir doğruldu yerinden hiddetle; elindeki çay bardağı çalkalandı, bir kısmı beyaz şalvarına döküldü.
– Ney ney? Ben mi karşılayacağım?
– En iyi davulcusu sen değil misin Maraş’ın? Davulla zurnayla karşılayacaksın Fransızları! İşte paran, yetmezse daha veririz. Atlı, parayı vermek için kesesine davrandı.

 

Halil Ağa oturduğu yerden yekindi;
– Dur hele! Koy o keseyi yerine! Değil bir kese, davulumun kasnağını altınla doldursanız, ben din gardaşlarımın bağrına çomağımı vurmam.
– Uzun etme Halil Ağa çalacaksın, dedi genç olanı.

 

Bu sözler üzerine daha da sinirlenen Halil Ağa, yanındaki çay tepsisini konuşanlara doğru fırlattı. Atlılar işin ciddiyetini anlayıp gerisin geriye avludan çıktı. Çıkarken Kirkor döndü Halil ağaya;
– İlk yakılacak ev seninki olacak Halil Ağa haberin olsun. İki tokmak vuracaktın altı üstü!
– Din bahsidir ağa bu, din bahsi…
Agop ve Kirkor atlarını koşturdular, yüreklerindeki kinle beraber…

 

Muharrem Kömeçoğlu

"Bilgi Paylaştıkça Çoğalır"
No Comments

Post a Comment